İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kayseri’nin vicdanlı kadınları

Cihan Aktaş

Son yıllarda mart ayının bir kısmını Kayseri’de geçirmem bir geleneğe dönüştü neredeyse. Güzel, derin, taşra havasıyla başetmeyi başaran çok katmanlı bir şehir Kayseri. Bir bu açıdan yazarsınız bir o açıdan. Zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız geleneksel oturma gecelerini andıran sohbetlerde. Her gidişimde değerli dostlar edindim şehirde. Erciyes eteklerinde ayak izlerimi bıraktım. Mavi Marmara şehidi Furkan’ın ailesi tarafından kabul edilmek apayrı bir bahtiyarlıktı geçen seneki yolculuğumda.

Bu yıl mart ayında Kayseri’ye gitmedim, ama şehir Markar Esayan’ın “Anadolu Misafirperverliği” başlıklı yazısını okurken ulaşan Kayserili dostların mesajlarıyla aklıma düştü. Markar’ın Hocalı mitinginden yayılan nefret söylemi karşısında haklı eleştirisi hepimizin.

Utanç sahneleri medya büyüteci yüzünden iyi örnekleri arka plana itmesin. Anadolu misafirperverliği Kayseri’de gerçekten yaşıyor, ben başka şehirlerde de yaşandığı kanısındayım gerçi.

Kayserili kimi kadınlar, 8 Mart gibi giderek piyasa tarafından asli anlamı örtbas edilen kutlamaların görmediği sessiz, kendini geride tutmaya özenli bir iyilik faaliyeti yürütüyorlar. “İki günü bir olan ziyandadır” mealindeki hadise binaen dağılıyorlar şehre, yüz yüze ilişkilerle şehri, mahalleyi, insan ilişkilerini ayakta tutmak için.

Sadece yoksullara ve mültecilere dönük bir çaba değil bu. Kayseri Erciyes’le yarışan gökdelenlerle donatılırken kadim dokusu kendi haline terkedilmiş adeta. Buna karşılık kadınların gösterdiği akıntıya kapılmaya direnen bir çaba dikkatimi çekiyor. Sinan’ın şehrinin insanlarına telkin ettiği becerinin bir örneğini Rahime Şenaltun’da izledim. “Kendi evini tasarlama” azmi, sözünü ettiğim. Endürlük’teki yazlık taş evin ince detayları, onun ince zevkini yansıtıyor.

Ayşe Durmuş ise şehrin kadim emanetleri konusunda hassasiyetini iletmenin yollarını arıyor.

Geçen yıl Kayseri’de evinde misafir olduğum Ayşe Hanım, şehirden ayrılacağım gündü sanırım, sizi bir kiliseye götüreceğim, dedi. Talas-Endürlük’teki Andronik kilisesi yıkıldı yıkılacak durumda, fakat acaba bir kampanya düzenlemek gerekir mi, buna emin olamıyor. Çünkü restore ederken tamamen değiştiriyorlar yapıyı, bu nedenle kararsızlık içinde. Aslında yetkili kurumlar kilisenin durumunu bilmiyor olamaz, Hıristiyan dünyası da kiliseden bihaber değil. Her sene ağustos ayında Kayseri’de bir buluşma gerçekleştiriyor Ermeni din adamları. Niye bu konuda bir girişimde bulunmuyorlar?

Birlikte Talas-Endürlük bölgesindeki Andronik kilisesine gittik. Tavandaki tuğlaları düşecekmiş gibi gelen, uyarı levhalarıyla uzağında durmaya çağrıldığımız, her şeye rağmen görkemli görünen kiliseden fotoğraflar çektim. Geçen bir yıl kiliseden neleri götürdü acaba?

“İnsanlar yaptıkları binalarla geçmişten geleceğe iz bırakırlar” diye yazdı bana bir ay kadar önce Ayşe Hanım. “Andronik kilisesine ilk gittiğimde, kilisenin büyüklüğü nispetinde bulunduğu köyün şimdiki küçüklüğü bana daha önce orada yaşayan insanların sayısı hakkında bir fikir vermişti. Kilisenin konumu, yapısı figürleri o insanların konuşmayan dili gibi geliyordu, ama maalesef bu yapı hazine arama maksadıyla, bazen tabii etkenlerle bir de yetkililerin duyarsızlığı yüzünden viraneye dönmüş durumda. En sonunda çan kulesi de yıkıldı. 15 yıl aralıklarla uğrama fırsatı bulduğum için, her gittiğimde biraz daha viran olması içimi hep acıtmıştır. Ben bu kiliseyi gördüm çocuklarım da gördü, ama torunlarım göremeyecekler.”

Göçü, tehciri, çarpık kentleşmenin sarsıntılarını yaşamış her şehir gibi Kayseri de çelişkiler barındırıyor bünyesinde.

Güzelim yerli mimari ve Selçuklu dokusu, görkemli apartmanların gölgesinde kalmıyor benim açımdan, görmek istediğim sahnelere hazırlandığım için. Şehrin Selçuklu kimliğini etkileyici bir şekilde yansıtan, Alaeddin Keykubat’ın eşi Mahperi Huand (halk dilinde Hunat) tarafından 1238 yılında yaptırılan külliye. Kadim mimari dokuya özgü yüksek apartmanlarla yutulamayan üslup, yüz yıl önce nüfusu yüz bini bulan, yarısını gayrımüslimlerin oluşturduğu şehir ahalisini darmadağınık eden siyasal hırsları sorgulamaya devam ediyor gibi geliyor bana.

Aradan asırlar geçse de Hunat Hatun, Sinan’la birlikte Kayseri’nin dokusunu belirlemeye devam ediyor. Ayşe Hanım’da, Rahime Hanım’da camiler, kervansaraylar yaptırtan Hunat Hatun’dan izler…

Bir de Nizar Kabbani mısralarının peşine düştüğü sırada siber uzayda karşılaştığımız bir Şeyma Tamer var ki kırmızı bir gülle gelip bulmuştu beni Kayseri”de…

İhsan Kabil’in duruşu

Radikal’de Uğur Vardan, İhsan Kabil’i iktidarla gelen yozlaşma kervanına dâhil etmiş. Bense İhsan Kabil’i her okuduğumda ya da sohbetlerimiz sırasında, onun ne denli korunaklı bir mümin olduğunu düşünürüm. “Jurnal” gibi bir kelime hele, İhsan’ın hayattaki duruşunu tarifte ne kadar insaftan yoksun ve aşırı! Haklı olarak başkalarına ağız eğmekten uzak durduğu için sinema alanındaki büyük birikimini eleştiriyle sınırlamak zorunda kalmış bir sanatçıdır İhsan Kabil. Genel değerlendirmeler rahatlık sağlar sahibine ama haksızlık payını da çoğaltır. İhsan Kabil’in ilkeli duruşu ve inandığı gibi yazmaktaki ısrarı keşke kolaylıkla genelleştirilebilseydi…

Taraf

http://www.haber10.com/makale/27375/

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: