İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkler, Ermeniler ve diğerleri

Charles Aznavour’un “Nouvelles d’Arménie Magazine” Dergisi’nde yayınlanan uzun mülâkâtini ilgi ve kazançla okudum… Ermenilerin “soykırım” kelimesine odaklanarak asıl problemi çıkmaza soktuklarını belirtdikden sonra kendisinin böyle bir ısrârı olmadığını belirterek Türklere şu soruyu yöneltiyor:“Peki, bu soykırım değilse siz buna ne ad veriyorsunuz?” Benim alelâde bir sütun yazarı olarak elbet “Türkler” adına konuşma yetkim yok ama kendi hesâbıma bir hatırlatmada bulunmak istiyorum:Kemâl Tâhir’in muhtelif romanlarında 1915 Fâciâsı “Ermeni Kırımı” olarak geçer.

Türkler, Ermeniler ve diğerleri
  
Charles Aznavour’un “Nouvelles d’Arménie Magazine” Dergisi’nde yayınlanan uzun mülâkâtini ilgi ve kazançla okudum. Tamâmı dünki “Zaman”da yayınlandı. Çok ünlü bir sanatçı olan Aznavour bu mülâkatde gerçi tevâzû göstererek birkaç kere politikacı olmadığını söylüyor ama meselelere pek çok politikacıdan daha hâkim olduğu da gözden kaçmıyor. Meselâ Ermenilerin “soykırım” kelimesine odaklanarak asıl problemi çıkmaza soktuklarını belirtdikden sonra kendisinin böyle bir ısrârı olmadığını belirterek Türklere şu soruyu yöneltiyor:
“Peki, bu soykırım değilse siz buna ne ad veriyorsunuz?”
Benim alelâde bir sütun yazarı olarak elbet “Türkler” adına konuşma yetkim yok ama kendi hesâbıma bir hatırlatmada bulunmak istiyorum:
Kemâl Tâhir’in muhtelif romanlarında 1915 Fâciâsı “Ermeni Kırımı” olarak geçer. Roman figürleri bu olaydan öyle bahsederler. Kemâl Tâhir bu bakımlardan çok “otantik” bir yazar olduğu için İmparatorluk’un son ve Cumhûriyet’in ilk yıllarında halkın bu trajediyi böyle andığını kabûl edebiliriz. Vaktâ ki Olay’ı yok saymaya başladık, o zaman bu söz de gereksizleşti. “Olmayan” bir nesnenin neden adı olsundu ki? Ben şahsen 1915 Hâdiseleri’nin gerçek boyutlarını 20 yaşından sonra dehşetle peyderpey Almanya’da öğrenmeğe başladım. Üstelik pek de câhil bir çevrede yetişdiğim söylenemez.
Şahsen uzun süre meseleyi “sizden şu kadar, bizden bu kadar kurban” şeklinde bir mahalle bakkalı yöntemiyle ele aldım ve bugün bu sığlığımdan dolayı mahcûbum. Yedi sekiz senedir ise şöyle düşünüyorum:
Türkler ister beş milyon Ermeniyi öldürmüş olsunlar ister “sâdece” (!) beş Ermeniyi, ahlâken bunun vebâli farketmez!
Tabii aynı şey Ermeniler için de cârîdir. İster beş milyon Türkü katletmiş olsunlar ister beş, onun da vebâli ahlâken aynıdır.
O bakımdan asıl suâl “kaç kişi?” değil “neden?” olmalıdır!
İsteyen beni hafife alabilir ama ben Türkler ve Ermenilerin kader yoldaşları olduğu kanaatindeyim. Zaten yaklaşık bin yıldır iç içe yaşadığımızı Aznavour da biliyor ve söylüyor. Ayrıca Ermenistan’ın, sırf şu “soykırım” kelimesi yüzünden kendini izole ettiğini ve bugün resmen 3,6 milyon kişi olarak belirtilen nüfusun artık 2,3 milyona düştüğünü ve her geçen gün azalmaya devam ettiğini de gayet iyi biliyor.
Bu bağlamda sorduğu bir başka realist soru da şu:
“Zâten Türkler bize Doğu Anadolu’da toprak verseler oraya kim gider?”
Bilhassa 1980’li yıllarda bu problemle epeyi uğraşdığım için bunlar benim de o zamanki kitablarımda, meselâ “Bloknot”da ve “Bir Nal Kolleksiyoncusu: Türkiye”de cevab aradığım sorular.
Benim şahsî kanaatim; Türkiye, Ermenistan, Gürcistan, Âzerbaycan, Yunanistan, Bulgaristan ve Sûriye’nin orta vâdede bir konfederasyona gidecekleri yolundadır. Eğer merkezî hükûmetle anlaşabilirse, ki zayıf ihtimâl, buna Kuzey Irak’ın katılması da imkân dâhilindedir. Yanlış anlaşılmasın: AB’nin dağılacağına pek ihtimâl vermiyorum. Fakat Balkanlar’da güç dengelerinin değişeceğini sanıyorum.
Ondan sonra buna ister “Osmanlı İttihâdı” deyin ister “Önasya-Balkan Birliği” hiç farketmez!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: