İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mademki Ermenisin…

Orhan Kemal Cengiz
Bu Dersim’le ‘karşılaşma’, ‘ötekini’ yüzleştirme oyununu bir kenara bırakıp bütün tarihimizle sahici bir yüzleşmenin kapısını aralayabilir miyiz dersiniz? Sararmış solmuş fotoğraflara bakacağız, içimiz yanacak, yüzümüz kızaracak, gözümüz yaşlanacak bu ruhsal serüvende… Bazı ‘kahramanlar’ tiksindirici katillere dönüşecek… Hiç tanımadığımız gerçek kahramanlarla karşılaşacağız bu yolculukta… Geçmişi geçmişte bırakmaya, unutmak için hatırlamaya, sahiden kapatmak için yaralarımızı açmaya, canımızın yanmasına hazır mıyız? Büyümek ve gerçek bir kimlik duygusuna sahip olmak için…

****************
Geçmişi hatırlamadığımızı söylüyoruz; ama boş bulununca ağzımızdan öyle laflar kaçıyor ki yaşananları unutmamışız gibi görünüyor.
Bizim geçmişle kurduğumuz ilişkide, büyük bir el çabukluğu, ciddi bir hokkabazlık, müthiş bir göz aldatmaca var gibi görünüyor. Geçmişte ne olduğunu soranlara, ifadesiz bir yüzle hiçbir şey hatırlamadığımızı söylüyoruz; ama boş bulunduğumuzda, öfkelendiğimizde falan ağzımızdan öyle laflar kaçıveriyor ki yaşanan hiçbir şeyi unutmamışız gibi görünüyor…
Tekinsiz bilgiler, arsız ifadeler
Birisine kızınca, ‘Ermeni dölü’ deyiveriyoruz mesela… Yani adamın soyu kötü, başka bir şey yapmasına gerek yok… Yıllar önce üniversitede öğrenciyken, oturduğumuz kenar mahalle semtinde eve kız arkadaşlarımızın gelmesinden ve yaşam tarzımızdan rahatsız olan komşu kadının bana bağırması hâlâ kulaklarımda çınlıyor: “Ermeni kılıklı adam.” “Yahu kaç tane Ermeni tanıdın hayatında?” diye soramamıştım şaşkınlıktan o zaman…
Bu lafların bazıları, geçmişte yaşananlara dair tekinsiz ‘bilgileri’ son derece arsız bir şekilde ifade ediyor. Mesela bir dostumun ilkokul anılarından bana aktardığı şu cümle gibi: “Mademki Ermenisin, istemeden vermelisin!” Arkadaşım, ne anlama geldiğini pek de bilmeden, bunu bir tekerleme gibi söylediklerini nakletmişti bana. Bu arkadaşım otuzlu yaşlarında, Türkiye’nin en iyi okullarında okumuş; bu ‘tecavüzcü’ tekerlemesi onun diline nasıl sirayet etmiştir dersiniz?
Sloganları kim öğretti?
Sadece Ermeni meselesinde değil, hatırlamıyormuşuz gibi yaptığımız tüm travmatik olaylarda dilimizin ucuna geliverenler o kadar çok şey anlatıyor ki… Geçen yıl Maraş’ta Aleviler 1978’de hunharca katledilen canlarını anarken bir grup ‘ülkücü’ de karşı gösteri yapıyordu. Tıpkı 1978’deki katliamcılar gibi, bu karşı gösterici grup da cıva gibi akıyordu yan sokaklardan; meydana çıkıp ‘sebepsiz’ öfkesini Alevilerin üzerine boşaltmak istiyordu. Fotoğraflarına baktım, 20’li yaşlarda çocuklardı bunlar. Yani hiçbirinin 1978’i hatırlaması mümkün değil. Ama ara sokaklardan meydana akmaya çalışırken, 1978’de, Yörükselim Mahallesi’nde, Mağarılı Mahallesi’nde, Yusuflar Mahallesi’nde, korku içinde katillerini bekleyen Alevilerin duydukları sloganın aynısını atıyorlardı: “Burası Maraş, buradan çıkış yok.” Bu çocuklara kim öğretti bu sloganı? Kuşaktan kuşağa bu ‘şifreler’ nasıl aktarıldı?
1978’de Alevileri “Gâvur bunlar” diyerek öldürmüyorlar mıydı? O katil sürülerine Ermenilerin, Rumların bu ülkeden nasıl sürülüp atıldıklarının bilgisi nasıl aktarılmıştı? PKK’ya çok kızınca, AK Parti’nin değişmez gözdesi Cemil Çiçek, yakalanan militanların ‘sünnetsiz’, yani ‘Ermeni’ olduklarını ima etmemiş miydi? Birini katıksız bir düşman olarak gördüğünde ona gayrimüslimliği yakıştıran bu zihniyet nereden mirastır bize?
1934’te Trakya’da Yahudilere, 1955’te İstanbul’da Rumlara, 1978’de Maraş’ta, Sivas’ta, Malatya’da, Çorum’da Alevilere, hep aynı şekilde saldırmadılar mı? Kapılarının üzerleri işaretlenmedi mi kurbanların? Bu katliam ve talan ‘teknikleri’ hangi hafızada, nasıl, ne biçimde depolanıyor?
Gerçek bir kimlik duygusuna sahip olmak
Tıpkı nevrotik birey gibi, unuttuğumuzu zannettiğimiz travmaların esiri olarak yaşıyoruz bu ülkede… Aslında her şey, bir biçimde bilinçdışımızın karanlık, kuytu köşelerinde yaşamaya devam ediyor. Hiç ‘hatırlamadığımız’ için hiçbir şekilde unutmamış oluyoruz…
Bu Dersim’le ‘karşılaşma’, ‘ötekini’ yüzleştirme oyununu bir kenara bırakıp bütün tarihimizle sahici bir yüzleşmenin kapısını aralayabilir miyiz dersiniz? Sararmış solmuş fotoğraflara bakacağız, içimiz yanacak, yüzümüz kızaracak, gözümüz yaşlanacak bu ruhsal serüvende… Bazı ‘kahramanlar’ tiksindirici katillere dönüşecek… Hiç tanımadığımız gerçek kahramanlarla karşılaşacağız bu yolculukta… Geçmişi geçmişte bırakmaya, unutmak için hatırlamaya, sahiden kapatmak için yaralarımızı açmaya, canımızın yanmasına hazır mıyız? Büyümek ve gerçek bir kimlik duygusuna sahip olmak için…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: