İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Restorasyon meselesi

Mıgırdiç Margosyan / mmargosyan@hotmail.com
Dünyanın dört bucağına çil yavrusu misali dağılmış, çoğunluğu Diyarbakırlı Ermenilerin yanı sıra, keza neredeyse hemen hepsi de Anadolu denen bu coğrafyada atalarının izini süren kimisi Karslı, kimisi Vanlı, Erzurumlu, Maraşlı, Bingöllü, Bitlisli, Kayserili, Sivaslı, Trabzonlu, Harputlu, Antepli, Adanalı, Adapazarılı, Çorlulu, İstanbullu, İzmirli, İzmitli, ama eninde sonunda hepsi de bir zamanlar bu toprakların “evlat”ları olan “Ermeni dölleri”, geçtiğimiz günlerde  iki-üç günlüğüne de olsa doğdukları ya da nesiller boyunca dedelerinden, nenelerinden, analarından duydukları hikayelerle yüreklerine, hafızalarına kazınmış bu “diyar”ları ziyaret etmek, belki de “hasret” gidermek babında otobüslerle, uçaklarla yola revan olup Diyarbakır’da buluştular.

KİRVEME MEKTUPLAR
Kirvem,
Dünyanın dört bucağına çil yavrusu misali dağılmış, çoğunluğu Diyarbakırlı Ermenilerin yanı sıra, keza neredeyse hemen hepsi de Anadolu denen bu coğrafyada atalarının izini süren kimisi Karslı, kimisi Vanlı, Erzurumlu, Maraşlı, Bingöllü, Bitlisli, Kayserili, Sivaslı, Trabzonlu, Harputlu, Antepli, Adanalı, Adapazarılı, Çorlulu, İstanbullu, İzmirli, İzmitli, ama eninde sonunda hepsi de bir zamanlar bu toprakların “evlat”ları olan “Ermeni dölleri”, geçtiğimiz günlerde  iki-üç günlüğüne de olsa doğdukları ya da nesiller boyunca dedelerinden, nenelerinden, analarından duydukları hikayelerle yüreklerine, hafızalarına kazınmış bu “diyar”ları ziyaret etmek, belki de “hasret” gidermek babında otobüslerle, uçaklarla yola revan olup Diyarbakır’da buluştular.
Şu sıralar restorasyonu sürdürülen, daha da doğrusu öncelikle “çatı”sı kapatılıp tümüyle yer ile yeksan olmaktan son anda kurtarılan Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nin açılışına katılmak için, kimileri Amerika’dan, kimileri Fransa, Hollanda, İngiltere, Kanada, Suriye, Irak, İran, Belçika, İtalya, Almanya, Romanya, Arjantin, Avusturya veya Avustralya’dan kalkıp buralara gelen, kısacası “diaspora”yı mekan tutup, bir bakıma bu “yaban ellerde” ister istemez sil baştan “kök” salmaya çalışan dede, nene, torun, torba hep beraber çan kulesi olmayan, mum islerine, günnük kokularına doymamış bu kilisede hep beraber duaya durdular.
Yaklaşık beş yüzyıl önce inşa edilip, müteakip yıllarda genişletilip büyütülen, ardından da 1.Dünya Savaşı’nda Alman subaylarının karargahı, ellili yılların başlarına kadar da Sümerbank tarafından bez deposu olarak kullanıldıktan sonra, seçimlere “Yeter oy milletindir!” sloganıyla katılan Demokrat Partisi ile, hani deyim yerindeyse “at” pazarlığı yerine, “oy” pazarlığı misali, yani yakim Gavur Mahallesi’ndeki seçim sandıklarından çıkacak “rey”lerin hemen hemen tümünün “Demirkırat”a verileceğine dair kapalı kapılar ardında Diyarbakır Ermeni cemaatinin ileri gelenleri tarafından parti yetkililerine “erkekçe” söz verilip, nitekim gerçekten de harfiyen yerine getirilen bu “anlaşma” karşılığında, bir bakıma “al gülüm ver gülüm” hesaplarıyla “lütfedilip” böylece cemaate, “eski sahiplerine” iade edilen bu tarihi kilise, daha sonraları yetmişli yılların ortalarında bu kez patlak veren Kıbrıs çıkartması, “Barış Hareketi” nedeniyle şu ya da bu şekilde, direkt ya da endirekt yollarla çarşıda, pazarda, mahalle aralarında sürdürülen “gavur muhabbeti”yle ha babam tedirgin edilen, huzurları kaçırılan Ermenilerin pılını pırtılarını toplayıp, ister istemez buraları terk edip başka diyarlara göç edip, dolayısıyla kendi “kader”iyle baş başa bıraktıkları bu tarihi kilise, gari toprak damını loğlayıp tokaçlayacak bir tek “gavur”u da kalmayınca zaman içinde çökmeyip ne yapabilirdi ki!
Nitekim yılların ardından her biri cehennemin bir ucundan tekrar buralara gelip, dahası da kimileri kim bilir mazide kalan hangi duygularla, belki biraz sevinç gözyaşlarıyla, kimileri belki de hüzün dolu bakışlarıyla, yeni baştan yaktıkları mumların eşliğinde sessizce dua ederken, beri taraftan Ermenilerin yanı sıra, bir o kadar da Kürt, Türk, Süryani, Keldani, Alevi, Yezidinin, çatısı henüz onarılmış bu kilisede, yan yana kendi “iman”ları, kendi “inanç”ları doğrultusunda beraberce yaptıkları dualar, kiliseyi hıncahınç doldurmuş yaklaşık üç bin kişinin oluşturduğu bu topluluğun yakarmaları, Surp Giragos’un, Aziz Giragos’un öncülüğünde Tanrı katına ne denli ulaştı tabii ki bilemem, ama bilebildiğim ya da görebildiğim kadarıyla, göz göre göre yıkılıp tamamen harabeye dönmeye mahkum olan bu tarihi yapının, kurtarılıp tekrar ibadete açılması için maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen başta Diyarbakır Büyükşehir ve aynı zamanda da Sur İçi Belediye Başkanlarının müştereken sergiledikleri bu duyarlı yaklaşımları, özüme kalırsa bir kilisenin sadece onarılıp,  yeni baştan açılmasına katkı sunmanın çok daha ötesinde; kalıplaşmış, kökleşmiş “köhne” bir zihniyetin bizatihi “restore” edilip, belki de yer ile yeksan edildiğinin de kanıtı mıdır, kim bilir Kirvem!..

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: