İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkiye kayıp tarihini arıyor ya da ‘miş gibi’ler ülkesi

Taner Akçam- Taraf – İstanbul
Yiğidi öldürüp hakkını vermek gerek. Başbakan Erdoğan, üzerinde daha çok konuşacağımız tarihi bir adım attı. Bir ülke Başbakanının, konuya ilişkin ciddi bir muhalefetin olmadığı, hatta muhalefet partilerinin kendi konuşanlarını susturmak istediği bir ortamda, tarihle yüzleşmeye önderlik etmesi çok önemlidir. Tuhaf bir ülke Türkiye. Demokrasilerde kural normal olarak bunun tam tersi biçimde işler. Muhalefet bastırır, hükümet ayak direr ve sonuçta, baskılara dayanamayan Hükümet bazı gerçekleri kabul etmek zorunda kalır. Bizde bunun tam tersi oluyor. Hükümet başı çekiyor, muhalefet ya ayak diriyor, ya da mecburen arkadan gelmek zorunda kalıyor. Bu ise, Başbakanın yaptığına başka bir önem ve anlam kazandırıyor.
*************************

                         TANER AKÇAM * / Yiğidi öldürüp, hakkını vermek gerekir. Beğenelim ya da (benim gibi) beğenmeyelim, Türkiye’de siyasi olarak tarihle yüzleşmenin önderliğini Başbakan ve AKP çekmektedir

Yiğidi öldürüp hakkını vermek gerek. Başbakan Erdoğan, üzerinde daha çok konuşacağımız tarihi bir adım attı. Bir ülke Başbakanının, konuya ilişkin ciddi bir muhalefetin olmadığı, hatta muhalefet partilerinin kendi konuşanlarını susturmak istediği bir ortamda, tarihle yüzleşmeye önderlik etmesi çok önemlidir. Tuhaf bir ülke Türkiye. Demokrasilerde kural normal olarak bunun tam tersi biçimde işler. Muhalefet bastırır, hükümet ayak direr ve sonuçta, baskılara dayanamayan Hükümet bazı gerçekleri kabul etmek zorunda kalır. Bizde bunun tam tersi oluyor. Hükümet başı çekiyor, muhalefet ya ayak diriyor, ya da mecburen arkadan gelmek zorunda kalıyor. Bu ise, Başbakanın yaptığına başka bir önem ve anlam kazandırıyor.

Ama dışardan bakınca da ortada görülen durumun çok tuhaf olduğunu itiraf etmek zorundayım. Türkiye’de insanların bu tarihi adımı kutlamalarını ve sevinmelerini anlıyorum. Çünkü çoktandır, “ölümden korkanın sıtmaya razı olması” haleti ruhiyesi içinde yaşanıyor bu ülkede. Ama sorum şu: “ne oldu? Şimdi,1937-8 soykırım benzeri katliamlar nedeniyle Dersim insanından özürmü dilenmiş oldu?”

Türkiye fazlasıyla “mişgibi”ler ülkesi. Herşeyi “miş gibi” yapıyoruz. 301. madde konusunda yaşanan bundan farklı olmadı. 2008’de gelen tepkiler üzerine Hükümet, 301. maddeyi değiştiriyormuş gibi yaptı, ama sonuçta aynı tas aynı hamam. Hangi konuda böyle değiliz ki? Kürt meselesine, yeni anayasa tartışmalarınave anti-demokratik kanunların değiştirilmesi konularına bakınız. Her konuda yıllardır “miş gibi” yapılıyor. Yıllardır bir şeyler yapıyormuş gibi görünüp, hiç bir şey yapmamanın derin sanatı icra ediliyor bu ülkede.

Tarihle yüzleşmede de durum farklı değil ve Türk usulü yüzleşme şöyle oluyor: ana muhalefet partisine yüklenirken, ona saldırıp puan toplarken, araya sıkıştırılmış bir cümle ile de Dersimlilerden özür dileniyor. Türkiye’de böyle bir adımın bile çok önemli ve anlamlı olduğu yolunda söylenecekleri anlıyorum. Ama “sıtmaya razı olmaktan” vazgeçmek zorundayız. Önemi konusunda söylenebilecek tüm sözlere katılıyor olmama rağmen, itiraf etmek zorundayım ki, bu tür özür dileme tarz olarak ayıptır. Hatta aksine çok kötü ve yanlış bir uygulamanın kapısını aralamaktadır.
Konu bana Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılması sürecinde takındığı tutumu hatırlatıyor. Avrupa Birliğinin standartları var. Türkiye bu standartları almak ve buna göre davranmak yerine, sürekli yan çizerek kendi standartlarını geliştirmeye çalışıyor. “Özür dilemek” konusunda da böyle. Dünya’da çok çeşitli özür dileme tarzları ve biçimleri var. Ama bizimkisi onlardan esasta farklı ve “miş gibi” olma niteliği ile diğerlerinden ayrılıyor.
Sadece iki örnek vereyim: Avustralya’da, 13 Şubat 2008 tarihinde Başbakan KevinRudd, parlamentoda yapılan özel bir törenle, Avusturya Hükümeti ve Parlamento adına Aborigine olarak tanımlanan Avusturalya Yerlilerinden özür diledi.
Yazının devamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz: 

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: