İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

2015 hazırlıklarımız başladı

Baskın Oran

1915’in yüzüncü yılına yaklaşıyoruz. Türk Cumhuriyeti, bireyleriyle ve kurumlarıyla, milli seferberlik hazırlıklarına heyecanla girişti. Bir ana tema tespit edildi: “Ermeni yalanlarına kanma. Türkler sütten çıkmış ak kaşıktır. Biz onlara soykırım yapmadık, onlar bize yaptılar”. İlk adım olarak da, “Hocalı’da soykırım”la başlandı. Buradan giderek, 1915’te öldürülenlerin Türkler olduğunu kanıtlayacağız.Bu gibi konularda Türk Ulusu’na daima işaret fişeği olan devletimiz, öncülük görevini, malum, 26 Şubat’ta ilan etti. Kardeş Azeri Sermayesinin sponsorluğunda yapılan “Piç”li Taksim mitinginde içişleri bakanımız, yanında vali ve emniyet müdürü, kürsüye çıktı, “Hocalı’nın kanı yerde kalmayacak” dedi. İmam-Cemaat süreci başlamıştı.

Ama aslında, müteşebbis Türkler devletten bile önce davranmışlardı. R-2’de 12 Şubat’ta yazmıştım; Gaziantep’te bir emlak simsarı, babasının dedesinin Ermeniler tarafından öldürüldüğü gerekçesiyle Sarkozy, Fransa, diaspora ve de İstanbul Ermeni vakıflarına dava açmıştı. Şimdi de Maltepe-İstanbul’dan bir “Emekli Müfettiş, bankacı-gazeteci”, “Türk Kamuoyuna Duyuru-1” başlığıyla, 0216-457 9351 numaralı faks telefonundan, bir bildiri yollama kampanyası başlatmış bulunuyor. Yine “Biz yapmadık onlar yaptılar” teması, ama yenilikler var: “Mali desteği de kolaylıkla sağlayacağımızdan eminiz… Gerekirse bir cemiyet kurulabilir, resmen de teşkilatlanabiliriz”. Mali desteği nereden sağlayacak acaba?
Üniversitelerimiz en önde
Üniversitelerimiz ve üniversitelilerimiz, milli meselelerde daima devletin mızrak başı görevini yerine getirirler. 4 Aralık 1945’te Tan Matbaası’nı üniversite öğrencileri tahrip etmiş, komünistleri susturmuştu. İstanbul Üniversitesi Kenan Evren’e 1982’de “fahri doktora ve fahri profesörlük” vermişti. Mart 2005’te Kürtlere “Sözde Vatandaş” diyerek, vatandaşlıktan atmanın postmodern türünü icat eden Genelkurmay’ı bir bildiriyle derhal destekleyen, Ankara Üniversitesi olmuştu. Ama en “eşgüdümlü” milli çaba, Aralık 2008’de Ermenilerden Özür Kampanyası başlayınca görüldü. Atatürk, Sakarya ve İstanbul üniversiteleri, “Bu, aziz şehitlerimize ihanettir” bildirileri yayınlamışlardı (V. Coşkun, Taraf, 26.12.08). Yeni milli seferberliğimizde de üniversiteler en önde:
1) 26 Şubat’ta Isparta S. Demirel Üniversitesi’nin düzenlediği gösteride, Azerbaycan uyruklu Prof. Dr. Abdullah Ayev öğrencilere hitap etti: “Türk milleti dünyanın hiçbir yerinde insanlık adına utanılacak birşey yapmamıştır. Türk milleti yaşadıkça Hocalı’da dökülen kanın hesabı sorulacaktır”. Arkasından, herkesi toprağa yatmaya davet etti. Düdük sesiyle birlikte öğrenciler yere yattı. Bir süre sonra yine düdük sesiyle kalktılar ve “Hocalı Türk’tür Türk kalacak, Ağrı Dağı size mezar olacak” sloganıyla dağıldılar (Radikal, 27.02.12).
2) Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde öğrencilerin Tarih Kulübü bir panel düzenledi (Afyon Haber sitesi, 09.03.12). Doç. Gürsoy Şahin özetle şöyle konuştu: “Ermeniler her anlamda Türklere özenmişlerdir ve benzemişlerdir. Fakat bir süre sonra araya kara kediler girmiştir”. Buradaki kara kedi, Sivaslı Mihitar idi. Venedik’e gitmiş, oradaki San Lazzaro adasında bir “Mihitarist” manastırı kurmuş, Ermeni milliyetçiliğinin merkezi olmuştu.
1676 doğumlu kediyi mezardan kim çıkardı?
Çok iyi de, 1862 Zeytun isyanı Anadolu’daki ilk Ermeni eylemiydi. 1676 doğumlu bir “Sivaslı kara kedi”nin nasıl olup da Ermeni meselesini Osmanlı’nın başına açabildiğini Doç. Şahin anlaşılan fazla düşünmemişti. Düşünmesi herhalde zordu, çünkü Türkiye’de üniversiteler tarafından oluşturulan zihniyet sadece “dış mihraklar”a ve “misyoner faaliyetleri”ne odaklıydı. Doç. Şahin de “iç dinamik” diye bir şey duymamıştı:
1847’de Mir Bedirhan’ın yenilmesi üzerine Kürtlerin bugünkü Güneydoğu’da başsız kalışları. Kalınca, eskiden Kürt mirlerine yıllık haraç vermek suretiyle zanaat ve ticaretlerini sürdürmekte olan Ermenileri, yani “altın yumurtlayan tavuğu” kesmeye başlayışları. Ardından, 1859’da Şeyh Şamil’in Ruslara yenilmesi üzerine Anadolu’ya kaçan Kafkas halklarının karın doyurmak için yine Ermenileri perişan edişleri. Perişan edilen Ermenilerin İstanbul’a defalarca başvurmaları. İstanbul’un aldırış bile etmemesi. Neticede, Ermeni gençlerinin ihtilalci partiler kurup Batı’dan ve Rusya’dan medet ummaları…
En azından 1847 ertesine kadar Anadolu’da Müslümanlar ile Ermenilerin nasıl olup da hiç dırıltısız yaşadıkları, 1676 doğumlu bir “kara kedi”nin nasıl olup da birdenbire bu halkların arasına giriverdiği, anlaşılan, Doç. Şahin’in hiç ilgisini çekmemişti. Tabii, bir 19. yy. ürünü olan milliyetçiliğin, 17.yy’da doğmuş Mihitar’da ne aradığı da, apayrı (ve, genç bir bilim adamı için, fevkalade vahim) bir durum. Nasıl olabiliyor böyle bilim, ancak Allah bilebilir.
Arkasından konuşan Doç. Ahmet Altıntaş da yeni bir tez ileri sürdü: Osmanlı’da diplomatik dilin Fransızca olması, Fransa’nın Osmanlı resmî yazışmalarına müdahale etmesindendi. Son olarak kürsüye gelen Prof. Sadık Sarısaman, olayı çok daha açık tanımladı: “Şunu net olarak söyleyebilirim ki, asıl soykırıma Türk milleti maruz kalmıştır. Bizim Balkanlardan çekilişimiz kendiliğinden mi oldu sanıyorsunuz?” Söylediklerinden, benim anladığım kadarıyla en az iki sonuç çıkmaktaydı: a) Osmanlı’nın Balkanlar’da istila ettiği yerlerden bir süre sonra çekilmek zorunda kalması, sonuçta, Türklere yapılmış bir soykırımdır; b) Bu soykırım, Orta Asya’dan gelen Türklerin, Anadolu’nun otokton (yerli) halkı olan Ermenileri ortadan kaldırmasıyla eş değerdedir.
Eğer soykırım yapsaydık…
3) Kütahya’daki Dumlupınar Üniversitesi’nde Prof. Yusuf Halaçoğlu konferans verdi (A.A., 10.03.12): “Ermeni çeteciler 518.000 Müslümanı katletti” dedi. Kendisinin “rakam nosyonu”nun biraz değişik olması mümkündü, çünkü T. Akyol’a verdiği röportajda (CNN Türk, 10.11.09) tehcir edilen Ermenilerin “net sayısı”nın 438.758 olduğunu söylemişti. Bu durumda Halaçoğlu, “Talat Paşa’dan 2 kat daha Talat Paşacı” oluyordu, çünkü bizzat Paşa’nın Murat Bardakçı tarafından yayınlanan özel defterinde tehcir edilen sayısı, o da Trakya hariç, 925.000 idi.
7) Erzurum’daki Atatürk Üniversitesi 12 Mart’ta bir konferans düzenledi (Afyon Haber, 09.03.12). Doç. Dr. Erol Kürkçüoğlu “Türk soykırımı, tersine çevrilerek, tarihî iftira ve sahtekârlıkla, Ermeni soykırım haline sokuldu” dedi. Meşhur (ve ibret verici) bir sözü de ilave etti: “Eğer tarihte Türk Devletleri soykırım ve asimilasyon uygulamış olsaydı, başta Ermenistan olmak üzere birçok devlet ve millet mevcut olmayacaktı”.
Üniversitelerimizin milli faaliyetlerini izlemeye, merakla devam edeceğiz.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: