İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ayasofya da iade edilir mi?

Bekir Cevizci / info@hakimiyet.com
Hükümetin azınlık vakıflarının el konulan mallarının iadesini ya da rayiç bedelinin bu vakıflara ödenmesini öngören Kanun Hükmünde Kararnamesi kapsamında iade işlemleri başlamış durumda. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Gasp ettiğimiz gayrimenkullerini cemaat vakıflarına aynen iade ediyoruz. Bu Türkiye’nin yüz akıdır” şeklinde kararnameyi bir günah çıkarma olayıymış gibi lanse etmişti. Biz bu şekilde karşılıksız iyi niyet gösterilerinde bulunurken, Türkiye aleyhine ABD’de büyük bir oyunun tezgâhlandığı ortaya çıktı. ABD Temsilciler Meclisi’ne, “Kiliselerin İadesi” başlığıyla bir tasarı sunuldu. Söz konusu tasarıda Türkiye’de bulunan kiliselerin “asıl sahiplerine” iade edilmesi ile her türlü “dini ayrımcılığın” sona erdirilmesi ve dini azınlıkların ibadet ve faaliyetlerini yürütmesine izin verilmesi çağrısı yapılıyor.
(Bazılarının zihniyeti hiç değişmiyor. Burada iyi niyet değil doğrudan doğruya hakkaniyet var. Hangi din, hangi inanış gaspı, zulmü haklı görür? Hakkaniyetin, Adaletin karşılığı olmaz. HYETERT)  

Bu kiliseler konusunda bir liste ise tasarıda yer almıyor. İddialara göre tasarının geçmesi halinde uluslararası platforma iade edilmesi istenen kiliseler arasında Ayasofya Müzesi dahi yer alabilir. Konu ile ilgili açıklama yapan Türkiye’nin ABD Büyükelçiliği, Türkiye hakkında haksız itham ve iddialarda bulunulduğunu, ithamlar arasında, “Türkiye Cumhuriyeti’nin, sınırları dâhilindeki Hıristiyan mirasının çoğunun yıkım ve yağmalanmasından sorumlu olduğu” ve “Osmanlı İmparatorluğu’nun, 2 milyon Ermeni, Rum, Asuri, Pontus’lu ve Süryani dâhil olmak üzere, bünyesinde bulunan Hıristiyan topluluklara baskı uyguladığı ve bunları kasıtlı olarak yok ettiği” iddialarına yer verildiğini belirtti.
Sahi, biz bu vakıflar yasasını çıkartırken “Karşılıklılık Prensibi”ni niçin göz ardı ettik? Son düzenlemeyle 1936’daki beyannamede yer alan arazileri verdik. Yurtdışından istedikleri şekilde bağış alabileceklerini belirttik. Ancak Yunanistan, Bulgaristan, Kıbrıs’ta kalan Osmanlı dönemi vakıfları konusunda karşılıklılık prensibini çalıştırmadık. Madem AB bu yasaları istiyor biz de çıkarıyoruz, üye olan o ülkelerde neden çıkarılması talep edilmiyor. Türkiye bu durumda taviz vermiş olmuyor mu?
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Kıbrıs’taki arazilerin üçte ikisinin Türk vakıflarının malı olduğunu söyledi. Halaçoğlu’nun sözleri şöyle: “Balkanlar’da, Girit’te, Kıbrıs’ta vakıf mallarımız gasp edilmiş durumda. Kıbrıs’ın üçte ikisi vakıf arazisidir. Lala Mustafa Paşa Vakfı ise bu vakıfların en büyüklerindendir.” Abdurrahman Paşa Vakfı’nın Kıbrıs’ta 78 bin dönüme yakın arazisi var. İngilizlerin kullandığı Agrotur ve Dikelya üslerinin olduğu araziler bile vakfın. 1878’de İngilizler geçici olarak alıyor, işletiyor, 1914’te iltihak ediyor. Osmanlı’nın itirazına karşın el konuluyor. Maraş-Magosa bölgesi de vakıf arazisi. Londra ve Zürih anlaşmaları yapılırken, gasp edilen vakıf mallarıyla ilgili Kıbrıs Türk Toplumu’nun haklarının saklı olduğu, malların geri alınması için başvurulacağına dair taslağa şerh düşülmüş.
Tüm bu gerçekler göz önündeyken neden başımız dik, hakkımızı savunamıyoruz anlamış değilim. Avrupalılar istedikçe birileri çıkıp “Bak biz bunu da yapmışız, şunu da yapmışız. Meğer biz ne barbarmışız” diye milleti kendi vicdanında mahkûm ettirmeye çalışıyor. Hâlbuki yüzyıllarca bize vatanlık yapmış balkanlar ve Kıbrıs’ta ki vakıfları gasp eden onlar. Yunanistan’da tarihi camilerimiz zamanında porno filmlerinin oynandığı sinemalara bile dönüştürülüp, birçoğu tarumar edilmiş. Biz ne bu eserlerin ardını takip ediyoruz ne de iadesi için çaba gösteriyoruz. Ya da, bu tür çabalar var da bizim haberimiz yok.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: