İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Günlerden 24 Nisan…

Ümit Kıvanç

Yalanla yaşamak kötüdür, muhterem okurlar. İnsanı sıkar, boğar, daraltır. Hiçbir yerde huzur bulamazsınız. Anlam veremediğiniz bir telaş ve tedirginlik hâli hücrelerinize sinmiştir; kurtulamazsınız.Yalan, geçmişteki bir kabahati gizlemek için söylenmişse, vaziyet daha da fenadır. Giysinizin olmadık bir yeri, olmayacak bir yerde söküldüğü, yırtıldığı zamanki gibi, hiçbir adımınız, el-kol hareketiniz, eğilişiniz, kalkışınız rahat ve doğal değildir artık. Bünyeniz, söküğü göstermemeye programlanmıştır. Şekilden şekle, tuhaf hallere girersiniz. Mesele gizlemek olduğundan, sorana anlatamazsınız, yardım kabul edemezsiniz.Hele saklamaya çalıştığınız kabahat, öyle kabahat mabahat değil, basbayağı büyük bir suçsa, tedirginlik yakanızı muhtemelen uykuda da bırakmayacaktır. Çünkü vicdanınız apse yapmıştır. O cerahatin, bulacağı küçük bir yarıktan bütün vücudunuza yayılması tehlikesi, ayağınızı dünyaya sağlam basmanızın önünde, hiç yok olmayan bir engeldir…Ermeniler isyan etti, bu yüzden cezalandırıldılar” lafı yalandır.

Ve maalesef göğsünüzü daraltan, çeşit çeşit insan duygusunu biraraya getirip korku kazanında kaynatan meşum derdiniz bu kadar da değildir. Çünkü sizin saklamak uğruna hayatınızı mahvettiğiniz büyük suçtan herkes haberdardır. Mahallenizin sınırlarına duvarlar çekerek, içerde bu mevzuda ağzını açmaya kalkan olursa tepesine binerek sonuç elde etmeniz imkânsızdır, çünkü sizin dehşet salarak sükûnu sağladığınız yerde bir vakit neler olup bittiğini bütün dünya bilmektedir.

1915’te bu toprakların en eski halklarından Ermeniler, bilinçli, planlı, hesaplı, kitaplı bir kitlesel kıyımla yok edildiler. Bir kısmı, doğrudan doğruya, gruplar halinde kurşuna dizilerek, kılıçtan geçirilerek öldürüldü. Bir kısmı, can vermeleri için her türlü düzenek hazırlanarak, ölüm yolculuğuna çıkarıldı. Güya yollanacakları yere sağ varabilenlerin bir kısmı açlıktan, hastalıktan kırıldı. “Operasyon”u yöneten İttihatçı şefler, başta Talat Paşa, dönemin imkânlarının elverdiği ölçüde, gün gün, neredeyse saat saat, “operasyon”u takip etti, nerede kaç kişi öldürüldü, kaç kişi nereden nereye götürüldü, kimden ne mal mülk kaldı, hepsini kayda geçirmeye çalıştılar. Bütünüyle soğukkanlı, akıl ürünü bir “operasyon”du.

“Ermeniler isyan etti, bu yüzden cezalandırıldılar” lafı yalandır. Yapılan, silahlı isyancıların etkisiz hale getirilmesi, o arada ölçünün kaçırılması falan değildir. Osmanlı toprağından kurtarılabilecek kadarının gayrımüslim nüfustan arındırılması için baştan planlanmış bir “operasyon”dur. Ve meselenin esası budur. Bunun dışındaki her şey, olayın yan unsurları, etkileri, sonuçları, vesairedir. Kim ki meselenin esasını başka yerde arar, o bir şuursuz ya da yalancıdır. İyi ihtimalle, Türk Millî Eğitimi’nin kurbanıdır.

Meselenin esası bu olduğu içindir ki, 1915’te İttihatçıların yönettiği devlet eliyle yürütülen “operasyon”un uluslararası hukuk zemininde “soykırım” olarak tanınıp tanınmaması tartışılabiliyor. “Neler olmuş?” deyip bakınca ilk elde görünen manzaraya göre aksini düşünmek de kolay değil.

Ama bu bir hukukî statü sorunu. Ve meselâ beni şahsen o kadar ilgilendirmiyor. Tıpkı Hrant gibi düşünüyorum: Ben yaşananı biliyorum, başkası onu demiş bunu demiş, bana ne. Ve yine Hrant gibi: Bu topraklarda yaşanan trajedinin acısı bu toprakların bugünkü sakinlerinin yüreğini, vicdanını titrettiğinde, meşhur “diaspora”nın, aslında nineleri dedeleri katledilmiş, anayurdundan sürülmüş bizim insanlarımızdan başkaları olmadığı idrak edildiğinde, 1915 kıyımına ne ad verileceği benim için o kadar önem taşımayacak.

Fakat ne yazık ki, Türkiye’de devletin halkı karanlıkta ve aciz bırakma politikalarının en başarılı olduğu alan bu konudur. Çok insan diasporayı Amerikalılarla Fransızların imal ettiği veya büyütüp yetiştirdiği, Türkiye’ye düşmanlık yapsınlar diye eğittiği, hepsi topluca tek tip düşünen ve hareket eden, neredeyse casusluk örgütü gibi bir şey zannediyor. Oysa onlar, basitçe, memleketlerinden sürülmüş insanların çocukları, torunları.

Bugünün meselesi, birçoklarının hepimizin aklını fikrini, duygularını saptırarak dayattığı üzre, “Soykırım mı değil mi” sorusu değildir. “Bu inkâr nereye kadar” sorusudur. Çünkü, 1915 kıyımına bu memleket ahalisinin pek küçük bir bölümü katıldı. Bugün yaşayan kuşaklar o zamanki suçun yükünü taşımak zorunda değil. Fakat inkâr da suçtur ve buna, hele bilinçli olarak katılmak, doğrudan tercih konusudur, insanı sorumlu kılar. Biz, vaktiyle yaşanan felaketi ortadan kaldıramayız. Ama inkâra son verilmesini sağlayabiliriz.

Bu, Türkiye toplumunu taşıdığı en büyük yükten kurtaracaktır. Çeşit çeşit başka hastalığa da zemin yaratan büyük marazdan kurtaracaktır. “Ermeni meselesi”, sadece Ermenilerin meselesi değildir.

Geçen yıl, 1915’te, sadece canını değil, her anlamda “hayatını” kaybedenlerin anısına, bir acıyı paylaşma-anma toplantısı yaptık. Taksim’de. Bu yıl yine yapacağız. Üstelik çok daha geniş ve çeşitli kesimlerden insanların katılımıyla. Söylemesi bile insanın yüreğini birazcık ferahlatabiliyor.

Taraf, 23 Nis. 11

http://www.dengeazad.com/En/NewsDetailN.aspx?id=11431&LinkID=162

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: