İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dehşet dengesi ve Türkiye

Okan Müderrisoğlu / Sabah

Müslüman dünyasında “demokrasi heyecanı” uyandıran Arap Baharı’nın aynı anda “Hıristiyanların geleceği” ile ilgili kaygıları da tetiklemesi gerçekten yaman çelişki. Bu bölgede, diktatörlüklerin devrilmesi, umulan hızda demokratik dönüşüm yaratmadı ama etnik ve dini temeldeki tarihi fay hatlarını kırmaya yetti.
Yayın Yönetmenimiz Erdal Şafak hatırlatana kadar dikkatimi çekmemişti. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile iki günlük seyahate gideceğimi söyleyince, Suriye özelinde bir konuya işaret etti. Suriyeli muhaliflerden bir grubun, rejim muhafızlarından kaçarken Hıristiyan köylerinde katliam yaptıkları, Lübnan’a sığındıkları söyleniyor…
***

Önce Mısır’da başlayan, ardından Suriye’ye sıçrayan olaylar, Hıristiyan azınlıklarda “tasfiye korkusu” yarattı. İşte o anda Ortadoğu’da iki aktör yeniden karşı karşıya geldi. “Fransa ve Türkiye”…
Fransız siyaseti, hemen “Doğu Hıristiyanlığı’nın hamisi” rolüne soyundu. Türkiye’nin duruşu ise Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun geçtiğimiz hafta İstanbul’da dini azınlıkların temsilcilerini ziyareti ile belirginleşti. Davutoğlu’nun, şu sözleri, yakın coğrafyamızdaki stratejik oyunun kodlarını çözmek ve Türkiye’nin değerini yeniden tartmak adına önemli:
“Arap Baharı’ndan Hıristiyanların mağdur olduğu bir tablonun çıkmasını arzu etmeyiz. Geçen hafta dini liderleri gezdim. Süryani cemaati patriği ile Suriye’de doğabilecek riskleri görüştük. Biz hangi dini ve etnik temelden gelirse gelsin insani konu olduğunda hiçbir ayrım gözetmeyiz. Suriye’deki Süryanilerle Türkiye’deki Süryaniler akrabadır. Bizim için Suriye’deki tüm gruplar akraba topluluklardır!”
***

İran-Irak-Suriye-Lübnan hattında her an kriz üretebilen “Sünni-Şii” bölünmesine, bu ülkelerde “Müslüman-Hıristiyan” geriliminin de eklenmesi gerçekten felakete yol açabilir. Türkiye-İsrail ilişkilerinin koptuğu, Türkiye- Suriye işbirliğinin sekteye uğradığı, ABD ve İsrail’in İran üzerinde “vurduk vuracağız” oyunu oynadığı bugünkü tablo eğer “kontrolden çıkarsa” sonuçlarını kimse öngöremez. Bu nedenle Ankara, hâlâ bölge dengelerinin anahtar ülkesi konumunda. Başkanlık seçimi hesabı ile İsrail lobisine yaslanan ama İran’a yönelik nokta operasyonu bile göze alamayan ABD, gönülsüz de olsa diplomatik kartları kullanmak durumunda. Suriye’ye askeri müdahale seçeneğini de sonu belirsiz olarak gören aynı ABD, uluslararası toplumun baskıyı artırmasına da mecbur. Hal böyle olunca, nükleer müzakerelerde İran’ı masada tutmaya çalışan, Suriye’ye insani yardım koridoru açılmasına çabalayan Türkiye, irili ufaklı tüm aktörler için vazgeçilmez değerde.
***

Şimdilik korunan “dehşet dengesinin”, görünür gelecekte sürdürülebilir olmadığı da biliniyor. ABD ve İsrail’in çıkarları ile Rusya ve Çin’in yeniden küresel oyuncu olma iddiası neredeyse karşı karşıya geliyor. Lider ülkelerin, Soğuk Savaş dönemini aratmayan taktik manevraları, enerji kaynaklarına hâkim olma niyetleri, ezelden beri kaderi kanla yazılmış bu bölgede, sivil kayıpların artmasına, tek adama dayalı rejimlerin bitkisel hayatlarının uzamasına yol açıyor.
Görünen o ki…
2012 yılı içine sığdırılan küresel planlar ile bu planların Türkiye tarafından icra edilmesine ilişkin beklentiler çok ama çok büyük olaylara gebe!

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/muderrisoglu/2012/03/08/dehset-dengesi-ve-turkiye

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: