İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘Toprağı biz anlıyoruz, toprak bizi anlıyor’

Hilal Yağız / Ezgi Demiral
Arto Tunçboyacıyan, Anadolu’lu, Ermeni, müzisyen… Kardeş Türküler ile birlikte çıkardıkları “Çocuk (H)aklı” albümünün tanıtım konserlerinin Ankara ayağında 24 Nisan’ın yıldönümünde sohbet ettik onunla. “Türk tarihine baktığında ne kadar kan döküldüğü ile övünülüyor. ‘Bir Türk dünyaya bedel’ deniyor. Sistemin, tarihin, bir çocuğa sunduğu bu… Çocuğa bu öğretiliyor. Yani ne bekliyorsun ki, bir sistem bile bile kendi ırkına en kötü malzemeyi sunuyor” diyor Tunçboyacıyan, “Bence Türkler, Türklere en büyük soykırımı yapanlar.”“Ama bir de sesin tarihi var. Bir noktadan sonra o sesin tarihinin gerçekliğini kokluyorsun yani. Sadece anlamak değil kokluyorsun.”



“Herkes her şeyi biliyor.
Ben de biliyorum.
Bilen bilmeyene dürüstçe anlatsın.
Bak ben bir yeni tohum diktim
Ona su veriyorum ona dikkat ediyorum..”

Bu sözleri “Türkiye” için yazmış ve Egemen Bağış’a göndermiş, Arto Tunçboyacıyan. “Bak bir varmış bir yokmuş diye konuşmuyorum” diyor ve yalanlardan kurtulmak gerektiğini söylüyor artık… yalanlar ve bencillikler yüzünden, zorlanmış bir “Türklük” ideolojisinin çektirdiği acılardan konuşuyoruz Tunçboyacıyan’la.

Arto Tunçboyacıyan, Anadolu’lu, Ermeni, müzisyen… Kardeş Türküler ile birlikte çıkardıkları “Çocuk (H)aklı” albümünün tanıtım konserlerinin Ankara ayağında 24 Nisan’ın yıldönümünde sohbet ettik onunla. “Türk tarihine baktığında ne kadar kan döküldüğü ile övünülüyor. ‘Bir Türk dünyaya bedel’ deniyor. Sistemin, tarihin, bir çocuğa sunduğu bu… Çocuğa bu öğretiliyor. Yani ne bekliyorsun ki, bir sistem bile bile kendi ırkına en kötü malzemeyi sunuyor” diyor Tunçboyacıyan, “Bence Türkler, Türklere en büyük soykırımı yapanlar.”

“Ama bir de sesin tarihi var. Bir noktadan sonra o sesin tarihinin gerçekliğini kokluyorsun yani. Sadece anlamak değil kokluyorsun.”

Konser sırasında Kars’ta yıkılan ve Başbakan’ın ucube olarak nitelendirdiği heykele bir gönderme yaptınız. Şu an bu heykelin yıkımına başlandı..

Ben heykel olmadan evvelini biliyorum.

40 sene evvel gittim Kars’a. Sanat kokuyordu toprak. Şimdi gittim tanıyamadım. Toprağın lisanını biz anlıyoruz. Toprak da bizim lisanımızı anlıyor. Önemli olan bu ülkede yaşayan insanlar o toprağın lisanını anlasın ki ne yaşadığını, heykelin de neyi temsil ettiğini bilsin.

2007’de Ermenistan’dan Gürcistan üzerinden Kars’a konser vermeye gittim. Kars Kalesi’ne. 20- 25 bin kişi rahat var. 200- 250 kişilik de garip bir protokol var. Zaten anlıyorsun. Bu memleketin en büyük problemi o, yani protokol. 25 bin kişiyi 200 kişi idare ediyor. Bakıyorum, ben zannettim ki halkın arasından ışık tutuyorlar. Sonra fark ettim sniperlarla hepimizin üzerinde bir ışık var. Ama bir de halkı görseydin.

Herifin biri çıkıyor. Ben domatesi sevmiyorum siz de sevmeyeceksiniz diyor. Domatesi kaldırıyorum diyor. Ucube diye bir laf. Vallahi korktum otelde, şerefsizim korktum. Ne oluyor öcü mü geliyor, ne diyor bu ya dedim!

Benim amacım, insanların yaratıcılıklarına güven kazandırabilmek. Ben bedenimi terk ettim. İnsanların sesi olabilmek benim için en yüce yerler. Sanat müzik, bunlar senin ömür boyu güvenebileceğin arkadaşlarındır. Bitmeyen bir arkadaşlık, ama bu herkesin içinde var. Her insan bunu yapabilir.

Ermeni katliamını siz ne şekilde yaşadınız? Sizin de ailenizden yakınlarınızdan kayıplarınız var mı?

Benim babam ne yapsın ki gözünün önünde iki kız kardeşini, yeni yemeklerini de yapmışlar, boğazlarını tuta tuta kesmişler. Ne reaksiyon yapsın ki babam? Kendine reaksiyon yaptı işte. Ağzını kapadı içti. Siroz oldu öldü. Bunun gibi binlerce, belki de milyonlarca örnek var, yani ne yapsın insanlar?

Babam konuşmadan gitti, ama benim gibi sanatla, yaratıcılıkla uğraşırsan ömür boyu arkadaşın var demektir. Ben şimdi etrafımda kimse olmasa bile şu masada hayalimde bir şeylerle saatlerimi geçiririm. Benim tek derdim o. Ben seslerle anlatıyorum derdimi.

TÜRKÜLERİN KARDEŞLİĞİ

Peki Kardeş Türküler’le nasıl bir araya geldiniz?

Kardeş Türküler, adı üzerinde. Sesler de tutunca bir araya geldik. Duymakla görmek ayrı bir şey, ama bir koku var ki ben onun için fedakarlık yaparım. Hayatım onunla bitecek olsa da yaparım. İnsanların yaratıcığına güven verebilmek.

Sizce şu an toplumda Ermenilere nasıl bir bakış açısı var? Bugüne kadar nasıl bir değişim oldu?

Nefret azalmaya başladı, fakat bitmedi. Ee bitecek. Benim bugün rahat konuşmamın sebebi, bu sistem bir yola girdi, dönüşü yok. Kürtler Kürt gibi yaşayacak, Ermeniler Ermeni gibi yaşayacak, Çerkes de Çerkes gibi. Kendini Türk hisseden Türk gibi yaşayacak… Herkes yaşayacak,  artık o yola girildi. Ama yine de o bizi biz gibi yapan şeyler kayboluyor.

Cumhuriyetten beri buraya kim zarar verdi? Ermeni mi verdi Rum mu verdi yoksa idare eden Türkler mi? Ermenilerin bir toprak hayali de yok. Kim abi, kim sahibi bu toprakların? Hani hepimizindi dünya?

Yaşamayı öğrenmek mesele… Ben öyle bakıyorum. Ama burada Ermeniliğimi bir şekilde hatırlatıyorlar. Devlet 31 numara koyuyor pasaportumuza ki Ermeni olduğumuz anlaşılsın diye. Şimdi ufacık çocuk bana gelip ‘vay gavur’ dediği zaman ben o çocuğa ne diyeyim abi?

Hrant…

Dürüst konuştun mu burada yatırıyorlar kaldırıma. Hrant mı kötülük yaptı konuşmasında, sevdiği, kanını döktüğü, canını verdiği memleketine. Öyle gerçekçi görmek lazım. Bilimsel olarak düşünürsek, bir kişi çıksın bana desin ki ‘ben Türk’üm’. Türkmenistanlıyı demiyorum… O Türkmen işte.  Bazen duyuyorum benim anneannem Ermeni de ben Türküm. E ne oldu? Veya babam Suriyeli, annem Mısırlı, nasıl Türk oldun abi? Yani Türklük bence zorlanmış bir ideoloji. Zorlandığı için bugün hepimiz çile çekiyoruz. Zorla.

SÜRGÜN VE YASAKLI RİTMLER

Benim babam Sivas Gürünlü. “…karışalım dumana gitti sansınlar bizi…” bu mesela Hemşin şarkısı. Ama bu ritim Doğu Anadolu’nun ritmi ki bu benim zamanımda TRT’de yasaktı. 18’lik ritim. Çünkü bilirlerdi ki ya Ermeniler ya Kürtler oynarlar. Erzurum, Elazığ, Erzincan, Diyarbakır, Urfa, Antep… Karadeniz’de de ritimler daha farklı ama hiç birini duyamıyorsun bunların. Niye çünkü hepsinin altında bir hikaye yatıyor, sürgün şarkıları bunlar. Ama düşünebiliyor musun? Kırsınlar diye her şeyi yapıyorlar.

İki halk iki ayrı kültür diye sonradan ayırıyorlar.
EN BÜYÜK SOYKIRIM: FAZIL SAY

Yani soykırım için illa ki fiziki bir şiddet gerekmez diyorsunuz?

Soykırım diyorsan, işte sana en büyük örnek: Fazıl Say. O adam belki de dünyada deha olabilecek bir insan. Ama sistem işte… Her şeyde bir bayrak koyuyorlar yani. Tamam da (burada melodiyi söylüyor) bir tane bana bu melodinin örneğini göster. Dünyanın neresine gidersen git yok. O çocuk için içim çok acıyor bazen. Görüyorsun ki adam kavga ediyor…

Eğer kendi felsefen kendi sistemin olmazsa bir şeyi geliştiremezsin. Dünya kupasında 3. oldu Türkiye sonra yok. Ama bir sistem olsa her gün oralarda olur bir gün üçüncü bir gün beşinci olur. Müzikte de öyle. Her şeyde öyle. Biz sadece olanı büyütüyoruz. Elimizdeki kabiliyeti de olduğundan daha başka büyütüyoruz. Sonra boğuluyorlar. Ondan dünyanın en iyi futbolcularını getiriyorsun buraya, adamın burada eli ayağı karışıyor, birbirine giriyor. Ne olduğunu anlayamıyor. Bir de iki misli para veriyorlar. Yanına kadınlar, balıklar araba falan, herif bitti tamam. Ondan sonra hani biz şampiyon olacaktık? Orada oynadığında adam biliyor futbolu, ne oynadığını. Müzikte de aynı bu.

Güncelleme tarihi: 2011-04-28 12:01:19

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: