İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘İşte benim anayasam’

İsmail Küçükkaya
Büyük bir ülkede yaşamak…Tam ve gerçek bir demokraside… Özgürlükçü… Refah içinde…Herkesin kendisini birinci sınıf vatandaş olarak gördüğü…Kimsenin dışlanmadığı ve ‘ötekileştirilmediği’… Keyfi tutuklamaların yapılmadığı…Ve…En geniş katılımla hazırlanmış, basit ve anlaşılır yazılmış bir anayasaya sahip olmak… Sadece azınlık ve cemaatler değil, Evrensel ve Aydınlık gibi ideolojik eksende yayın yapan gazeteler, Halk TV gibi CHP’ye yakınlığıyla bilinen kanallar dahil herkes davetliydi. (Nor Marmara Ermenice gazetenin çağrılmaması büyük bir yanlış ve eksikliktir. HYETERT)

**************
Büyük bir ülkede yaşamak…Tam ve gerçek bir demokraside…Özgürlükçü…
Refah içinde…Herkesin kendisini birinci sınıf vatandaş olarak gördüğü…Kimsenin dışlanmadığı ve ‘ötekileştirilmediği’…Keyfi tutuklamaların yapılmadığı…Ve…En geniş katılımla hazırlanmış, basit ve anlaşılır yazılmış bir anayasaya sahip olmak….
Hepimizin gönül rahatlığıyla ‘işte benim anayasam’ dediği bir mutabakat metninin çerçevelediği ilkelerle yönetilmek…
Bu, bir hayal olmanın ötesinde, gerçekleştirilebilir bir hedef mi?
Bence evet…
Dün sabah TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve Meclis Uzlaşma Komisyonu’nun üyeleriyle birlikte medya yöneticileri ‘2012 Anayasası’nın ilk arama konferansında’ bir araya geldiler.
Bir ilk yaşanıyor.
Çiçek ve arkadaşları katılımcı bir metodoloji ile yeni anayasanın temellerini atmaya çalışıyor. Toplumun her kesiminden görüş alıyorlar. Başkanın dünkü ‘Biz de Türkiye’de bir ilki deniyoruz’ sözleri bugüne kadar bütün anayasa metinlerimiz içinde ne kadar farklı bir modelin uygulanması için uğraştıklarını gözler önüne seriyordu. Ben konuşulanları dinlerken, etrafımı incelerken büyük Atatürk ve Cumhuriyet’in kurucularının 1924 anayasa tecrübesini düşündüm. Belki de bu tarihi tecrübeye benzer bir olgunluk ve içerikte anayasaya kavuşacağız. Kim bilir…
Başbakan’ın Meclis Başkanlığı için yaptığı Çiçek önerisi de bu manada anlamlı ve kıymetliydi.
58 YIL SONRA GELEN İLK DAVET
Dolmabahçe Sarayı’ndaydık.
Uzun, upuzun bir masa etrafında. Çiçek’in yanında AKP, CHP, MHP ve BDP temsilcileri. Sırrı Süreyya Önder’e hiç sevmediği kravat ne kadar yakışmış. Çiçek’e sürekli espriler yapıyor. Komisyondaki hava çok olumlu yani…
Oturma düzeni alfabetik sıraya göre hazırlanmış. Ben AKŞAM’ın önceliği sayesinde en başlardayım. Hemen solumda Agos Gazetesi’nden Rober Koptaş, sağımda ise Apoyevmatini Gazetesi’nden Mihail Vasiliadis. Ermeni ve Rum cemaatinden iki gazeteci… Söz alıp davet için teşekkür ettiler ve önerilerini anlattılar. Sırrı Önder, ‘Bu görüntüyle Hrant’ın ruhu şad olmuştur’ derken, Vasiliadis, enfes Türkçesiyle 58 yıllık gazetecilik hayatında devletten ilk kez böyle bir davet aldığını memnuniyetle anlattı. Sadece azınlık ve cemaatler değil, Evrensel ve Aydınlık gibi ideolojik eksende yayın yapan gazeteler, Halk TV gibi CHP’ye yakınlığıyla bilinen kanallar dahil herkes davetliydi. Bu görüntüyü ben çok önemsedim. Arkası gelir de yeni anayasa bu mantıkla gerçekleşirse, Türkiye’nin aydınlık geleceğine olan inancımız kat kat artar.
‘MUTLU SON MÜMKÜN’
Geniş katılımı ve marjinal diye gördüğümüz gazete yöneticilerinin sorularını görünce insanın yüreğine ferahlık duygusu geliyor. En üst makamlara her türlü sorunun sorulabilmesi, en uçlarda düşünen insanların bakış açılarının tartışılabilmesi ve azınlıkların hassasiyetlerinin görünür olması demokratik bilinç ve farkındalık bakımından ne kadar da önemli. Demokrasi kalitesi en çok azınlıkların, marjinal grupların ve yelpazenin neresinde olursa olsun ideolojik eksenli toplulukların maruz kaldığı uygulamalarla ilgilidir. BDP tutuklamaları hakkında endişeleri dile getiren Rober Koptaş, ‘Azınlıklar toplumdaki en kırılgan gruplardır’ diyordu dün. Haklı, bu nedenle demokrasi talebi en gür bu kesimlerden yükselir. Çiçek, konuşulanları ve eleştirileri dikkatle dinledi, notlar aldı. Zorlu ve hatta kavgalı bir yola çıktığının bilincinde. Ama umutlu da… Umudu bu ülkenin yeni bir anayasaya olan ihtiyacının bir zorunluluk haline gelmesinde yatıyor. Şu cümlesini söylerken gözleri parlıyordu: ‘Mutlu sona ulaşmak mümkün.’

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: