İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermenistan meselesi (2)

Mıgırdiç Margosyan / mmargosyan@hotmail.com
Kirvem, Geçen haftaki mektubumda Ermenistan Yazarlar Birliği ve Diaspora Bakanlığının müşterek davetiyle Ağrı Dağı’nın “öte yaka”sına, yani Erivan’a yaptığım uçak yolculuğundan bahsetmiş, bu arada siyasi mülahazalarla kapalı olan Türkiye-Ermenistan sınırları nedeniyle, ulaşım için geriye kalan yegane seçenek “tayyare”yle gitmek mecburiyetinde olan Ermenistan yolcularının geciken, hatta deyim yerindeyse bir bakıma sanki keyfi mazeretlerle aksayan “sefer”ler yüzünden gerek Atatürk, gerekse Zıvartnotz havaalanlarında tam anlamıyla “gavur eziyeti” çektiklerinden dem vurup, bu bapta derdimi ummana dökmüştüm!

Bu “girizgah”ın ardından, klasik söylemiyle “Yiyip içtiklerin senin olsun, gördüklerini anlat” faslına gelirsek, öncelikle belirtmeliyim ki, hani sık sık dillendirip altını çizdiğimiz “Türk misafirperverliği” geleneğinin, aynı minvaldeki “kopya”sını buralarda yaşamak hiç mi hiç şaşırtıcı değil.
Yani?..
Yani yedikleri önlerinde,  yemedikleri artlarında olan, daha da doğrusu bolluk ve bereketten yana şu kırtıpil Dünya “nimet”lerinden nasiplerini hayli almış, Sovyet rejiminin ardından “iş”lerini şu yada bu şekilde yoluna koyup, altlarındaki son model lüks arabalarla “oh keka!” kulvarlarında turlayan gerek “mutlu azınlık”, gerekse onların tam aksine kırık dökük, eski püskü minibüslerle tıklım tıkış, ayakta seyahat edip, bunun yanı sıra Kürtçe deyimiyle “nan u pivaz”, Ermenicesiyle “hatz u soğ” veya Türkçe “ekmek ve soğan” sofralarında “talim” yapanların hemen hepsi de, bu “misafirperverlik” konusunda birbirleriye yarışıyorlar vesselam!
Yarışıyorlar, çünkü kimisi Muşlu, Vanlı, Silvanlı, Arapkirli, Bitlis, Urfa, Diyarbakır, Sivas, Erzurum, Erzincanlı, özetin özetiyle nerdeyse hemen hepsi de Anadolu “kültür”ünün günümüze ulaşan “kalıntı”ları, onların “torun ve torbaları” olan bu insanların, ellerindeki bir lokma ekmeği veya “tandır”dan, “tonir”den çıkmış sıcacık bir lavaşa sardıkları peyniri sizlerle paylaşmaya kalktıklarında ne denli mutlu olduklarını görüp duygulanmamak mümkün değil…
Elindekini, avucundakini gerçekten de bölüşmeyi isterken, beri taraftan özellikle ekonomik anlamda iki yakasını bir araya getirmekten fersah fersah uzakta olan “mutsuz çoğunluk”un derdi, ne yazık ki “Bir dokun bin ah işit” cenahında devam ediyor.
Nitekim, tam da şu günlerde yapılacak genel seçimlerde, bütün bir hafta boyunca bindiğim taksilerdeki şoförlere hitaben “Hangi partiye oy vermeyi düşünüyorsun hemşerim!” sorularına, istisnasız, evet istisnasız hepsinin sanki söz birliği etmişçesine verdikler cevaplar ne miydi?
“Voç vokin!”
Türkçesi: “Hiçbirine!”
 Bu müddet zarfında benim kısmen kör, tümden şaşı gözlerimle görebildiğim, ya da tek hücreli “amip”ten farksız zar zor algılayabildiğim hislerimle söylemem gerekirse, kendi payıma aççık seçik diyeceğim şu ki; bizim ülkemizde ben özüm “anayasal” düzeyde “vatandaş” ama, asıl kimliğimle “sözde vatandaş” olarak yaşadığım bu güzel yurdumuzun, bu bizim Misakımızın millisindeki tüm meydanlarında “garip gureba” edebiyatıyla gezinip, bu taraklarda bez dokuyan, her fırsatta vatan, millet laga lugalarıyla “parsa” toplamayı hüner belleyen bilumum “muhterem”lerin hepsi de, tıpkı Ermenistan’daki insanlara oradaki politikacıların zırt pırt aşıladıkları “umut” tacirliğinden farksız davranmazken, yine görünen o ki, gerek Ağrı’nın “bu”, gerekse “öteki” yakasında yaşayan insanlar, aralarında çekilen dikenli tellere rağmen aslında aynı “kaknem”, aynı makus “kader”i paylaşıyorlar…
Yani?..
“Umut fakirin ekmeği: ‘Ye Memo ye! Ye Mıgo ye!”

http://evrensel.net/news.php?id=28427

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: