İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Özür literatüründe Almanya ve Japonya örneği

Ayşe Hür                                                                                            
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 1937- 1938’de Dersim’de devletin yaptığı korkunç katliam için özür dilemesi, Cumhuriyet tarihinde bir ilkti. Ancak birçok kişi gibi ben de, bu özrün CHP’yi köşeye sıkıştırmak için değil de samimi bir tarihle yüzleşme çabası olduğuna inanmak için sadece Dersim defterinin değil, 1915 Ermeni Tehciri’nden başlayarak Cumhuriyet tarihinin tüm karanlık sayfalarının açılmasını bekliyorum. Bu bağlamda, Dersim konusunda halk deyişiyle ‘yavuz hırsızlık’ yapan CHP’nin sırf AKP’yi köşeye sıkıştırmak için söylemiş bile olsa “Özür dilemek yetmez!” sözünü önemli görüyorum. Çünkü özür dilemenin de bir usulü var.

*********************
TARİH DEFTERİ 27.11.2011
Ayşe Hür
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 1937- 1938’de Dersim’de devletin yaptığı korkunç katliam için özür dilemesi, Cumhuriyet tarihinde bir ilkti. Ancak birçok kişi gibi ben de, bu özrün CHP’yi köşeye sıkıştırmak için değil de samimi bir tarihle yüzleşme çabası olduğuna inanmak için sadece Dersim defterinin değil, 1915 Ermeni Tehciri’nden başlayarak Cumhuriyet tarihinin tüm karanlık sayfalarının açılmasını bekliyorum. Bu bağlamda, Dersim konusunda halk deyişiyle ‘yavuz hırsızlık’ yapan CHP’nin sırf AKP’yi köşeye sıkıştırmak için söylemiş bile olsa “Özür dilemek yetmez!” sözünü önemli görüyorum. Çünkü özür dilemenin de bir usulü var.
Kolektif özür- kolektif suç
Bugün bizim ‘özür’ dediğimiz eyleme Batılıların verdiği ad olanapology eski Yunancadan geliyor.Apology esas itibariyle bir kişinin kendisine yöneltilen suçlamalara karşı savunması anlamını taşıyor. Pek çok bilim adamı özür söyleminin bir çeşit imaj düzeltme retoriği olduğunu ileri sürüyorsa da ben özür dilemenin erdemine yürekten inanıyorum. Kişisel olarak hatalarımdan dolayı özür dilemekte bir an bile tereddüt etmem. Devlet adamlarının, toplum liderlerinin dahil oldukları gruplar adına diledikleri kolektif özür ise, ‘geçmişle/tarihle hesaplaşma’ ya da ‘geçmişle/tarihle barışma’ sürecinin parçası olarak ele alındığında çok önemli işlev görüyor.
Kolektif özrü anlamak için kolektif suç kavramını da anlamak gerekiyor. Hukuk değil sosyal bilimler alanının ortaya koyduğu bir kavram olarak kolektif suç, toplumun bir suçun failleriyle dayanışması ve kurbanlar karşısında suçun sorumluluğunu üstlenmesi olarak anlaşılabilir. Dayanışma açık, doğrudan gösterilebileceği gibi, örtük veya dolaylı bir yoldan da gösterilebilir.
İlk Günah kavramı
Bazıları ‘özür dileme kültürü’ adlı bu yeni kültürü, Yahudi-Hıristiyan kültüründeki “daha doğarken günahkâr olmak” diye çevirebileceğim Original Sin (İlk Günah) kavramı ve bundan kurtulmak için yapılan “günah çıkarma seansları” ile ilişkilendiriyor ve “günah çıkar ve kurtul” şeklinde özetlenebilecek bir kaçış durumuna sebep olabileceğini söylüyorlar. Bazıları ise hangi gerekçelerle olursa olsun, bir toplumun en üst düzeydeki temsilcilerinin, o toplumun mensupları tarafından işlenmiş suçlar için kolektif sorumluluk duygusuyla özür dilemesinin her şeye rağmen olumlu işlevi olduğunu söyleyerek bu tür analizlere fazla takılmıyorlar. Ama bütün bu kesimler, özür dileme politikalarının içinin boşaltılmaması için son derece dikkatli olmak gerektiğinde birleşiyorlar.
Özür dilemek ciddi iştir
Bu dikkati göstermenin yolu, özrün belli bir bağlam içinde, belli bir sürecin parçası olarak ele alınması. Yani özür dilemek ciddi bir iş. Bazı bilim adamlarının “meşru”, “dört başı mamur”, “mükemmel” veya buna benzer sıfatlarla nitelediği bir özrün, belli unsurlar taşıması gerekiyor. Bir kere, “özür dileme” tek taraflı değil, diyalojik bir sürecin parçası olmalı. “Özür dileme”, belli bir anlaşmazlığı barışa götürme sürecinin bir parçasıysa anlamlı. Gerçi, aşamaların adlandırılmasında ya da tarif edilmesinde bilim adamları arasında tam bir uzlaşma yok ama yine de Almanya’da, İspanya’da, İsviçre’de, Güney Amerika’da, Güney Afrika Cumhuriyeti’nde, İrlanda’da, Japonya’da yaşanan başarılı ve başarısız barışma süreçlerinin ortak noktaları var. Bunları şöyle özetleyebiliriz:
1. Aşama, güvenlik aşamasıdır. Çatışma aşılmış, tehlikeli ve baskıcı ortam ortadan kaldırılmıştır. Güvenlik ortamını temin eden yeni kurumlar oluşturulmuştur.
2. Aşama “hakikat” aşamasıdır. Gerçekten ne olduğuna dair bilgiler toplanmıştır. Tarihsel anlatılar kayıt altına alınmıştır. Şahitler bulunmuş, arşivler ortaya konmuştur.
3. Aşama “hikâyelerin karşılıklı anlatılması” aşamasıdır. Hakikat komisyonları (veya benzerleri) kurulur, mahkemeler oluşturulur. Kurbanın yaşadıkları bütün boyutlarıyla ortaya konur.
4. Aşama “nedamet” (pişmanlık) aşamasıdır. Failler yaptıklarını kabul ederler, nadim olurlar. Kişisel ve kamusal üzüntü, pişmanlık duyguları ifade edilir.
5. Aşama “özür” aşamasıdır. Kurbanların maruz kaldıkları aşağılayıcı durumdan ve utançtan kurtulmalarını sağlamak için kurbanlardan kişisel ve kamusal özür dilenir. Bağışlanma talebi kurban tarafından kabul edilir veya edilmez. Bu seçme hakkı, kurbanı sağaltan en önemli unsurlardan biridir. Kurban böylece kendini güçlü hisseder.
6. Aşama “adalet” aşamasıdır. Eğer gerekiyorsa yargılama ve cezalandırma yapılır. Ancak ölüm cezası ve hapis cezası dışında cezaların uygulanması tercih edilir. Veya cezalar en aza indirilir. Onarıcı, telafi edici ve sembolik adaleti sağlayacak adımlar atılır.
7. Aşama “tazmin, telafi ve onarma” aşamasıdır. Bu aşamada mağdurların maddi ve manevi zararlar giderilir. Bunun yerine “onarıcı adalet” denen, faillerin ve onları destekleyenlerin de katılacağı süreç tercih edilir. Bu süreçte, maddi ve manevi zararlar tazmin edilir.
8. Aşamada bu sürecin gelecek kuşaklara aktaracak anma günleri, anıtlar, heykeller, müzeler, sergiler, semboller oluşturulur. Failler veya onların destekleyicileri yaşıyorlarsa, bu süreçlere aktif olarak katılmaları sağlanır. Böylece onlar da kendilerini daha iyi hissederler. Nihayet toplum, yeni bir ilişkiler, egemenlik, temsil biçimlerini oluşturur. Geleceğe daha umutla bakan kuşaklar vardır artık.
Dikkat edilirse, “kişisel ve kamusal özür” meselesi, tarihle hesaplaşma veya tarihle barışma süreçlerinin ileriki aşamalarında yer alıyor. Bunun nedeni var. Çünkü özrün belli nitelikler taşıması gerekiyor ve o nitelikler ancak bir önceki aşamalar başarıyla geçilirse hayatiyet kazanılabiliyor. Başbakan Erdoğan’ın Dersim özrünün “dört dörtlük bir özür” olmadığı herhalde anlaşılmıştır.
Şimdi de biri yine “dört dörtlük” olmamakla birlikte “olumlu”, birisi ise gayet olumsuz iki “özür dileme” olayını ele almak istiyorum.
Olumlu örnek: Almanya’nın özrü
1949’da kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti Nazi rejiminin işlediği korkunç suçlarla yüzleşmekte çok cesur davrandı ve olayların maddi açıdan telafisini de ihmal etmedi. Bu tutumu “suçüstü yakalandıkları için öyle yapmak zorundaydılar” diyenlere hak vermediğimi de söyleyemem ancak, yakın tarihimizde gözlerimizin önünde işlenen yüzlerce suçun, örneğin 17 bin faili meçhulün (!) bile kabul edilmediğini görünce, “Alman özrü”, tazminatları ve geçmiş eylemler hakkındaki eğitim programları dünyanın diğer ülkelerince takdirle karşılanan bir bütün oluşturuyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: