İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir devlet beslemesi: IRKÇILIK

Akın Olgun / olgunakin@yahoo.co.uk /  
Hocalı Katliamını protesto bahanesiyle şovenizmin ve nefretin nasıl bayrak haline getirildiğine şahitlik ettik… Başbakanın “münferit” ilan ettiği sloganlar ve pankartlarda neler vardı bir kez daha hatırlamak lazım; “Dişe diş, kana kan, intikam!”, “Bozkurtlar burada, Hrantlar nerede?”, “Kuzey-Güney bir olsun, Ermenistan yok olsun”, “Hepiniz Ermeni’siniz, hepiniz piçsiniz”,“Bugün Taksim, yarın Erivan, bir gece ansızın gelebiliriz.”.. Nefret suçunu münferit bir olaymış gibi sunuyorsanız o suçun koruyucusunuzdur. İnsanlığın en temel hak ve özgürlüklerini, bu iki suça karşı milyonlarca insanın canlarını vererek kurduklarından bihabersiniz demektir.

*********
Hocalı Katliamını protesto bahanesiyle şovenizmin ve nefretin nasıl bayrak haline getirildiğine şahitlik ettik.
İktidar oradaydı ve iktidarı temsil eden İçişleri Bakanı’nın yükselen sloganlara selam eden konuşması, meydana yığılan nefreti okşuyordu.  Gurur duyuyordu Bakan Bey besbelli. Kendisini dinleyen kitlenin ırkçı hassasiyetine kayıtsız kalamayarak içinden dışarı akan coşkusunu nefretle buluşturuyordu.
Hrant’ın katledilişinden bugüne bir nebze sessizliğe bürünmüş gibi görünenler, bugün artık yeniden bilindik naralar atarak sokaklara, meydanlara iniyorlar. Kendilerini yeniden güçlü hissediyorlar. Siyasal zeminin onlara yeni bir kapı açtığı anlaşılıyor. Siyasi iktidara dolaylı olarak bağlı, milliyetçi bir tampon güç oluşturma politikası artık işlevsellik kazanıyor.
Bu ülkede milliyetçi söylemler ne zaman yükselmeye başlasa arkasından mutlaka büyük siyasi ve ekonomik bir kriz çıkar. İç ve dış düşman söyleminin şişirilerek ortaya atılması ve yaşanılan her türlü kötülüğün müsebbibinin bu düşmanlar olduğu fikrinin topluma yedirilmesi sürecinin milliyetçi bir dalga yaratılarak hayata geçirilmesi boşuna değildir.
Bugün artık böylesi bir sürecin çok fazla örneklerini görüyoruz. İç ve dış politikada yaşananlar gösteriyor ki, iktidar içeriyi tamamen kontrol altına almayı hedefliyor. Böylece yaşanılacak olası gelişmeler karşısında refleksi yok edilmiş, etki gücü kırılmış bir muhalefet kalmış olacak.
Başbakan’ın Hocalı Katliamı mitinginde atılan ırkçı sloganlar ve açılan pankartlarla ilgili olarak “Münferit” diyerek üzerinden atlaması, milliyetçi kesime verilen bir mesaj şeklinde algılanabilinir. Bir zamanlar basına yansıyan her işkence olayı için “münferit” açıklaması yapan yetkililerin izlediği yol da buydu. O söylemlerin ardından binlerce insan işkence gördü, yüzlerce insan kaybedildi, infaz edildi. Devletin bu söyleminin arkasını deşerseniz bulacağınız tek şey katledilmiş, kaybedilmiş, yakılmış, gömülmüş, infaz edilmiş insan cesetleri olur. Acı ve gözyaşından başka bir şey bulamazsınız…
Çünkü “sözde” ve “münferit” söylemlerinin altına süpürülen her olay kirli ve karanlıktır. Devletin kendi katillerini ve besiye çektiklerini korumak için kullandığı maskeli iki sözdür bunlar. Başbakan’ın bu maskeli sözleri gözlerini kısarak ve yarım tebessümlü dudak payı yaparak kullanması hiç de boşuna değil.
Başbakanın “münferit” ilan ettiği sloganlar ve pankartlarda neler vardı bir kez daha hatırlamak lazım; “Dişe diş, kana kan, intikam!”, “Bozkurtlar burada, Hrantlar nerede?”, “Kuzey-Güney bir olsun, Ermenistan yok olsun”, “Hepiniz Ermeni’siniz, hepiniz piçsiniz”,“Bugün Taksim, yarın Erivan, bir gece ansızın gelebiliriz.”
NEFRET VE IRKÇILIK MÜNFERİT DEĞİLDİR
Nefret suçunu münferit bir olaymış gibi sunuyorsanız o suçun koruyucusunuzdur. İnsanlığın en temel hak ve özgürlüklerini, bu iki suça karşı milyonlarca insanın canlarını vererek kurduklarından bihabersiniz demektir. Ya da siz böylesi bir kavganın içinden gelmediğiniz için, arkanızdan kulağınıza üflenenleri tekrar eden ve bir süre sonra bozuk plak tadı veren yedek parça sözlerden ibaretsinizdir. İçişleri Bakanı’nın o sloganları atan ve pankartları taşıyanlarla arasında kurduğu duygudaşlık bu yanıyla çok anlaşılır oluyor.
Türkiye’de ırkçılık dile yerleştirilmiş ve normalleştirilmiştir. Yaşamın her alanında bunun izlerini çokça görürsünüz. İnsan hakları açısından gelişmiş ülkelerde birisini ırkçılıkla itham etmek çok ağırdır. Buralarda yaşayan kişi bunun ağır bir suç olduğunu bilir ve en kötü kavgalarda bile söylediklerine dikkat eder. Türkiye’de ise birisine ırkçılık yapıyorsunuz dediğinizde alacağınız cevap “eğer bu ırkçılıksa evet yapıyorum” tarzı bir böbürlenmeye dönüşür. Bir övgü kaynağıdır, hatta kahraman ilan edilirsiniz. Türkiye’de yaşıyorsanız, Ermenilere piç denilebilir, Kürt çocuklarına tecavüz edilebilir, sonra da üstü örtülebilir, katilleri besmeleyle besiye çekilebilir… Bütün bu ahlaksızlıkların, Allahsızlıkların yanından öyle baka baka, seyrede seyrede geçip gidilebilir… 
Van depreminin hemen ardından yaşananlar bile bize bu dilin ne kadar rahat kullanıldığını gösterdi. Hastalıklı bilinçaltını kanallarda ilan edenler hala yerlerindeler ve reyting almaya devam ediyorlar.
Son dönemde yeniden yükseltilen ırkçılık, cesaretlendirilmiş olarak karşımıza çıkıyor.  Bu yanıyla Hrant’ın katillerini öven bir grubun Agos’a yürümeye kalkması önü açık bir mesaj olarak algılanmalıdır. Bu mesaj her zamanki gibi “ayağınızı denk alın”  tehdididir.
“Bir gece ansızın gelebiliriz” diyerek yürüyenlerin “münferit” kabul edildiği, Bakanlarca duygudaşlık yapılarak güç verildiği bir siyasi çizgi yeniden hortlatılmış gözüküyor. Besiye çekilmiş ırkçıların yarın birer tetikçi olarak karşımıza çıkarılacağının işaretleri veriliyor.
Hocalı katliamı mitingi bu yanıyla bir protesto, bir anma olmamıştır. Sloganlar ve pankartlar bilinçli olarak seçilmiş, kitle iktidar destekli örgütlenerek meydanlara çıkarılmıştır.
İstanbul’un göbeğinde Ermenileri ve Kürtleri en aşağılık slogan ve pankartlarla tehdit ederek yürüyenlere destek sunanlarla, tüm yaşananları normal basın haberi şeklinde veren gazetecilik hali gerçekten utanç vericidir. Böyle şovenist parazitlere destek bir iktidara da her daim biat edip, kör ve sağır bir seyirci kalmaktan dolayı hala MAHÇUP olmaYAN kimi kalem erbabının da AR damarına sağlık!
Yeni bir 6-7 Eylül Tatbikatı yapılmış ve herkes seyretmiştir. Muhalefete en küçük bir tahammül göstermeyen devletin ve onu temsil eden siyasi iktidarın bu meseledeki hoş görüsü aynı zamanda Hrant’ı katledenlerin arkasındaki ‘‘derin’’ hoş görüyle birbirine paraleldir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: