İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘Dersim özür değil manevra’

Özgür Ulusoy

1915’in 100. yılı yaklaşırken Ermenistan nasıl bir hazırlık içinde? İstanbul Kültür Üniversitesi GPoT Merkezi ile Erivan Basın Kulübü’nün düzenlediği ziyaret çerçevesinde bulunduğumuz başkent Erivan’da bu soruları Ermenistan’ın önde gelen siyasi partilerinin temsilcilerine yönelttik. Karabağ ve sınır kapısının açılması konusunda aldığımız yanıtlar üç aşağı beş yukarı aynı: Karabağ ülke güvenliği açısından büyük önem taşıyor… Türkiye sınırları önkoşulsuz olarak açmalıdır… Soykırıma gelince, muhalefetteki Ermeni Ulusal Kongresi’nden Levon Zurabyan, “Bu Türkiye’nin ahlaki sorumluluğu, bizim değil” mesajı verirken Ermenistan Devrimci Federasyonu’ndan (taşnaksutyun) Giro Manoyan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Dersim için dilediği özre benzer bir özrü hakaret olarak göreceklerini söylüyor.

Ermenistan açısından önem taşıyan 2015 tarihi yaklaşırken başkent Erivan’da görüştüğümüz Ermeni Ulusal Kongresi üyesi Zurabyan’a göre, özür konusunda baskı Türkiye’de milliyetçi direnci arttırıyor. Zurabyan, “Soykırımı tanıyıp tanımamak Türkiye’nin ahlaki sorumluluğudur” diyor.

Özgür Ulusoy
Cumhuriyet- Sınırımızın kapalı, aramızın açık olduğu kapı komşumuz Ermenistan’a ilk kez, bundan yaklaşık 3 yıl önce, ilişkilerin normalleşeceği umutları doğuran protokollerin imzalanmasının arifesinde gitmiştim. Protokol süreci, imzalardan kısa süre sonra tıkandığından, ilişkiler hâlâ “anormal.” Peki, protokoller hâlâ masada mı, Ermenistan’ın Türkiye’den beklentileri nelerdir? 1915’in 100. yılı yaklaşırken Ermenistan nasıl bir hazırlık içinde? İstanbul Kültür Üniversitesi GPoT Merkezi ile Erivan Basın Kulübü’nün düzenlediği ziyaret çerçevesinde bulunduğumuz başkent Erivan’da bu soruları Ermenistan’ın önde gelen siyasi partilerinin temsilcilerine yönelttik.
Karabağ ve sınır kapısının açılması konusunda aldığımız yanıtlar üç aşağı beş yukarı aynı: Karabağ ülke güvenliği açısından büyük önem taşıyor… Türkiye sınırları önkoşulsuz olarak açmalıdır… Soykırıma gelince, muhalefetteki Ermeni Ulusal Kongresi’nden Levon Zurabyan, “Bu Türkiye’nin ahlaki sorumluluğu, bizim değil” mesajı verirken Ermenistan Devrimci Federasyonu’ndan (taşnaksutyun) Giro Manoyan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Dersim için dilediği özre benzer bir özrü hakaret olarak göreceklerini söylüyor.
“Erdoğan’ın Dersim’le ilgili yaptığı daha çok hakaretti, Ermenilere de bunu yapabileceğini düşünüyorsa bunu hakaret kabul ederiz” diyen Manoyan, Erdoğan’ın, Dersim özürünü “siyasi manevraya” benzetiyor. Muhalefetle tartışma içinde olan Erdoğan’ın, sanki hiç devlet yokmuş gibi suçu o dönem iktidarda olan muhalefet partisine atmasını doğru bulmayan Manoyan, “Bu devletin sorumluluğudur, devletin hükümetinin başının özürü bu olmamalı. İçten, samimi bir özür olmalı, aynı şeylerin yaşanmaması için bir adım atılmalı, Dersim’de bunu görmüyoruz” ifadelerini kullanıyor. “Özür nedir, bir daha bunu yapmayacağım demektir, aynı olayların bir daha yaşanmayacağını garanti altına almaktır, yoksa hay Allah oldu, özür dilerim demek değildir” diyen Giro Manoyan, Almanya ve Güney Afrika’da eğitim sisteminde ve kamuda yapılan değişiklikleri samimi özre örnek olarak gösteriyor. taşnaksutyun, protokollerdeki imzaların da çekilmesinden yana.
Giro Manoyan, sosyalist enternasyonel üyesi partisinin CHP ile ilişkisine dair sorumuzu yanıtlarken temaslarının kısıtlı olduğunu söylüyor ve ekliyor: “BDP ile ilişkilerimiz iyi, soykırımı sorgulamıyorlar.” Manoyan, 2015 için planlarına yönelik sorumuza, “Soykırımın tanınması ve haklar ayrı konular. Bunun için devlet, bireyler, kilise, diyaspora arasında bir uzlaşma olmalı” yanıtını veriyor.
Baskı milliyetçi direnci arttırıyor
Ermeni Ulusal Kongresi’nden Zurabyan, Erivan’da o güne kadar duyduğumuz görüşlerden farklı olarak “Soykırımın tanınmasının devlet politikası haline getirilmemesi gerektiği” görüşünde. Levon Ter-Petrosyan’ın 1990’larda bu yönde bir politika izlediğini kaydeden ve Türkiye’nin büyük bir güç olduğunun altını çizen Zurabyan “Türkiye toplumuna baskı yapılmaması gerektiğini söylüyorduk. Bunu yapınca milliyetçi direnç artıyor” ifadesini kullanıyor. Türkiye toplumunda soykırımın tanınması konusunda artık açık bir tartışma yürütüldüğünü, bu yönde büyük bir değişim yaşandığını teslim eden Zurabyan’ın “Soykırımın tanınıp tanınmaması Türkiye’nin ahlaki sorumluluğu, bizim değil. Tarihi sorgulamayı Türkiye’ye bırakmak gerekiyor. Özür zorla olmaz” ifadelerini dikkatle not ediyoruz.
Hükümeti soykırım meselesini satmakla suçlayan Zurabyan, “Bizim için soykırım pazarlık meselesi değildir” diyor. Zurabyan’a göre Türkiye’nin Karabağ konusundaki pozisyonu rasyonel değil. “Ekonomide İran ve Rusya’ya bağlıyız. Bunu kırabilirdiniz. Sınır açmak Karabağ’da çözümü kolaylaştırabilir” diyen Zurabyan, sınırın açılmasıyla Türkiye’nin Karabağ meselesinde Erivan üzerinde bir gücü olabileceği görüşünde.
‘Stalin bir hata yaptı’
6 Mayıs seçimlerinin galibi Cumhuriyetçi Parti’den Artak Zakaryan’ın protokoller açısından verdiği mesajlar önemli. Pek çok siyasi parti protokollerin bu haliyle kabul edilemez olduğunu düşünse de, Cumhuriyetçi Parti onaylama konusu masada olduğu sürece Türkiye’yi bekleyecek.
Zakaryan, “Tabii Türkiye’nin seçimi, Azerbaycan’la ilişkileri açısından kötü olacak diye düşünüyorsa, bunu Türkiye bilir. Diyaspora da sürece karıştık, biz iki ülkenin işi dedik, soykırımın tanınmasıyla ilişkilendirmedik. Top Türkiye’nin sahasında, Türkiye’nin adımlarını bekliyoruz” diyor. “Peki daha ne kadar bekleyecekseniz?” sorumuza da konunun yeni parlamentoda gündeme geleceğinin altını çizerek, “Zaten saat işliyor” yanıtını veriyor.
Protokollerde Karabağ meselesine atıfta bulunan tek bir sözcük bile olmadığını savunan Zakaryan’ın kendisi de Karabağlı. Zakaryan, “Stalin bir hata yaptı, bunu düzeltmek istiyoruz” diyor.
Behlül mü Emir mi?
Ermenistan’da ikinci durağımız, 1988’de depremin yerle bir ettiği Türkiye sınırına yakın Gümrü. Önce Gümrü garını merak ediyorum. Sınırlar açılmış olsa, yıllardır kapalı olan Kars-Gümrü demiryolu hattı yeniden işlemeye başlayacaktı. Biz gittiğimizde ıssızdı Gümrü garı… Keşke yeniden hareketlenebilse… Daha sonra şehrin en işlek caddesinde yürüyoruz. Herhalde bunlar Laleli’den gelmiştir dediğimiz kıyafetlerin satıldığı bir mağazaya giriyoruz. GPoT’tan Narod, dükkânda çalışan güler yüzlü Satenik ile sohbete başlıyor. Nereden geldiğimizi soruyor, Türkiye yanıtını alınca da Türkçe olarak “Nasılsın” sorusuyla karşılıyor bizi. 26 yaşındaki Satenik, Türkiye’yi dizilerden tanıyor. Uydudan en çok izlediği diziler, Adını Feriha Koydum, Deniz Yıldızı, Kuzey Güney ve bir de müzik kanallarını sıkı takip ediyor. Ben Arap dünyasında esen rüzgârdan yola çıkarak Kıvanç Tatlıtuğ’u tanıyıp tanımadığını soruyorum. Telaffuzumdan önce anlamıyor, “Aşkı Memnu” diyorum, “Haa, Behlül” diyor. Behlül’ü tabii ki beğeniyormuş ama Emir’i daha hoş buluyor. Tabii ki sınırların açılmasını istiyor. Dizilerden tanıdığı Türkiye’ye, özellikle İstanbul’a gitmek istiyor. Dükkânda konuştuğumuz bir müşteri, Türkiye’ye çalışmaya gidenlerin en büyük sıkıntısının, Türkiye’den çıktıktan sonra kendi ülkesinde en az 90 gün kalmasını öngören uygulama olduğunu söylüyor.
17 Mayıs 2012

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: