İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘Türkiye Ermenilerinin Belirsiz Geleceği’

ALBATROS / Ragıp Zarakolu
“Armenian Weekly”, geçenlerde Wikileaks belgelerinde yer alan ve 2007 yılında İstanbul’daki Ermeni Patriği Mesrop Mutafyan’ın ruh halini yansıtan belgelere yer verdi. Buna göre, Türkiye Ermenileri, Ermeni soykırımını tanıma önergesinin Amerikan Kongresinden  geçmesinin “vahşi bir tepki”ye yol açmasından korkuyorlardı. 


Patrik, 2007 yılında, o zamanki Avrupa ve Asya işlerinden sorumlu Amerikan Dışişleri Sorumlusu Matthew Bryza’ya, “Benim cemaatim önergenin dostu değildir. Bu yaşamı kolaylaştırmayacak” ifadelerini kullanmıştı. Ona göre dikkat çekmeme siyasetinin izlenmesi durumunda Türkiye Ermeni nüfusu daha güvende olacaktı.
Mesrop II’ye göre, binlerce solcunun yas tutanların arasına katılarak İstanbul sokaklarında, “Hepimiz Ermeniyiz! Hepimiz Hrant Dink’iz! şeklinde slogan attıkları Dink’in cenazesinin arifesinde, Ermeni Cemaati, tarih sürecinde, “Türkiye Ermenilerinin 1915 yılında kötü olaylarla baş başa bırakıldıkları” zamanları çağrıştıran, izole edilmiş, saldırıya açık bir topluluk olmaya terk edilmiş durumdaydı. Patrik, Bryza’ya, gerilimlerin üstesinden gelmek için “milliyetçilik ve ırkçılık” yapmak yerine diyalog içerisinde olmanın gerekliliğinden bahsetmişti. Eğer Türk hükümeti “üzgün olduğunu” söylerse ve “Bu acıların yaşanma sebebinin ortaya çıkmasına yardımcı olduklarını” belirtirse bu yeterli olacaktır sözleriyle konuşmasına devam etti.       
ABD İstanbul Başkonsolosu Deborah Jones 23 Şubat 2007 tarihinde yolladığı iletide, Patriğin, “cemaatini korurken” oldukça ihtiyatlı davrandığını gözlemliyor. Patrik, küçük oranlardaki Ermeni nüfusunun -kabaca 1000 Türk içerisinde 1 Ermeni vatandaşa denk düşüyor- lideri olarak kamu açıklamalarında dikkatli olmak zorunda olduğuna dikkat çekmiş. Mesrop’a göre, “azınlıklar, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti yönetimine, nesiller boyunca süreğen bir şekilde, en başlarda hukuki muameleler ve şimdilerde ise fiili davranışlarla kendilerine dikte edilen ikinci sınıf vatandaş kimliğine sahip olmanın sıkıntılarını çekmişlerdi”. Patrik, bu yorumlarının gizli kalması istemişti.
Aynı gün Jones tarafından yollanan başka bir iletide ise, Bryza’nın, Türkiye’nin Yunan Ortodoks Cemaati Ruhani Lideri Ekümenik Patrik Bartalemeos ile yaptığı toplantının seyrini yansıtıyor. 8 Şubat 2007’de yapılan görüşme sırasında, Bartalemeos, Türk hükümetinin, “Patrikliği neredeyse her konuda cevapsız bırakma” eğilimi karşısında üzüldüğünü belirtti. Daha sonra, “kritik bir konu” olarak 1844 yılında kurulan ve nesiller boyunca Yunan Orthodoks din adamlarına eğitim verdikten sonra 1971 yılında, özel okulları devlet kontrolüne tabi tutan yasa gereği yeni öğrencilere kapatılmış olan Heybeliada Manastırının yeniden açılması konusu dile getirildi.      
Heybeliada Mütevelli Heyeti, Manastırın, İstanbul Üniversitesinin bir parçası olması önerisini kabul etmedi. Heybeliada’da bulunan Ruhban Okulu, 1985 yılında son öğrencilerini mezun ettikten sonra kapılarını kapatmak zorunda kalmıştı.
Bryza, Manastırın açılması yolunda dört adımlık “yol haritası” sundu. Avrupa Birliği ve ABD, Türk hükümetinden, manastırı yeniden açmasını rica ediyor. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Türkiye’ye temmuz ayında yaptığı ziyarette, Türk hükümeti ile bu konuyu konuştu. Jones son olarak şunları yazıyor, “Her ne kadar bu konu ile bir ilgisi olmasa da, bu bahar, ABD’de, Ermeni önergesinin Kongrede ele alınması, Valiliği kontrol eden milliyetçi eğilimli İçişleri Bakanlığı ile birlikte çalışma yeteneğimize ket vurabilir”.
Senatör Adam Schiff’in, Ermeni Soykırımı Önergesi’ni (Meclisin 106 nolu önergesi) ABD Temsilciler Meclisine sunduktan bir ay sonra ve ABD Kongresi Dış İşleri Komitesi önergeyi onaylamadan sekiz ay önce, Patrik Mesrop II ve Patrik Bartalemeos,  Bryza ile bir toplantı yaptı. Önerge hâlâ ABD Temsilciler Meclisi gündeminde beklemekte.
Patrik Mesrop zihni melekelerini yitirdiği için 2007 yılının sonlarında artık çalışamaz hale geldi. 2008 yılında, Başpiskopos Aram Atesyan fiilen Patrik fonksiyonunu üstlendi. İstanbul’daki ABD Konsolosluğundan yollanan 8 Ocak 2010 tarihli “Ermeni Patrikhanesi: Belirsiz Gelecek” adlı iletide, Başkonsolos Sharon Wiener Ermeni Patrikhanesinin karşı karşıya kaldığı zorlukları ve Eş Patrik seçimi izni için Türk İçişleri Bakanına verilen dilekçeyi dile getirdi. Patriklik konumu için aday olmayı kabul eden Ateşyan’ın, “Cemaatteki birçok kişi tarafından kayıtsız ve patriğin dinsel ve politik temsil rollerini yerine getirmek için gerekli olan diplomatik yeteneklerden yoksun bir kişilik olarak düşünüldüğü” de iletide esefle belirtiliyordu.
Wiener, “Ermenistan ve Türkiye arasındaki ilişkilerde böylesine hassas bir politik dönem yaşanırken Cemaat liderliğinin, önemli bir unsur” olduğunu söylüyor ve iletisine, “iki Türkiye Ermeni’sine göre, Cemaatin, yeniden “karanlık bir döneme girmekte olduğunu” ekliyordu. Ermeni Akademisyen ve Gazeteci Sevan Nişanyan Hürriyet gazetesine verdiği röportajda, “Mesrop II, cemaat arasında ‘Birisinin kendi gölgesinden korkmasının övgüye değer bir özellik” olduğu şeklindeki genel algıyı değiştirdi” demişti. Wiener, Nişanyan’ın, “Cemaat ve yeni patriğin ‘Barışı koruma ve ülke geneline uyum sağlama adına eski zamanlarda geçerli kabul edilen boyun eğme ve sessiz kalma politikasını tercih etmemesini’ umut ettiğini de iletisine eklemişti. Wiener, özellikle 2009 yılı ekimde imzalanan Türkiye-Ermenistan Protokolleri bakımından “hassas” bir sürecin yaşandığını belirtti.
Wiener,  “Amerikan Kongresinde, ‘Ermeni Soykırım Önergesi’nin, Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri ve bunun, ABD’deki Yahudi nüfus ile daha önceki dostane ilişkilerine etkisi ışığında çok daha hararetli bir şekilde tartışılacağını ve 1915 yılında yaşanan trajik olaylara ilişkin olarak sürdürülecek halka açık tartışmaların artmasının uzun dönemde sağlıklı bir gelişme olmasına karşın, Türklerdeki kırgınlık duygularını artıracağını” iletisinde belirtti.
Evet, 2007 yılında Ermeni toplumunu hedef alan derin devlet çabasının izlerini Wikileaks belgelerinde takip etmek ilginç oluyor.
2004 yılından itibaren, Ermeni ve Rum toplumu ve Patriklikleri, sürekli taciz altında tutulurken, medya ayağı da sürekli bu toplumları ve kurumlarını topa tuttu.
Süreç, İnternet darbe girişimi ile 2007 nisan ayı sonunda en üst safhaya ulaştı.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: