İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Saadet Partisi GIK Üyesi ve Milli Gazetesi Yazarı Doğan Bekin’e açık mektup

Turabdin’e gidip Süryanileri tanıma ve sorunlarını dinlemeyi düşündünüz mü? Konu: 23 Mayıs 2012 tarihli Milli Gazetesi’nde ‘Toprak satışıyla ortaya çıkan yeni tehlike’ başlıklı haberde Süryanilerle ilgili düşünce ve iddialarınız üzerine.

Turabdin’e gidip Süryanileri tanıma ve sorunlarını dinlemeyi düşündünüz mü? Konu: 23 Mayıs 2012 tarihli Milli Gazetesi’nde ‘Toprak satışıyla ortaya çıkan yeni tehlike’ başlıklı haberde Süryanilerle ilgili düşünce ve iddialarınız üzerine
Sayın Bekin,
Ben Kürt asıllıyım. Aslen Turabdin’in tarihi Dara kentindenim. Uzun bir zamandır insan hakları konusunda çalışıyorum. Birçok insan hakları kuruluşu üyesiyim. Halen, Mezopotamya Çocuk Haklarını Araştırma ve Koruma Enstitüsü’nde çalışmalarımı yürütüyorum. Ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi Koalisyonu çalışmalarına da katılıyorum. Süryaniler üzerinde araştırmalarım mevcut.
İzninizle, 23 Mayıs 2012’de Milli Gazete’de yayınlanan ‘Toprak satışıyla ortaya çıkan yeni tehlike’ başlıklı haberdeki açıklamanız konusundaki düşüncelerimi yazıp, sizinle paylaşmak istiyorum.
Sizlere Süryanilerin yoğun olarak yaşadığı ‘Turabdin’ bölgesinden kısa olarak bahsetmeme izin verin:
Bizler yani Turabdin’de doğup büyüyenler, Cizre’den (Cizîra Botan) aşağısından başlayıp, Nusaybin (Nisêbîn) ve Kamışlı’yı (Qamişlo) kendine katıp, Urfa (Riha) sınırından Diyarbakır’ın (Amed) aşağı kısmına kadar uzanan, Mardin (Mêrdîn) ve Midyat’ı kendine merkez yapıp, İdil’i (Hezex) de kendinden sayan yerlere Turabdin diyoruz.
Turabdin, birçok kültüre analık etmiştir. Burada yaşamış ve şu anda sadece adıyla, kültürel ve tarihi miraslarıyla tanınan birçok uygarlık, bu güzellim bahçeye rengini vermiştir. Her renk, buradaki kültür, dil, düşünce ve inançları etkilemiştir. İnanç ve kültür zenginliklerinin birbirine saygı içerisinde yaşadığı yer olmuştur. Onun içindir ki bu bölgeye, ‘Tanrıyı sevip, O’nu kalbinde yaşatan kullarının Dağı’ yani ‘Turabdin’ denilmiştir.
Hz. Musa’yı sevenlere kucak açtı burası. İlk Yahudilerin buralara gelme tarihi tam olarak bilinmiyor. Musa’ya kalpten bağlı olan çok küçük azınlığın, Cizre, Nusaybin, Diyarbakır hattı üzerinde yaşadıklarını biliyoruz.
Hz. İsa’ya gönül veren evliya ve azizlerin çalıştığı ilk mekanlar burada oluştu. Hz. İsa’nın dili olan Süryanice ile tarihi ve kültürel değeri büyük olan, yazılan kitaplarla birlikte ve Kutsal
İncil’in orjinal örnekleri de burada bulunduğu söylenilir.
İnsanlığın babası sayılan Hz. Ibrahim’in Urfa’da ve Hz. Nuh’un da Cizre’de yaşaması (türbesi Cizre’de), Hz. Muhammed Efendimizin soyundan gelen Zeynelabdin ve eshabından Selman-ı Farısi hazretlerinin türbelerinin Nusaybin’de olması, bölgede yatan ismi bilinen evliya, azizler ve ismi tanınmayan ve ziyaret akınına uğrayan kutsal türbeleri ile, bölgenin, kültürel anlamda zenginliğinin ve manevi anlamda ne kadar ruhlara deva olduğunun en büyük kanıtı olsa gerek.
Bölgenin diğer güzelliği ise, tüm inançlara ait ibadethanelerin birbirine yakın olmasıdır. Bayramlarda karşılıklı ziyaretler. Buradaki, cami ve kiliselerde el sıkışmalar, fakirlere yardım elinin uzatılması ve Allah’ın bir olduğuna inanan, O’nun kitapları olan Tevrat, İncil ve Kuran-ı Kerim’e inananlar arasında var olan tolerans ve kardeşlikten bahsetmek gerek.
Bu güzellik, bölgeye en son hakim olan Osmanlının son dönemlerine kadar böyle devam etti. Zira Osmanlı, bir halkın yoğun olarak yaşadığı yerlere, Yunanistan, Kurdistan vb coğrafik tanımalara saygı göstermiştir. Birçok halk kendini özgürce ifade etmiştir. Ancak unutmamak gerekir ki ulusların birlikteliğinin devamı, tıpkı bugünkü AB’de olduğu gibi, özgür irade, karşılıklı çıkar, işbirliği ve gönül birliliğiyle mümkün. Baskı, zülum, tehcir ve kıyımlarla birliktelik sağlanamayacağı, 1. ve 2. Dünya savaşının felaket sonuçlarından anlamak mümkün.
Sayın Bekin,
1914-15 ve sonrasında çok kültürel yapılı olan Turabdin’de yaşayan kadim kültürlerin asimilasyon, yok sayılma, kendi toprağından sürülmesiyle ilgili politika ve yaşanılan kıyımlar sorunu bugüne dek cesaretle masaya yatırılmadı. Katledilenlerle ilgili araştırmalar yeterince yapılmadı. Göçertilenlerin akıbetleri sorulmadı. Talan edilen mal ve mülklerin iadesi gündeme gelmedi. İnsanlığı derinden yaralayan ve el atılması gereken bu yara, el atılması gereken bir önemli sorun gibi değil de, malesef, partilerarası çıkar ve politik kavgalara, ya da Kürt-Türk kavgasına dönüştürülerek prim kazanılmaya çalışılıyor ve bununla gündem değiştiriliyor. Ve kaybedilen insanlar, yaşanılan acılar, talan edilen malk mülklerine rağmen, bu talanın ve kıyımın devam etmesi için spekülatif haber ve yorumlarla halk galeyana getirilmek isteniyor ve azınlığa indirilen değerlerimiz de ortadan kaldırılmak, göçertilmek isteniyor.
Süryaniler, bu bölgedeki en eski halklardan birisi. Belirtilen, 1914-15 ve sonrasındaki insafsız politikalar yüzünden, bugün bölgedeki nüfus oranı birkaç bin ile ifade edilmekte. Buranın en kadim halkı, bu ülkenin vatandaşı olan Süryanilerin tapulu olan mal, mülk ve kendilerine ait olan işyerlerinin değişik tarihlerde gaspedilip el konulması, kızlarının zorla kaçırılıp evlendirilmesi konusu, bölgede yapılacak küçük bir araştırma ile ortaya çıkartılması gerekip, özür dileme ve hak iadesi gündeme getirilmesi beklenirken, Süryanilerin devlet kurma ideali –Türkiye’nin dünyanın sayılı militer ve polisiye gücüne sahip olması ve Kürtlerin bölgede örgütlü bir güç olduğu bilinmesine rağmen, tarafınızca iddia edilmesi acı vericidir.
Buna ek olarak, yaşanılan tarihi olayları bilimsel ortamlarda, Ankara, Diyarbakır, Mardin vb. yerlerde tartışılmasını savunan, acıların dinmesi için Kürtleri ve Türkleri de dinlemek ve birlikte adım atmaktan bahseden, hiçte yüksek olmayan maliyesiyle çalışan ve tüm etkinlikleri hukuk çerçevesinde olan, bir insan hakları örgütü ‘Seyfo Center’ suçlu olarak göstermektesiniz. Bu çok düşündürücü bir durum.
İnsan hakları örgütlerine saldırı, çalışanlarını ihbar etme, zindana tıkmaya kadar getirme, bunu milliyetçılik adına, gazeteci olarak yapma Türkiye’de sıkça duyulan bir gerçeklik. Bu basın-yayın ve gazetecilik mesleği adına utanç verici bir durum.
Ayrıca, uluslararası hukuk ve imzalanan uluslararası antlaşmalarda ve iç hukukta yer alan haklarına rağmen, devletçe el konulan ve yerel bir aşiret reisine bağlı kişilerce gasp edilmek istenen Mor Gabriel Manastırı topraklarının sorununu, sırf Süryaniler Hristiyan inancına bağlı oldukları için, ‘Vatikan’a bağlı’ oldukları vurgusunu öne çıkartıyorsunuz. Ve AKP’yi suçlu olarak gösterip, topa tutuyorsunuz.
Aslında kişi olarak ben de AKP’nin başta olduğu bu dönemde, halkın oylarıyla seçilen Kürt temsilcilerinin cezaevinde olması, Kürt çocuklarına karşı terörle mücadele kanunlarının uygulanması, Kürt dilinin resmi dil olmasını engelleme konusundaki tavrını eleştiriyorum. Ancak AKP’nın yaptıkları olumlu çalışmalarını da görüyorum. Kürt sorunun özgür ortamda tartışılmasındaki hoşgörüsü, diğer azınlıkların sorunlarının hukuk yoluyla çözüme kavuşturmadaki dolaylı ve olumlu tavrı, 12 Eylül cunta üyelerine karşı mahkeme yolunu açılması, Ergenekon vb örgütlerin üzerine gitmesi ve en önemlisi memleketin sivil idare tarafından idare edilmesi yönündeki çabalarını önemsiyorum. Bunun devam etmesi, bir insan hakları çalışanı olarak en büyük isteğim.
Süryanilerin bölgede, dil ve kültürlerini korumaları için kurumlarını oluşturma, var olan dini ibadethaneleri insanlığın ziyaretine açma ve bu halkın kendi bölgesinde yatırım yapmasını, ülkenin güvenliği, siyasi tıkanıklığın giderilmesi, bölgenin gelişmesi ve geleceği açısından önemli görüyorum. Gasp edilen mallarının devlet ve Kürtler tarafından iadesi için, yapılan tüm çabaları önemsiyorum.
AKP’nin bölgedeki kültürel ve inançsal değerlerimize saygı göstermesini bekliyoruz. Bunu hükümeti yönetmekle yükümlü olan bir partiden beklemek en doğal hakkımız.
Kürtlerin de bu süreçte Süryani kardeşlerinin yanında olmasının gerekliliğini vurguluyorum.
Mor Gabriel Davası bu ülkeyi seven, çok renkliliği korumak isteyenlerin da davasıdır. Mor Gabriel ve tüm kültürel ve inançsal değerlerimizi korumak, ana vazifemizdir.
Sayın Bekin,
Hz. İsa efendimize ilk inananların, bu hak dinini yayanların, Allah’ın yolluna ‘ser’ koyan evliya ve azizlerin bir kısmı Mor Gabriel Manastırı’nda uyumaktadır. Mor Gabriel, dün olduğu gibi, bugün de her dinden insanlara, Kürtlere, Türklere, Araplara kısacası herkese kapısı açık olan, hoşgörü, sevgi ve kardeşlik kaynağından bir pınardır.
Hem Osmanlı ve hem de ardından gelen Cumhuriyet yönetimine, belli olan bağlı toprakları için vergisi verilmiştir. Bununla ilgili belgeler mevcut. Manastıra ait bir kısım topraklara devletçe el konulduğu ve buna ek olarak bir aşirete mensup kişilerce el konmaya çalıştığı sorununu gündeme getirmek gerek. Bu haksızlığa son vermek gerek. Haklının hakkını yemek hiç bir inanca ve hukuka sığmaz. En son, benim de bulunduğum bir toplantıda, Süryanilere karşı yapılanların vicdansızlık olduğunu söyleyen kişi, bir devlet yetkilisi odluğunu vurgulamama izin veriniz..
Bu gerçekleri görmeniz için, Turabdin’i ziyaret etmeniz ve yetkililerle görüşmeniz yeterli.
Bu anlamda, bu kutsal mekana ait topraklarına el konulması, Hz. İsa efendimizin dili olan Süryaniceyi yaşatan, insanlık ve kardeşlikte ısrar eden, evliya ve azizlerin yattığı bir yeri, Mor Gabriel’i hedef almanız anlaşılamaz.
Bırakın, o güzelim insanlar kabirlerinde rahat yatsınlar. Mor Gabriel’in her karış toprağında bu evliya ve azizlerin emeği ve teri vardır. Bu kutsal toprakları korumak, senin, benim, tüm parti ve inançların, kısacası insanım diyen herkesin vazifesi olmalı, diye düşünüyorum.
Sayın Bekin,
Mardin doğumlu olduğunuzu biliyorum. Politik kuşkularınızdan arınmış bir Bekin olarak, Turabdin’e seyahat edip, bu kutsal toprakları ziyaret etmeyi düşündünüz mü? Süryanilere misafir oldunuz mu? Mor Gabriel’i ziyaret ettiniz mi? Ebunemiz, kalbi Tanrı sevgisiyle dolu, insan sevmekten başka hiç bir suçu olmayan, güzel insan Metropolitimiz ve kalbimiz, Samuel Aktaş ile tanıştınız mı?
Bu halkın çektiğı acılara yenisini katma günahına girmeyin. Vebali büyüktür. Turabdin’e gidin. O kutsal toprakları ve yatan ulu insanları ziyaret edin. Tüm günah ve sevabınızla, renginiz ve inancınızla sizleri ağırlayacaktır Turabdin. Bir de Süryanilerin misafiri olun. Dünyanın en eski mutfak ve misafirperverlik kültürünün tadına varın. Gerçekleri yerinde görün. Ve elinizi vicdanınıza koyarak, yazınız diyorum.
Dostlukla. Selamlarımı iletiyorum.
Gabar ÇIYAN
MIR-Mezopotamya Enstitüsü
İnsan Hakları Sektionu
Yönetim Kurulu Başkanı
Not: Sayın Bekin’ın açıklamaları için, http://www.milligazete.com.tr/haber/midyat-a-vatikan-kolonisi-239870.htm linkine bakınız

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: