İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sosyalistlere göre Türkiye’nin Yapısı

Murat BELGE/Taraf Gazetesi

12 Eylül hiç olmasa, o zamanın sayısı elliye varan –belki de geçen– grupları o zamanki ideolojilerini acaba ne yaparlardı? Örneğin Maocu denen grupları düşünüyorum. Çin Komünist Partisi haldır haldır kapitalizm kurmaya başladığında, burada Halkın her nesiyse osu ne derdi?… Sovyet sosyalizmini benimsemiş olanlardan söz etmiştim. Onlar bugün ne anlatıyor olurdu? Tabii birçoğu “ulusalcı” olarak durumu kurtardı –bütün bu gruplardan. “Faşizan milliyetçilik, eski sosyalistin bakım evidir” diye bir vecize yaratabiliriz.“Komprador kapitalizmi”ne de değindim. Türkiye’nin yapısı, Türkiye sosyalizminin elinde, bir muamma haline geldi. MDD hareketi bu “bağımlı ve feodal” masalı üzerinde direttikçe, TİP de Türkiye’yi “demokratik devrimi”ni tamamlamış bir burjuva cumhuriyeti gibi görerek, öbür uca gitti…Bir de “oligarşi” diyenler vardı. Oligarşi daha çok Latin Amerika’yı tanımlamak için kullanılan bir terimdir; şu rastlantıya bakın ki Türkiye’nin oligarşik bir yapısı olduğunu söyleyenlerin aklındaki mücadele yöntemi de Latin Amerika’nın gerilla hareketlerinden esinlenmişti… “Deve”-“Kuşu” gibi bir ülke. Ne ararsan var.

**********
 Türkiye sosyalistlerinin Türkiye halkına sunduğu analizlerin, programların vb. niteliği üstüne konuşmaya başlamıştım. Gerçi şu günlerde “güncel” konu bol: “1 Mayıs’ı kim yaptı?” mı istersiniz, “Tiyatroyu kim yıktı?” mı?.. Konu bol. Onlara da ileriki günlerde gelmek üzere, ben gene bu konuya devam edeyim bugün. Bu konu, ister istemez, bir süreden beri aralıklarla tartıştığımız “sosyalizm” konusuna da bağlı zaten. “Türkiye’de sosyalizm”, her ne kadar kendine özgü ve benzeri pek bulunmayan özelliklerle bezenmiş olsa da, “dünyada sosyalizm”den büsbütün kopuk değildi. Çünkü zaten bir yerde hoşuna giden bir model bulup onu taklit etmek üzerine kuruluydu.
12 Eylül toplumun üzerinden bir silindir inceliğiyle geçerken en çok solu ezmeye önem verdi. Sonunda ezdi de. Ama sol bundan önce halkın gözünde altmışlardaki “çekim”, “merak”, “saygı”, nesi varsa, zaten tüketmişti. Bunu da kendi eliyle yapmıştı. Sonra zaten 1989, Berlin Duvarı, onu izleyen çöküntü geldi. Bu da, 12 Eylül’ün ne kadar anlamsız bir girişim olduğunu gösterir (halka kendini açıklama gerekçesiyle söylüyorum; yoksa, seksenlerde otuzları diriltmek çerçevesinde anlamlıydı). 12 Eylül hiç olmasa, o zamanın sayısı elliye varan –belki de geçen– grupları o zamanki ideolojilerini acaba ne yaparlardı?
Örneğin Maocu denen grupları düşünüyorum. Çin Komünist Partisi haldır haldır kapitalizm kurmaya başladığında, burada Halkın hernesiyseosu ne derdi?
Aslında bulurlardı. Hep buldular zaten.
Sovyet sosyalizmini benimsemiş olanlardan söz etmiştim. Onlar bugün ne anlatıyor olurdu?
Tabii birçoğu “ulusalcı” olarak durumu kurtardı –bütün bu gruplardan. “Faşizan milliyetçilik, eski sosyalistin bakım evidir” diye bir vecize yaratabiliriz.
“Komprador kapitalizmi”ne de değindim. Türkiye’nin yapısı, Türkiye sosyalizminin elinde, birmuamma haline geldi. MDD hareketi bu “bağımlı ve feodal” masalı üzerinde direttikçe, TİP de Türkiye’yi “demokratik devrimi”ni tamamlamış bir burjuva cumhuriyeti gibi görerek, öbür uca gitti. Oysa, ille bu terminolojide ısrar edeceksek, olsa olsa “anti-demokratik devrimi”ni tamamlamış olabilirdi. Çin’de devrimin anti-feodal yanı ağır bastığı için Çinci gruplar Türkiye’nin feodal bir ülke olmasına karar vermişlerdi.
Bir de “oligarşi” diyenler vardı. Oligarşi daha çok Latin Amerika’yı tanımlamak için kullanılan bir terimdir; şu rastlantıya bakın ki Türkiye’nin oligarşik bir yapısı olduğunu söyleyenlerin aklındaki mücadele yöntemi de Latin Amerika’nın gerilla hareketlerinden esinlenmişti.
Oligarşiler genellikle kolonyal yapısı olan toplumlarda kök salar. 1970’te Londra’da kalırken Perry Anderson iki haftalık bir Brezilya gezisi yapmıştı. Dönüşünde anlattı: “bizim terminoloji”de “orta burjuva” diyeceğimiz bir işadamıyla tanışmış. Rio dışında, bilmem kaç dönümlük bahçede (çevresi sur gibi duvarla çevrilmiş) bir kâşane; altı yedi hizmetçi kadın, aşçı ve yamakları, sekiz on bahçıvan, bir de İngiltere’de “butler” denen, fraklı silindir şapkalı “başuşak”. Beş Renault station, iki Mercedes. Birkaç da şoför tabii.
Oligarşi böyle bir şeydir. Bizim burada pek hayal edemeyeceğimiz bir sınıf uçurumu üzerinde kurulur. Birkaç yüz adam, milyonlara hükmeder. Bizim en kapitalist başbakanımız, Özal, “ortadirek” der dururdu. Oligarşide “ortadirek” yoktur, “orta” yoktur.
Bu “oligarşi” gözlüğünden bakarak Türkiye’yi analiz edenler Kayseri’ye, Gaziantep’e, Denizli’ye ve daha birçoklarına ne diyorlar acaba?
Kıvılcımlı Türkiye’de “finans-kapital” tesbit etmişti. Öbür ucu “tefeci- bezirgân” olan bir finans-kapital! Kimileri de Hintli Çaru Mazumdar’ı model almış, orak ve tırpanla gerçekleşecek bir devrim düşünüyordu.
“Deve”-“Kuşu” gibi bir ülke. Ne ararsan var.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: