İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ucube…

Atilla Özdür
Anam Türk, babam da Türk ve bana ‘Sen de Türk’sün’ demişler. Oysa, Türklük benim neyime idi…Ermeni olsaydım ne fark ederdi ki… O zaman da bugünkü gibi, anama babama bakarak ‘Sen Ermeni’sin’ diyeceklerdi.Niye Kürt olmayabilecektim ki… Kürt olmaya ben mi ayak direttim?… Kendi elimin emeği olmayan bir şey için kavgayı akılsızlık görüyorum…Kürt imamın arkasında Türk müezzinin yanında cemaatten bir Ermeni olarak secdeye kapansam, neyim eksik olurdu siz ehli secde Cermenlerden, Araplarla Acemlerden ve dahi Çin’i maçinden derisi sarılardan…Anamın adının Eftelya olmasına bakarak küfredip aşağılar mıydınız beni, ‘Rum piçi’ diye… Eğer ‘evet’ ise cevabınız, Hayganuş’tan doğma Agop da hak sahibi olurdu ‘Türk piçliğiyle’ sizleri yaftalamakta… Dakka duka…

Picasso’nun soyut resmi, anlamsız bir karalama…. Kars’taki İnsanlık Anıtı da ha keza, hormon yemiş hıyar misali upuzunluğuna dilimlenmiş bir beden ve ondan yontulma eller, kollar ve parmaklar…

 Eşeğin hoşaftan anlaması neyse, ola ki, bizim de san’at’tan anlayabileceğimiz işte bu kadar. Amma yontular olsun tuvaldeki kalıntılar olsun, birer san’atkar elinden çıkıyorlar. İhtira beratı sahiplerine karşı saygı, şiarımızdır…

 Bursa’nın Gürsu nahiyesindeki hükümet meydanını süsleyen Atatürk heykeli de, sanırız emsalleri arasında çirkinlikte bir numara… Atatürk ve rejimini simgelemesinden ötürü, estetik yönden değerlendirecek ağızları, korku belasına açtırmamış…

 Cumhuriyet camilerindeki kubbe-minare nispetsizliği gibi, kimi Atatürk heykellerindeki şapka ve kafa ile beden ölçüleri arasındaki uyumsuzluk da aynen öyle…

 ‘Şuraya bir cami yaptıralım da bizler gibi göçüp gelenlerin camilerinden büyük olsun’lu bölge asabiyetiyle; ‘Aman haa, papazı kıçaltı ettirmeyelim, nasıl olursa olsun acilen şuraya bir heykel’ endişesinin ateşlediği korku refleksleri, ne yazık ki, camileri öyle, heykelleri de böyle biçimlendiriyor…

 Minarenin estetik çirkinliğine laf etmek dışlanmaya yol açarken, heykellerin maddi kalıbına toz kondurmak da, tepelenmeye…

 Aforozlu dışlama, köylülük kültüründen; tepelenmeyse rejimin zalimliğinden…

 *

 Cumhuriyet dönemi cami ve minare katsayısının en yüksek olduğu yerlerin belki de en başında gelmektedir, Karamürsel-Gölcük- Bolu aksı.. Ne çare, bu yüksek katsayı, depremin ağır hasarlarını önleyemedi…

 Niye..

 Çünkü, deprem değildi tahrip edici ve can alıcı faktör… ‘İnsanların Allah’tan uzaklaşmaları’na bağlamıştı bu zayiatı, Cübbeli….

 Heykellerin çirkinliği de aynen depremdeki gibi, Allah’tan kaçınmanın eseri… Kamu görevlisi kendini Allah’a yakın hissetse ‘heykel harcamalarının muhasebeden bağımsızlığına’ pabuç bıraktırır mı…

 Harcama konusu Atatürk olunca, durumdan mama çıkarma geleneği de, heykelleri pahalılaştırdığı oranda çirkinleştiriyor da…

 *

 Dünyaya gelmeseydim ne yazardı, geldim de ne yazdı?…

 Bunlara cevap bulamıyorum… Gelmeyi ben kendim istemedim ve erkekliği de ben seçmedim. Anam Türk, babam da Türk ve bana ‘Sen de Türk’sün’ demişler. Oysa, Türklük benim neyime idi…

 Ermeni olsaydım ne fark ederdi ki… O zaman da bugünkü gibi, anama babama bakarak ‘Sen Ermeni’sin’ diyeceklerdi.

 Niye Kürt olmayabilecektim ki… Kürt olmaya ben mi ayak direttim?…

 Kendi elimin emeği olmayan bir şey için kavgayı akılsızlık görüyorum…

 Kürt imamın arkasında Türk müezzinin yanında cemaatten bir Ermeni olarak secdeye kapansam, neyim eksik olurdu siz ehli secde Cermenlerden, Araplarla Acemlerden ve dahi Çin’i maçinden derisi sarılardan…

 Anamın adının Eftelya olmasına bakarak küfredip aşağılar mıydınız beni, ‘Rum piçi’ diye… Eğer ‘evet’ ise cevabınız, Hayganuş’tan doğma Agop da hak sahibi olurdu ‘Türk piçliğiyle’ sizleri yaftalamakta…

 Dakka duka…

 *

 Amma, Müslüman olmayı ben kendim istedim… Sen de Museviliği, Ateizm’i, Kemalizm’i ya da eşcinselliği veya Katolikliği…

 İbnelik bile, isteğe bağlı bir fenomen…

 Kavga edeceksek adam gibi oturalım ve darbukatörlüğü bırakıp bunların üzerinde insan gibi tartışalım.

 Niye her şeyimiz, duygularımız, inançlarımız hatta ve hatta sofra kültürümüz dahi birbirlerinden ayrı ve farklıdır da, mezarlıklarımız bir…

 ‘Sözümüz Lozan’ın azınlıklarına değil, tanrı tanımaz darbukatörlüğedir’

Aziz Nesin, erkek idi ve musalla tarikiyle Merkezefendi’yi istemedi… Kitaplıların kendilerine özgü mezarlıkları gibi, kitapsızların maşatlıkları da Müslüman kabristanlarından ayrı ve farklı olmalı…

 *

 AVM saldırısının meta pazarında hasıl ettiği iflas dalgası politika pazarına da sirayet edince, ilk darbeyi Haydar Baş hocamız yedi.

 Kadınlara, çocuklara, işçisinden patronuna kadar popülizmin tepsisinden sundukları, politikanın AVM’leri tarafından misliyle kopyalanınca, Hoca da, kendi dükkanını kapatmak zorunda kaldı ve kapitalizmin kendisine çizdiği kaderine boyun eğdi….

 Metacı AVM’lerin 52.000 küçük esnafı proleterleştirmesi gibi, Haydar Baş hocamız da, elindeki milli ekonomi havlusunu atarak Reaganizmin politika aleminde şatolaştırdığı AVM’lerinin dümen suyuna kendini koyverdi…

 Kavanoz dipli dünyanın cilvesi… Haydarcılar da Demirelci olup çıktılar…

 Atilla Özdür- Yeni Akit

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: