İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ölüm ve diriliş

Markar Esayan
Bugün bayram…Biz Ermeniler, yedi haftalık orucun sonunda gelen Diriliş, ya da yaygın adıyla Paskalya Yortusu’nu bugün kutluyoruz.Aynı Müslüman dostlarımız gibi, uzun bir orucun ardından gelen bir coşkuya kaptırıyoruz kendimizi.Hayatın kendisi bu iki bölümde özetleniyor aslında…Biz de ayrıldık, biliyor musunuz?Hem de tam bu bayram, yortu günü. 96 yıl önce, 24 nisan günü başladı ayrılığımız… Krisdos Haryav i Mereltos. Tsedzi, Medzi Medz Avedis (???? HYETERT).




 

Bugün bayram…
Biz Ermeniler, yedi haftalık orucun sonunda gelen Diriliş, ya da yaygın adıyla Paskalya Yortusu’nu bugün kutluyoruz.Aynı Müslüman dostlarımız gibi, uzun bir orucun ardından gelen bir coşkuya kaptırıyoruz kendimizi.Hayatın kendisi bu iki bölümde özetleniyor aslındaOruç ve Bayram…

Zorlukların içinden geçerken, kendini inandığın şeye yaklaştıran, gücünü, inancını, gurbetin biteceğini ve kazananın “iyilik” olacağına dair, zorlu bir süreç, oruç dönemi…

İsa’ya, Ferisiler “Senin öğrencilerin neden oruç tutmuyorlar” diye çıkıştıklarında verdiği o cevap: “Güvey aralarındayken neden oruç tutsunlar? Onlardan ayrıldığımda onlar da oruç tutacaklar…”

Yani, oruç, ayrılığın getirdiği bir sonuç. “Ayrıldık ama, sana kavuşmaya kararlıyım” demenin, bu kararlılığı göstermenin cüretkâr bir yolu…
Biz de ayrıldık, biliyor musunuz?

Hem de tam bu bayram, yortu günü.

96 yıl önce, 24 nisan günü başladı ayrılığımız.

235 Ermeni vekil, doktor, dinadamı, gazeteci, yazarı evlerinden aldı Jandarma. Her şey mükemmel planlanmıştı. İttihatçıların arkasında kocaman bir savaşın karmaşıklığı, bir de Alman İmparatorluğu vardı.

Önce, milletin kılavuzları, sesleri, temsilcileri ortadan kaldırılmalıydı ki, her şey sessizce halledilebilsin. Ne de olsa Ermeniler yüzde doksanı köylü, dağlarda mezralarda yaşayan bir halk.

Dilsiz, sahipsiz…

Mayısta çıktı Ermeni halkı Tehcir yoluna. Edirne’den, Bolu’dan, Tekirdağ’dan ve her yerden, kafileler döküldü yollara. Coşkun kaynağından yola çıkıp, kurak yollar boyu gittikçe azalan, azalan ve varla yok arasında cılız bir birikintiye dönüştüler…

Irkçılık ve korku o kadar gözlerini bürümüştü ki İttihatçıların, Ermenilerin aslında kendi evlerinin bir üyesi olduğunu tamamen unutmuşlardı. Ermeni demenin aslında Türk Kürt Çerkes, Hıristiyan demenin ise Müslüman, Anadolu demek olduğunu belleklerinden keskin bir bıçak darbesi ile kesip atmışlardı.

Ermeni’yi sürerek, yok ederek aslında Türk’ün, Kürt’ün ve Müslüman’ın da bir parçasını yok ettiklerini bilemeyecek kadar çıldırmışlardı. Nitekim “Ermeniler, Süryaniler gitti, bereket de gitti” diyenler kalanlar, Müslümanlar oldu.

Anadolu öyle bir darbe yedi ki, bugün dahi yüzyıl öncesinin ihtişamının, çok kültürlülüğünün, mimari zenginliğinin çok gerisinde. Cumhuriyet döneminde 1915’in zihniyeti ile Ermeni izleri Anadolu’dan kazınmaya devam ederken, tarihimizin nadide bir parçasını da yerlere atıp üzerinde tepiniyorduk aslında.

Aynı usul, Alevilere, Kürtlere uygulandı sonra, bu şeytani zihniyetle yüzleşilmediği için. Bugün bir Kürt, Alevi meselemiz varsa, Ermeni meselemiz olduğu içindir.

Benim gibilerini kimse pek anlamıyor. Türkiye’de “şüpheli”, dünyada ise “Stockholm Sendromlu” muamelesi görüyoruz. Bazılarının kafasında hayat ve olanlar o kadar net ki, aradalık pek makbul değil.

Türklere Ermenileri, Ermenilere de Türkleri anlatmak zorundayız sürekli …

Ben bugün, Türkiye’de, dünyada Ermenilerin Diriliş Yortuları’nı kutlayabilmelerini sağlayanların yine Müslümanlar olduğu biliyorum. 1915’te İttihat ve Terakki planının arkasında tüm bir Anadolu halkı yer almış olsaydı, Ermenilerin tümünün kökü kazınmıştı.

Üçüncü Ordu Komutanı Mahmud Kamil Paşa “Bir Ermeni’yi tesahub edecek [koruyacak] bir Müslüman’ın hanesi önünde idam ve hanesi ihrak [yakılmasına]” şeklinde ve üstelik uygulanmış bir karar vardı mesela.

Birçok Müslüman buna rağmen hayatını tehlikeye atarak Ermenileri sakladı, korudu, kaçırdı. Bize “Kılıçartığı” denmesinde bu gerçek de yer alır.

“Artık” olmak bir lütuftur bazen…

Ama madalyonun bir de öteki yüzü var. 96 yıldır Ermenilerin bu acısının inkâr edilmesinde bu ülkenin kent ve taşra burjuvazisinin, üzerinde kan olan Ermeni, Rum malları üzerinden yükselmesi var çünkü. Ve bir türlü yüzleşilemeyen sahte bir dinî milliyetçilik…

Dölünde, lokmasında Ermeni eti, kanı, teri olmayan o kadar az insan vardır ki bu ülkede…

Dedim ya, hiçbir şey o kadar net değil.

Peki, Ermenilere ne diyebiliriz? Şeytan bellediğimiz diasporaya, Ermenistan’a… Yazıyı dengelemek için onlara da bir şamar atmalı mıyız?

96 yıllık bir inkâr ve aşağılamanın ertesinde, buna hakkımız var mı?

İnanmadığım bir şeyi nasıl söyleyebilirim? ASALA cinayetleri için kendi adıma hiç mesuliyetim ve zihnî bir gram birlikteliğim olmadığı halde özür dilemiştim Türklerden. Zalim ve mağdur cinayetleri arasında fark gözetenlerden değilim, bilirsiniz.

Bu ülke kendi meselesini unutmayı seçtiyse, diasporanın parlamentolarda rövanş alma saplantısına girmesi, bana en fazla naif geliyor. Asıl buna gösterilen azgın tepkiyi anlayamıyorum. Ne bekliyorduk ki, Talat Paşa’nın bakkal defterinde bile “bir milyon” yazdığı yası tutulmamış cesedi, “olan olmuş” diye unutmalarını mı Ermenilerin?

Siz yapar mıydınız? Yapabilir miydiniz? Yapsanız doğru olur muydu?

Buna rağmen 20 sene evvel Ermenistan’ın ilk devlet başkanı Levon Ter Petrosyan “Soykırımı rafa kaldıralım, ilişki kuralım” diye el uzattığında Demirel’e ve o el havada kaldığında, ben pek itiraz edeni hatırlayamıyorum.

96 yıl sonra helalleşmek şimdi bize düşüyor. Ne mi yapabiliriz? Bu akşam Taksim’de, Bursa’da, Bodrum’daki anmalarda buluşabiliriz belki. Yasımızı başlatmak için.

Krisdos Haryav i Mereltos. Tsedzi, Medzi Medz Avedis.

Mesih ölülerden dirildi. Hepimize müjdeler olsun.

markaresayan@hotmail.com

TARAF – 23.04.2011

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: