İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

44 gazeteci mahkeme önünde

Ragıp Zarakolu

1968 yılında yani 20 yaşında, ANT Dergisinde yazmaya başladım. Yayın yönetmenim, 1960’lı yıllarda günlük Akşam gazetesini bir efsane haline  getiren Doğan Özgüden’di. Bir yıl sonrada ANT’ın yazı kurulunda Harun Karadeniz, Faruk Pekin ile birlikte yeralmış olmaktan hayatım boyunca onur duydum.

1971, 12 Mart Darbesi patlak verdiğinde, aralarında Yaşar Kemal, İsmail Beşikçi, Tektaş Ağaoğlu, Fethi Naci, Osman Arolat, Alpay Kabacalı, Yaşar Uçar, Can Yücel, Hüseyin Baş, Çetin Özek, Yalçın Yusufoğlu,
İdris Küçükömer, Sencer Divitçioğlu,Mehmet Emin Bozarslan, Zekeriya Sertel, Ahmet Aras, Emintürk Eliçin, vd. de yeraldığı ANT yazarları hakkında istenen toplam hapis cezası 500 yılı aşmıştı. Benim payıma da
yazılarımdan dolayı istenen 30 yıl düşmüştü. Bu da “yetmez” denmiş, “sivil”deki bu davaların yanında, Sıkı Yönetim şimdikine benzer “torba” davaları ile, hakkımızda ayrıca sadece gazeteci olarak değil, “komünist örgüte mensup olmaktan da dava açmaktan imtina etmemişti.

1974 affı ile davalarımız düşmese idi, herhalde ancak 2000’li yıllarda dünya yüzünü görecektik.
Necmettin Erbakan efendi af için taahhütte bulunduğu halde, gece yarısı, kendi takımını kurtardıktan sonra bundan caymış, “ben komünistleri bıraktırmam” diyerek, zindandan çıkmamızı engellemeye
çalışmıştı. Biz ancak Anayasa Mahkemesinin, “eşitsizlik” gerekçesi ile Af Yasasının bu bölümünü iptal etmesi üzerine serbest kalabilmiştik. 12 Eylül 1980 Darbesinden sonra ise Sosyalist ve Kürt Basının hakkında
istenen hapis cezaları 1000 yılı, evet yalnış duymadınız 1000 yılı aşmıştı.

Bu çerçevede DEMOKRAT Gazetesi kurucusu ve yöneticisi olarak Arelan Başer Kafaoğlu, Emil Galip Sandalcı, Aslan Kahraman, Adnan Arkadaş ve benim hakkımda açılan dava Sıkıyönetimde 10 yıl devam ettikten sonra, İstanbul 2 Nolu Ağır Ceza Mahkemesinde beraat ile sonuçlanmıştı. Daha sonra onlarca genç arkadaşım ile birlikte, Özgür Gündem gazetesi editörleri, yazarları ve muhabirleri olarak önce DGM kapılarını, daha sonra da özel yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin önce Gülhanedeki eski MORG binasındaki ve daha sonra Beşiktaştaki sıraların eskitmiştik. Artık bu macera, Çağlıyan’daki “şık” binada devam edecek.
44 genç gazeteci arkadaşımın, gazeteci olduğuna “tanıklık eder” ve derhal serbest bırakılmalarını “talep ederim”. 
İnfo-Türk Genel Yayın Yönetmeni Doğan ağabey,  DİHA ajansı, Azadiya Welat ve Özgür Gündem , Evrensel ve Birgün gazetelerinde yazan 44 gazeteci arkadaşın bugün [dün] ÖYM önüne çıkarılışı vesilesiyle,
“Türkiye için ve Avrupa için utanç verici bir dava!” başlıklı, kamuoyunaçok anlamlı bir açıklama yaptı ve bunu gazeteciliğe başlayışının 60. yıldönümü olan 9 Eylül 2012 tarihi ile ilişkilendirdi:
“Türkiye Cumhuriyeti’nde gazeteciliğe tam 16 yaşında, 9 Eylül 1952 günü İzmir’de başladım.
Türkiye’yi demokratlaştırmak iddiasındaki Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarıydı. Ama Türkiye’nin seçkin yazar ve sanatçılarının da aralarında bulunduğu 184 kişi komünistlik’ten zindandaydı. Bunu muhalif gazeteci ve yazarların da giderek artan sayılarda zindanlara atılması izledi.
Türkiye’ye demokrasi getirmek iddiasıyla DP’ye karşı 27 Mayıs 1960 darbesini yapan subaylar da tutuklu Kürt aydınlarını zindanda tutup seçkin Kürt şahsiyetlerini sürgün ederken uluslararası ün sahibi
yazarımız Aziz Nesin’i ve seçkin gazeteci İhsan Ada’yı zindana göndermekte gecikmedi.
Koalisyonlar döneminin, 1971 ve 1980 darbelerinin, post-modern darbelerin hedef tahtasında her daim gazeteciler, yazarlar, sanatçılar oldu, emekçilerin, Kürt halkının, ulusal azınlıkların hak ve
özgürlüklerini savunanlar oldu.
60 yıllık meslek yaşamımda, sürgün yıllarım da dahil, baskı, soruşturma, dava, mahkumiyet, sürgün ve hattâ ölüm tehdidinden başka bir şey tanımadım.
Bunların öyküsü iki cilt halinde yayınlanan “Vatansız” Gazeteci adlı bin sayfalık anılarımda belgeleriyle mevcuttur.
Meslek yaşamımın 60. yıldönümünde kendi kavgalarımdan bahsetmek istemiyorum. Sadece Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve NATO üyesi, Avrupa Birliği’nin de aday üyesi Türkiye’de
basın ve ifade özgürlüğünün hâlâ ne denli utanç verici düzeyde olduğunu vurgulamak istiyorum.
Üç gün sonra son yüzyılın en kanlı askeri darbelerinden birinin, 12 Eylül 1980 Darbesi’nin yıldönümü. Tüm demokratikleşme iddialarına karşın Türkiye’de hâlâ bu darbenin anayasası yürürlükte, Kürt halkına
ve ulusal, dinsel azınlıklara karşı baskı ve zulüm hâlâ aynı hunharlıkta sürdürülüyor.
Sayılarla konuşursak:
Geçmiş 60 yılın hiçbir döneminde Türk zindanlarında bu kadar çok gazeteci olmadı. Bugün Türk zindanlarındaki gazeteci sayısı 83.Geçmiş 60 yılın hiçbir döneminde Türk zindanlarında bu kadar çok
sayıda siyaset adamı ya da kadını olmadı. Bugün Türk zindanlarında sadece KCK davalarından demir parmaklıklar ardında olanların sayısı 2bin’i aşıyor.
Ve de yarın, 10 Eylül 2012’de, 44 gazeteci İstanbul’daki bir Türk mahkemesinde “terörist” olarak yargılanacak. Türk’üyle, Kürd’üyle, Ermeni’siyle, Asuri’siyle, Elen’iyle, Yahudi’siyle ve de 50’ye yakın etnik grubuyla Türkiye halkları buna layık değildir.
Avrupa Birliği’ni özgür halkların barış ver sosyal adalet içinde yaşama projesi olarak gören Avrupa halkları buna layık değildir.
Yüzyıllardır 16 devlet kurmuş olmak, Avrupa Birliği’ne Almanya’dan sonra ikinci en güçlü devlet olarak girmek, Ortadoğu coğrafyasında “Yeni Osmanlıcı” bir hegemonya kurmak iddiasındaki tüm Türk
siyasetçileri bu manzaradan utansın.
Böyle bir devleti hâlâ Avrupa Birliği’ne aday görüp pazarlık sürdüren, düşünce özgürlüğü ihlalleri karşısında yeterince ses çıkartmayan, Türk kökenli seçmenlerin oylarını çekebilmek için Ankara’nın her
dayatmasına kafa sallayan Avrupa siyasal partileri ve liderleri utansın.”
Doğan Özgüden [İnfo-Türk Genel Yayın Yönetmeni, http://www.info-turk.be]

Yorumlar kapatıldı.