İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

24 Nisan sendromu devrimle yok olur mu?

Yorum – Mehmet Fatih Öztarsu – Ermenistan Aravot Gazetesi yazarı

Türkiye’nin her yıl yaşamaya alıştığı 24 Nisan sendromu, bu yıl da önceki yıllarda olduğu gibi, Türkiye’nin stratejik önemini benimseyen ülkelerce, Ermeni tarafını az da olsa tatmin edecek şekilde geçiştirilecektir. Ancak uluslararası arenadan ziyade, Ermenistan’ın iç çalkantıları Türkiye’ye yönelik yaklaşımlar konusunda 2015’e kadarki süreçte yeni boyutlar kazandırabilir. Petrosyan’ın söylemlerini benimseyen kitleler muhtemelen Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi için adım atacak ve yine Petrosyan’ın savunduğu şekilde, Karabağ’ın serbestçe ve makul bir şekilde ele alınmasıyönünde inisiyatif gösterecektir. İktidarla çatışma sürecinde dahi Türkiye’ye yönelik ılımlı yaklaşımlar halkı etkileme aracı olarak da kullanılacaktır. Çünkü halkın Rusyacı tavırlarından bıkmış olduğu devlet politikaları yerine, ekonomik canlanmayı vaat eden Türkiye’yle yakınlaşma politikaları muhalefet için oldukça cezbedici politik bir araç konumuna gelmiştir.

    

 Son günlerde Arap ülkelerindeki otoriter yönetime başkaldırı hareketleri Kafkasya’da da yer yer etkisini göstermekte ve özellikle Ermenistan’da belirli değişimlerin sinyalleri verilmektedir.

Kafkasya’da statükonun değişimi 2008 yılında Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesiyle başlar. Halihazırda tahmin edilemeyen stratejik açılımlar, bölgede taşların yerinden oynayacağı ve yeni ittifakların doğacağı yönünde beklentiler oluşturmaktadır.

Ermeni muhalefetinin güçlü ittifakını teşkil eden Ermeni Ulusal Kongresi, geçtiğimiz kasım ayından beri Ermenistan iktidarına yönelik eleştirilerini artırmaya devam etmektedir. Ülkenin ilk lideri Levon Ter Petrosyan’ın etkisinin ağırlıkta olduğu bu birleşik cephe, Taşnaklar’ı ve eski dışişleri bakanı Raffi Hovhannisyan’ı da ittifakına dâhil edebilseydi, Arap ülkelerindekinden daha yumuşak bir yönetim değişikliğine gidileceği muhakkaktı. Muhaliflerin iktidara yönelttiği eleştiriler ülke ekonomisinin zayıflığı, iktidarın önceki dönemlerde yaptığı siyasî hatalar ve dış politikadaki açmazlarla ilgili. Genel anlamda, dış politikadaki başarısızlığın ülke ekonomisini gerilettiği ve Ermenistan’ın ulusal bağımsızlığını para karşılığında büyük devletlere pazarladığı suçlamaları muhalefetin en önemli söylemi haline gelmiştir.

Bugün Petrosyan’ın üzerinde durduğu ve diyetini istediği esas mesele; önceki dönemde iktidarın zor kullanarak ölümüne ve hapsine sebep olduğu insanların ailelerine gerekli karşılığı ödemesi, işsizliğin azaltılması için işsizlik yardımı ve asgari ücretin yeniden düzenlenmesi, devlet görevlilerinin mal varlıklarının açıklanması ve yönetici organların revize edilmesi yönündeki iç kalkınmayı hedefleyen konulardan oluşmaktadır. Genel olarak “şeffaf devlet”in oluşturulması ve halkın boş politikalarla aldatılmaması gerektiğini vurgulayan Petrosyan, Türkiye ile ilişkilerde ılımlı bir söyleme sahip olunması gerektiğinin de altını çizmekte. Zaten Petrosyan’ı, ittifak kuramadığı diğer muhaliflerden ayıran konu başlıklarından biri de Türkiye ile ilişkiler meselesidir. Taşnaklar’ın ve Raffi Hovhannisyan’ın Türkiye’ye karşı takındığı tavır, mevcut iktidarın söylemlerinden farksızdır. Rusya’nın Ermenistan’a her konuda müdahalesine karşı olma konusunda anlaşan, ancak Türkiye ile ilişkilerin gelişmesi konusunda ayrılığa düşen muhalif cephe, fazla vakit geçmeden dış politikanın gidişatını etkileyecektir.

iktidar ilerlemeyi benimsiyor

Halk nezdinde ise mantığa uygun düşen yaklaşım, Türkiye ile sınırların kapalı olmasından ve siyasilerin inatçı tavırlarından dolayı ülke ekonomisinin zayıfladığı yönündedir. Ancak diaspora ve Rusya’dan alınan paralarla ayakta tutulmaya çalışılan ekonominin, ülkede yüzde elli işsizlik oranına varan bir gerçeği sunması Petrosyan dışındaki siyasî cephelerin söylemlerini boşa çıkarmaktadır. Nitekim ocak ayında, Türkiye ve Çin’den gelen ticarî ürünlere uygulanan gümrük zammına karşı Ermeni tüccarların hükümeti protesto etmesiyle birlikte, Ermenistan’ın Bağımsız Devletler Topluluğu içerisinde tarım alanında geçen yılki gelişmesi en az olan ülke olması ve gıda ürünlerine yapılan zamlar, iktidarın halk nezdindeki konumunu sorgular hale getirmektedir.

Tüm bu olanlar karşısında iktidarın sürekli olarak Karabağ ve Türkiye meselesini gündemde tutması ve muhalif bazı grupların bu konu üzerinden siyaset üretmeye çalışması, artık fazla önem taşımamakta. Öyle ki, Taşnak gruplar Sevr Antlaşması’nın 90. yıldönümüne binaen Erivan sokaklarına Sevr haritaları asmış, “hak edilen topraklar”da yaşamak için Kars ve Gümrü antlaşmalarının geçersizliğinin sorgulanması gerektiğini belirtmişlerdir. Ancak bugün Ermeni halkı ekonomik gerçekliğin farkına varmakta ve bu türden girişimler için milliyetçi grupları “mücahit iken müteahhit olmuş” olarak nitelendirmektedir.

Serj Sarkisyan 3+2 olarak nitelendirilen Ermeni dış politikasında çeşitli açılımlar yapmak, Türkiye ve Azerbaycan’la var olan kriz ortamının oluşturduğu zayıflığı giderebilmek amacıyla yakın çevre ülkelere sürekli ziyaretler gerçekleştirmektedir. Ziyaretlerin temelini oluşturan Rusya, Gürcistan ve İran’ın Ermenistan’la olan ilişkilerini daha güçlü hale getirmek, son dönem Ermeni dış politikasının hareket noktası olmuş durumdadır. Ayrıca Güney Kıbrıs ve Yunanistan’la da bağların sağlamlaştırılması ve muhtemel ittifak arayışları dolayısıyla bu ülkelerle de, Türkiye karşıtlığı üzerinden, ortaklıklar oluşturmaya çalışmıştır.

Sarkisyan dönemi, Koçaryan döneminden farklı olarak, Türkiye ile ilişkiler konusunda daha ılımlı bir yapıya sahip. Futbol diplomasisi ve protokoller konusunda Sarkisyan’ın girişimleri, milliyetçi gruplar tarafından vatan hainliği olarak yorumlanmış ve diaspora kapalı şekilde Sarkisyan’ı baskıya tabi tutmuştur. 2009 sonundan bu yana Sarkisyan’ın Türkiye’ye yönelik sert söylemlerini, içerideki ve dışarıdaki baskılarla açıklamak mümkündür. Halihazırda herhangi bir çıkış yolu bulunmayan Sarkisyan’ın “Son Mohikan” olarak adlandırılması da ayrı bir önem taşıyor. Çünkü Karabağlı yönetici geleneği muhtemelen Sarkisyan’ın gidişiyle son bulacaktır. Bu da, Ermenistan’da yönetimin ne denli değişeceğini gösteren ayrı bir gerçeklik. Sarkisyan, Türkiye ile ilişkilerde gerekli yumuşamayı sağlamış ancak gördüğü direnç ve baskı, geri adım atmasına sebep olmuştur. İçinde bulunduğumuz süreçte Ermeni tarafından Türkiye’ye yönelik yumuşak bir yaklaşım beklemek imkânsızdır.

Türkiye’nin her yıl yaşamaya alıştığı 24 Nisan sendromu, bu yıl da önceki yıllarda olduğu gibi, Türkiye’nin stratejik önemini benimseyen ülkelerce, Ermeni tarafını az da olsa tatmin edecek şekilde geçiştirilecektir. Ancak uluslararası arenadan ziyade, Ermenistan’ın iç çalkantıları Türkiye’ye yönelik yaklaşımlar konusunda 2015’e kadarki süreçte yeni boyutlar kazandırabilir. Petrosyan’ın söylemlerini benimseyen kitleler muhtemelen Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi için adım atacak ve yine Petrosyan’ın savunduğu şekilde, Karabağ’ın serbestçe ve makul bir şekilde ele alınması yönünde inisiyatif gösterecektir. İktidarla çatışma sürecinde dahi Türkiye’ye yönelik ılımlı yaklaşımlar halkı etkileme aracı olarak da kullanılacaktır. Çünkü halkın Rusyacı tavırlarından bıkmış olduğu devlet politikaları yerine, ekonomik canlanmayı vaat eden Türkiye’yle yakınlaşma politikaları muhalefet için oldukça cezbedici politik bir araç konumuna gelmiştir.

24-nisan-sendromu-devrimle-yok-olur-mu&haberSayfa=0

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: