İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tarihten bir yaprak meselesi

Mıgırdiç Margosyan / mmargosyan@hotmail.com
Bin sekiz yüz seksenli yılların başlarında, Van ve çevresinde hüküm süren “kıtlık” yüzünden yöre halklarının, yani o yıllarda, mesela 1871 Erzurum Salnamesi’ne göre yaklaşık üçte ikisi Ermenilerden oluşan nüfusun yanı sıra, keza geriye kalan kısmını teşkil eden Müslümanların da neredeyse hemen hepsi açlık, çaresizlik, sefalet içinde aynı “kader”i ister istemez paylaşırken, feryat figan haykırıyorlardı: “Ekmek… Ekmek… Açlıktan öldük… Yardım edin…” …Bir gün bir grup Kürt, “Baba”nın huzuruna çıkıp, kıtlıktan kurtulmak için Hıristiyan olmak istediklerini beyan ediyorlar; onların bu yaklaşımı karşısında bir an için suskun kalıp hüzünlenen Hırimyan Hayrig, şöyle cevaplıyor: “Bundan böyle Kürtlerin de, bizim ‘Kıtlıkla Mücadele Komisyonunun ekmek ve para yardımlarından faydalanmaları için gerekenleri yapacağım, bu konuda müsterih olun. Hıristiyan olma konusundaki teklifinizi kesinlikle kabul etmiyorum; çünkü şu anda kıtlık nedeniyle böyle davranıyorsunuz, kalbinizin sesiyle değil.”

KİRVEME MEKTUPLAR
Kirvem,
Bin sekiz yüz seksenli yılların başlarında, Van ve çevresinde hüküm süren “kıtlık” yüzünden yöre halklarının, yani o yıllarda, mesela 1871 Erzurum Salnamesi’ne göre yaklaşık üçte ikisi Ermenilerden oluşan nüfusun yanı sıra, keza geriye kalan kısmını teşkil eden Müslümanların da neredeyse hemen hepsi açlık, çaresizlik, sefalet içinde aynı “kader”i ister istemez paylaşırken, feryat figan haykırıyorlardı: “Ekmek… Ekmek… Açlıktan öldük… Yardım edin…”
Bölgedeki açlık ve kıtlığa çare bulmak amacıyla o sıralarda İstanbul Kadıköy’de Ermeni cemaatinin önde gelen, aynı zamanda da maddi imkanları müsait olan kimi simalarının gayretiyle kurulan “Ermenistan Kıtlıkla Mücadele Merkez Komisyonu” tarafından organize edilen yardımlar bir taraftan buralara ulaştırılırken, öte yandan aç, sefil, hasta, yaşlı, kadın, erkek, çoluk çocuk yeterli yardımı alamadıkları için tepkilerini, o günlerde Van’da “marhasa”, yani Ermeni dini lideri olan “Baba” lakaplı Mıgırdiç Hırimyan’a aktarıp medet umuyorlardı.
Aslen Vanlı, daha sonraları İstanbul Ermeni patrikliği, ardından da Dünya’daki tüm Ermenilerin ruhani lideri olarak Ermenistan’da katolikos rütbesiyle 1892 yılında görev alan, halkıyla, daha da doğrusu doğduğu yörenin özellikle köylüleriyle, çiftçisiyle, çobanıyla “tanabur”u, “ayran aşı”nı beraberce kaşıklayan ve özellikle mütevazı kişiliğiyle halkın sevgisini, saygısını kazanıp, aynı zamanda da çıkardığı çeşitli yayın organlarıyla kültürel faaliyetleriyle de ünlü “Baba”, ya da Ermenice unvanıyla “Hırimyan Hayrig”in o kıtlık esnasında sergilediği tavır ile insani yaklaşımını tarihçiler şu örnekle yansıtıyorlar:
Bir gün bir grup Kürt, “Baba”nın huzuruna çıkıp, kıtlıktan kurtulmak için Hıristiyan olmak istediklerini beyan ediyorlar; onların bu yaklaşımı karşısında bir an için suskun kalıp hüzünlenen Hırimyan Hayrig, şöyle cevaplıyor:
“Bundan böyle Kürtlerin de, bizim ‘Kıtlıkla Mücadele Komisyonunun ekmek ve para yardımlarından faydalanmaları için gerekenleri yapacağım, bu konuda müsterih olun. Hıristiyan olma konusundaki teklifinizi kesinlikle kabul etmiyorum; çünkü şu anda kıtlık nedeniyle böyle davranıyorsunuz, kalbinizin sesiyle değil. Ancak sizlere öğüdüm şudur; bu kötü günler geçince toprağınızı, çiftinizi, çubuğunuzu, karasabanınızı seviniz, alın terinizle, haklı kazancınızla ekmek yiyiniz, komşu halklarla beraber kardeşçe yaşayınız ve şunu asla unutmayınız ki, bu korkunç kıtlık, kan ve zorbalığın neticesidir, hadi şimdi sağlıcakla gidin ve dediklerimi uygulayın.”
Kirvem, nerdeyse bir buçuk asırlık bir zaman diliminin ardında kalan nahoş, kötü bir kıtlık olayını anımsatmama neden olan şey, daha henüz şokunu, travmasını, acısını üzerimizden atamadığımız gibi, keza aynı hüznü bir daha yaşamamayı temenni ettiğimiz Van’daki son deprem olayı nedeniyle, hatta gayri ihtiyari sanki bunun çağrışımıyla yazarken, maksadım şu anda Ermenistan’daki mezarında kemikleri çoktan toprağa dönüşmüş olan adaşım Mıgırdiç Hırimyan’a, nam-ı diğeriyle “Baba”ya övgü dizmek asla değil; tam aksine O’nun halklar arasında ayrı-gayrı yaklaşım gözetmeyen, bu “insan”i, bu “hümanist” davranışının altını tarihi bir vakayla çizerken, belki de hepimizin bundan, bu gibi felaketler karşısında ne gibi dersler çıkarabileceğimizi bir nebze de olsa sanki vurgulamaya mı çalıştım, kim bilir…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: