İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Küllerinden Doğan Bir Halk Süryaniler

Hepimiz kuşların hükümdarı Simurg Anka kuşunu biliriz. Bilmeyenlere kısaca   hikâyesini paylaşmak istiyorum. Zümrüd-ü Anka kuşu bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Rivayete göre bilge bir kuşmuş. Tüm kuşlarda Simurg’a inanır ve onu bir kurtarıcı olarak görürlermiş.

 Zümrüd-ü Anka kuşu bir gün ortalardan kaybolup geri dönmemiş. Bunun üzerine bütün kuşları merak ve tasa almış. Günlerce dönmesini beklemişler, dönmeyince de kedere boğulmuş kuşlar ülkesi. Derken,  uzaklardan bir haber gelmiş Simurg kuşunun tüyü görüldü diye. Bunun üzerine tüm dünya kuşları, kuşlar ülkesinde toplanmaya karar vermişler. O toplantıdan sonra Zümrüd-ü Anka kuşunu arayıp ülkelerine getirtmek için tüm dünya kuşları ani bir refleksle yola çıkmışlar. Gelen bilgilere göre, Simurg kuşunun yeni yuvası Kaf dağının tepesindeymiş. Zümrüd-ü Anka kuşunu aramaya giden kuşlardan kimileri yolda ölmüş, kimileri yol uzak ve yorucu diye geri dönmüş. Kimisi yaşadığı yere özleminden vazgeçip, dönmüş. Geriye kala kala 30 kuş kalmış kaf dağının tepesine yaklaşan. Bu otuz kuş sayısız vadiler geçmiş, kimi zaman aç kalmışlar, kimi zamanda susuz. Kaf dağının tepesindeki yuvayı bulmuşlar bulmasına da Simurg filan ortalarda yokmuş. Anlamışlar ki, Simurg Anka meğer ‘’Otuz Kuş’’demekmiş. Bunca zahmetli ve zorlu yolculuktan sonra görmüşler ki, Yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürmedikçe, kendi küllerimizden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, kendi bataklıklarımızda, kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayız.
 Tıpkı Süryani halkı gibidir Simurg kuşları. Kendi anavatanlarında bir varmış, bir yokmuş misali oldular Süryaniler. Bilge bir halkdır Süryaniler. Dünya medeniyetlerine özellikle arap ve yunan medeniyetine kültür elçiliği yapan Süryani halkına TC. Bu güne değin sahip çıkmadı. Mezopotamya’da özellikle Mardin ve civarında (Süryani mitolojisine göre Turabdin denilen bölgenin adı )6000 yıllık bir geçmişe sahip, İsa’ya ilk inanan hiristiyanlar olarak da tarihe geçen bu halk 2500 yıldır köle anlayışı ile yaşamıştır. İsa’nın çarmıha gerilişi kadar acıtan, kendi anavatanında dikenli tacı giyen, mütevazı ve hoşgörülü bu halkın Mardin ve civarında nüfusları ise yaşatılan acılardan dolayı 3000 kişiye düşmüştür. Bu yüzdendir ki bu ülke bir utançlar ülkesidir. Ne çok utançlarımız var bizim.
 Özellikle son 200 yılda sayısız katliam ve soykırım yaşayan bu halk son 30 yıldır diaspora da yaşayan Süryaniler sayesinde basın ve medya yoluyla azda olsa sesini dünyaya duyurmayı başarmıştır. Özgürlük ve var olma mücadelesi veren Süryani halkını Türkiye, Mardin-Midyad’da bulunan Mor Gabriel davası ile birazda olsa tanımıştır.
 O kadar çok gündemli bir ülkede yaşıyoruz ki her yanımız acı ve enkaz altında. Sürekli deprem yaşayan Van ve çevre illeri  bir yandan, akabinde KCK operasyonları, diğer yandan da Aydınlarımıza (Ragıp Zarakolu,Prf.Dr Büşra Erşanlı,Ayşe Berktay,Deniz Zarakolu  gibi) yapılan sindirme operasyonları… Neredeyse hayatımızda hiçbir sevinç belirtisi kalmayacak kadar büyük acılar yaşıyoruz son günlerde.
Süryaniler ise sessiz bir gemi gibi yol alırken yüreğimizin denizinde, son günlerde yaşadıkları acılardan dolayı güvenilir bir rıhtım aramaktadırlar. Hani söz vermiştik dokunmak gerek diye bu halka. Ne dokunan var nede, sessiz çığlıklarını duyan.
2009’dan bu yana süren Mardin/Midyad Mor Gabriel manastırı toprak davası hala yargı sürecinde. Biz Türklerden çok önce bu toprakların sahibi olan büyük bir medeniyetin temsilcisi Kadim Süryani halkı şimdi kendi anavatanında Mor Gabriel Manastırının sınırlarını korumak için hukuksal olarak direniyor. Türkiye’de iç hukuk yolları ve yargı yolu kapanınca Mor Gabriel manastırı topraklarını kurtarmak için AHİM’e ön başvurusunu geçtiğimiz günlerde yaptı. Gözler şimdi AHİM’in vereceği kararda.27.08.2011 tarih ve 28038 sayılı kararla, madde 5737 ‘e geçiçi kararla eklenen resmi gazetede cemaat vakıflarının yeniden mülklerini edinebilme hakkı çıkmıştır çıkmasına da… Ama maalesef ki 1936’da beyanname bile veremeyen Azınlıklıkların, bu vakıflarını ne işletecek insan, nede bu haktan yararlanabilecek kurum bile bırakmadık.
Süryanilerin durumu ise diğer azınlıklardan çok daha farklı çok daha vahimdir.1924 lozan antlaşmasına göre Azınlık statüsünde olup azınlık haklarından yararlanamayan tek halk oluşu bu halkın elini, kolunu bağlamıştır. Bu yüzden olsa gerek ki, İsveç’te hükümet ortağı ‘’Hıristiyan demokratların ‘’milletvekili Süryani kökenli Robert Halef, Türkiye’de yaşayan Süryanilerin Azınlık statüsüne tabi tutulmaları için İsveç parlamentosuna geçtiğimiz günlerde bir önerge verdi. Bir örnek verecek olursak 1942-1944 halk arasında Varlık vergisi dediğimiz ekonomik ve kültürel genocid’ten, sadece gayri Müslimlerin ödediği bu vergiyi Süryani halkı da ödemiştir. İşine geldi mi? Azınlık, işine gelmedi mi? Türkiye vatandaşı sayılmak salt bu ülkeye özgü bir durum olsa gerek. Kimliklerinde ise din hanesi Hıristiyan olarak geçmektedir. Bu yüzden yeni oluşturulacak anayasada; kimlik vurgusu yapılmayan, her türlü ötekileştirici tanımdan uzak bir anayasaya şiddetle ihtiyaç vardır. Ülkesindeki Azınlıklar adına güdükte olsa 27.08. 2011’de bir adım atan hükümetten; oluşturulacak yeni anayasanın Azınlıkları kucaklayıcı bir anayasa olmasını bekleyen azınlıklara cevabını, ise hep birlikte yaşayarak göreceğiz.
1915’den bu yana bu toprakların en kadim halkları olan Hıristiyanları yok etmek isteyen bir Türkiye cumhuriyeti imajını değiştirmek için, meclis tam sayısının çoğunluğunu elinde bulunduran AKP iktidarı istese bu durumu tersine çevirebilecek bir güçtedir.
Sadece küllerinden değil acılarından doğan bu halka Türkiye halkları olarak sahip çıkmadıkça bizlerde büyük insanlığın enkazı altında kalacağız.Biz aydınların, barışseverlerin, insan hakları savunucularının, yurtseverlerin, Kürtlerin, bu ülkeden beklediği tek şeyin ezilenden, emekten, azınlıklardan yana olan barışçıl ve demokratik bir anayasanın hayata geçirilmesidir.
Simurg kuşu gibi bir kurtarıcı bekleyen Süryani halkına ve tüm ezilen halklara diyorum ki, Simurg sizsiniz. Hepimiz birer Simurg olmadığımız sürece bu ülkeye ne barış gelir nede demokrasi. Haydi! Onurlu bir barış için hep birlikte direnmeye.
 ZEYNEP TOZDUMAN / zeynoege@mynet.com
Kasım 2011

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: