İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermeni olsam ne yazar

Ezgi Başaran
Türkiye’de bir politikacı böyle demek yerine, ‘Bu bir iftiradır’ diyorsa vay halimize.
* Kemal Kılıçdaroğlu dava açtı. Süleyman Yeşilyurt adlı kişiye. Çünkü bu kişi, ‘Dersim Ermenisi Yemuş Hanımın Oğlu, Çarkçı Kemal’ isimli bir kitap yazmıştı. * Davanın iddianamesi şöyle diyor: “Kılıçdaroğlu’nun annesinin isminden yola çıkılarak, kendisinin Ermeni kökenli olduğu konusunda gerçekdışı iftirada bulunuluyor. Ermeni etnik kimliği kullanılarak kendisine zarar verilmek isteniyor ve seçim öncesinde karalama yapılıyor.” * İftira kelimesi ne için kullanılır? Ortada bir suç varsa, bu suçun aslı astarı yoksa… Örneğin biri size hırsız diyorsa, bu iftiradır. Peki ya Ermeni olmak? Suçlu olmak, örneğin hırsız olmak gibi bir şey midir ki? * İddianameden öyle anlaşılıyor. Ermeni olmak o kadar kötü bir durumdur ki, seçim arifesinde Kılıçdaroğlu’na kara çalınmıştır. Bu mudur yani?

* Türkiye’de bir politikacı ‘Ermeni olsam ne yazar’ demek yerine, ‘Bu bir iftiradır, karalamadır’ diyorsa… Yani ‘Diyelim ki Ermeni’yim, bu beni kötü bir lider mi yapar, sen ne demek istiyorsun?’ demeyi aklına getiremiyorsa, vay halimize.

* Yaptığı konuşmada 1915 olayları için ikinci kez ‘Büyük Felaket-Metz Yegherin’ ifadesini kullandı diye bizimkilerin kızdığı Obama bu işleri nasıl hallediyor biliyor musunuz? Kurduğu web sitesinde (fightthesmears.com) doğrusu öyle değil, böyledir diyerek.

* Mesela Obama’ya diyorlar ki, sen ABD’de doğmadın, ABD vatandaşı değilsin. Hemen sitesinden cevabı yapıştırıyor: Uyduruyorlar, doğrusu budur. İşte belgesi, işte doğum sertifikam!

* Yahut da tutturuyorlar Obama, Müslüman’dır diye. Bunun üstüne sitesine yazıyor: “Utanmaz ve karanlık saldırganlar Barack’ın dini hakkında yalan söylüyorlar. Barack Müslüman değil, Hıristiyandır. Bir insana siyasi açıdan saldırmak için inançlar kullanıldığında, bu saldırı herkesin inancınadır.” İşte bu kadar.

* Kılıçdaroğlu, ‘Ermeni olduğum doğru değil’ demekle ‘Bana Ermeni’yim diye iftira atıyorlar’ demek arasındaki farkı bilmiyor olamaz. Öyleyse bilerek hem yanlış bir siyasi strateji izliyor hem de incitici oluyor.

Peruktan ne istediniz?

* Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan OdaTV yazarlarından Doğan Yurdakul’un eşi Güngör Hanım ziyaret için geçen hafta Silivri’ye gidiyor. Cezaevine girerken aranırsın, bu normal.

* Çantanı, ceketini kilitli dolaba koyarsın, üstünde elektronik hiçbir malzeme bulunduramazsın. İki kez el ölçün alınır, bir kez retinan taranır. Kapılar ancak bu prosedürden sonra açılır.

* Fakat Güngör Hanım’ın başına bu kabul edilebilir merhalelerin dışına çıkan bir uygulama gelmiş. Kanser tedavisi gördüğü için saçları dökülen, bu yüzden de peruk takan Yurdakul’un peruğu da alınmış.

* Şimdi bakın… Kocası henüz açıklanmayan deliller yüzünden hapis yatıyor. Bu durumun getirdiği belirsizlik ve öfke duygusuna, kemoterapinin duygusal fiziksel yükünü ekleyin. Güngör Hanım’a bir daha bakın.

* Onun peruğundan ne istediniz? Hadi diyelim, her adımda kocasının bir hapishanede olduğunu ona hatırlatıyorsunuz, bir şey demedik. Peki hasta olduğunu hatırlatmaya, canını iki kat acıtmaya ne hakkınız var?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: