İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hrant Dink Bir Basın Şehididir!

Cüneyt Özdemir / Radikal
Eğer işin kolayına kaçıp siyasileri eleştirdiğimiz din jargonu sömürüsünden devam edeceksek Hrant Dink bal gibi basın şehididir.

Hıristiyan Hrant Dink terör şehidi sayılabilir mi?” Eğer İslami literatüre bakarsanız ‘hayır, sayılamaz’. Ancak siyasi konjonktürde AK Parti’nin tarifine bakarsak ‘bal gibi sayılır’. İşte Devlet Bahçeli dün grup toplantısında tam da bu garabete dikkat çekti. AK Parti’nin aylardır MHP üzerinden kurduğu oyun planını da yerle bir etti. Eğitim politikasından Kürt sorununa kadar AK Parti’nin siyaset sahnesinde aslında tek bir rakibi var, o da MHP. Zira Oslo süreci sonrasında Habur kapısında yaşananlar AK Parti’ye çok önemli bir siyasi ders verdi. AK Parti oylarındaki ani ve trajik düşüş anketlere yansıyınca alelacele yeni bir strateji geliştirildi. Hatırlarsanız bayram değil seyran değilken tam da seçimler öncesi birden ‘Apo’nun asılması meselesi’ Başbakan Erdoğan’ın aklına tam da o zamanlarda geliverdi. Zira anket sonuçları AK Parti’den oy çalan tek partinin MHP olduğunu gösteriyordu. Sonrasında da Başbakan Erdoğan MHP’ye bütün konuşmalarında ayrı bir yer ayırıp yüklenir oldu. CHP ve BDP’ye ‘çakarken’ aklının ucunda hep MHP’ye kayma tehlikesi bulunan AK Parti oyları vardı.

Dün nihayet bu durumu Devlet Bahçeli de keşfetti ve AK Parti’ye karşı ‘şehitlik’ üzerinden önemli bir çıkış yaptı. Aslında AK Parti’nin açıkladığı terör mağdurlarını ele alan yeni yasa tasarısı, neresinden bakarsanız bakın olumlu bir gelişme. Terörle mücadele eden bir ülke en azından bu uğurda hayatını kaybeden ya da sakat kalan memurlarına ve ailelerine yeni imkânlar sunmalıydı. İşin içine sivil terör mağdurlarının da katılıyor olması bu iyi niyetli girişimin bir parçası. Ancak AK Parti tüm iyi niyeti ile bu adımı atarken iki açıyı iyi hesaplayamadı. İlki, eski alışkanlıklardan gelen, terörle mücadelede askeriyenin ve siyasetçilerin sömürdüğü ‘şehitlik’ kavramının geleceği noktaydı. Laik bir devlette terörle mücadeleyi İslami bir jargon üzerinden yürütürseniz birileri de gelip size günün birinde “Hıristiyanlar şehit sayılabilir mi?” sorusunu soracaktır. Gelin görün ki bu soruyu Devlet Bahçeli’nin yaptığı gibi terör kurbanı Hrant Dink kimliği üzerinden tartışmaya açmak da bir başka çifte standardı göstermektedir. Zira “Hrant şehit sayılmamalı” tezini savunan Bahçeli’ye “Bundan bir süre önce Batman’daki askeri birliğinde öldürülen er Sevag Şahin Balıkçı’yı şehit sayacak mısınız?” diye sorduğunuzda alacağınız cevap koskocaman bir sessizliktir. “Terörle mücadelede hayatını kaybeden Hıristiyan, Musevi, ateist askerlerimizi, polisimizi nereye koyacaksınız” diyerek bu soruları uzatabiliriz. Hatta işi Çanakkale Savaşı’nda şehit düşen Hıristiyan, Musevi yurttaşlarımıza kadar getirmekte var… Yani anlayacağınız temeldeki sorun İslami kavramların siyaset eliyle bolca sömürülmesi. Buna karşı ilkeli bir duruş sergilenecekse Hrant’a sıra gelinceye kadar karşı durulması gereken çok yer var. Tam da burada soralım: NATO çıkarları uğruna Afganistan’da ölen askerlerimizi şehit sayıyor muyuz saymıyor muyuz?

Gelelim AK Parti’nin hesabını iyi kuramadığı ikinci konuya. Terörle mücadele dediğiniz alan son derece muğlak sınırlara sahip. Alın size Uludere’de kaçakçılık yaptıkları sırada yanlışlıkla Türk uçakları tarafından vurulan sivil vatandaşlarımızın durumu. Sahi onlar da şehit sayılıp bu yeni yasanın imkânlarından yararlanacak mı? Devlet Bahçeli’ye bakarsanız bu insanlarımız da şehit sayılmıyor. İsterseniz bu tartışmayı şimdilik din âlimlerine havale edelim. Ancak Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a bakarsanız bu insanlarımız da sivil terörzedeler olarak bu haklardan yararlanacak. Yani devlet yanlışlıkla öldürdüğü sivil vatandaşı da terör mağduru durumuna koyuyor. İleride hukuki olarak Türkiye devletinin başını çok ağrıtabilecek bir adım bu. Peki ya Sivas’ta yakılan 33 Alevi vatandaşımız da sivil terör mağdurları arasına katılıp ‘şehit’ sayılacak mı? Gördüğünüz gibi neresinden tutsanız elinizde kalabilecek bir söylem ile karşı karşıyayız. Terör ile mücadeleyi dini jargonlara hapsederseniz bu tartışma daha da çok su kaldırır. Gelelim başlığa; sahi, Hrant Dink basın şehidi midir? Eğer işin kolayına kaçıp siyasileri eleştirdiğimiz din jargonu sömürüsünden devam edeceksek bal gibi basın şehididir. Ama eğer gerçekçi düşünürsek bence değildir. Hrant Dink kimlerin öldürttüğü tam olarak (hâlâ) aydınlatılamamış bir basın emekçisidir. Tam da bu yüzden ilk olarak biz gazetecilerin bu yazının da manşetindeki söylemi artık terk etmesi gerekiyor.

Reklamcının iyisi kötüsü olur mu?

Hitler’li şampuan reklamı yapan reklamcı ‘dâhi’, Musevi vatandaşlardan gelen tepkileri bahane edip reklamı geri çekmiş. Rastlantıya bakın, aynı reklamcı bundan bir süre önce de çocuk istismarı tartışmalarına konu olan bir başka reklamın yaratıcısıydı. Yine aynı reklamcı birkaç yıl önce de ‘Sizinki kaç santim?’ diyerek uçak bileti pazarlıyordu. Yine aynı reklamcı, çamaşır makinesi reklamında kadını tokatlatıyordu. Yine aynı reklamcı, araba satmaya çalışırken ırkçılığın kıyılarında dolanıyordu. Hâlâ aynı reklamcıyı konuştuğumuza göre ‘reklamın iyisinin kötüsünün olmadığı’ konusunda adam haklı! O zaman artık “Reklamcının iyisi kötüsü olur mu?” tartışmasına geçebiliriz.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1083125&Yazar=CUNEYT-OZDEMIR&CategoryID=97

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: