İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

1915 ve yüzyıllık sessizliğimiz

Semra Pelek
1915 Ermeni soykırımına hiç değinmiyor oluşumuzun adaletsizliğiyle yüzleşmemiz gerekmiyor mu artık … Bu yüzleşme ve hesaplaşma yapılmadığından, 1915’te Muş’ta bir yetimhanenin idarecisi olan İsveçli misyoner Alma Johansson’un, Viyana’dan kardeşinin akıbetini soran Arsenius Dyendoyan’a yazdığı, 1 Ekim 1917 tarihli mektubunda (2) sorduğu soru, hala yanıtını bekliyor.Johannson, yetimhanedeki Ermeni çocukların Müslümanlaştırılmak üzere kendisiden alındığını, öldürülen üç çocuğu bizzat yetimhanenin bahçesine gömdüğünü, köyde erkek, kadın ve çocuk yaşayan tek bir Ermeni’nin bırakılmadığını anlattıktan sonra şöyle yazmıştı: “Bütün bunlara tanık olup, hiçbir şey yapamamanın ve bundan sonra yaşamaya çalışmanın nasıl bir şey olduğunu tahmin edebiliyor musunuz? Yeryüzünde asla iyileşemeyecek ruhumun ne kadar yaralı olduğunu anlıyor musunuz?”

1915 Ermeni soykırımına hiç değinmiyor oluşumuzun adaletsizliğiyle yüzleşmemiz gerekmiyor mu artık

Berlin Alman Tarih Müzesi’nde geçtiğimiz yıl 15 Ekim’de, 27 Şubat 2011’e kadar ziyaret edilebilen ve epey tartışılan bir sergi açıldı: ‘Hitler ve Almanlar; Ulus ve Suç.’ Başta Hitler’i ilahlaştıracağından endişe edilen serginin odağında esasında Hitler değil, adının da işaret ettiği gibi, Alman toplumu vardı. Sergi o ‘lanetli’ soruyu doğrudan soruyordu: Bir toplum soykırıma nasıl sessiz kaldı?

Aynı soruyu, sergiden dört yıl önce Nobel ödüllü yazar Günter Grass, 79 yaşındayken yayımladığı ‘Soğanı Soyarken’ isimli anı kitabında kendine sormuş ve yanıtını açık yüreklilikle vermişti. Grass’ın soykırıma sessiz kalmasıyla yüzleşmesini önemli kılan, Hitler Gençliği’ne katılmasını o zaman 13 yaşında olması gibi bir gerekçenin ardına saklamaması; yaşananlar hakkında çoğunluğun susmasını bahane edip genel suçu ortaya sürerek, kendi suçunu yok saymamasıydı. Kendini affetmek ve affettirmek için “ama”lı cümleler kurmadan şöyle yazıyordu; “Benim için geçerli olan şu kısacık yazı: Sustum.”

Kitabı okuyanlar için tekrar olacak ama alıntılamakta fayda var: Kendi içinde saklambaç oynayan insanın, suçlama karşısında, “Ben değildim o idi; o yaptı, o dedi, o sustu” diyeceğini yazmıştı Grass. Ve “Suç” diyerek devam etmişti; “ – kanıtlanabilse de, üstü örtülse de, tahmin olarak kalsa da – kalıcıdır. Saat gibi tiktaklar, hiçbiryere yapılan yolculuklarda bile yerini alır. Dağarcığındakini söyler, yinelemelerden kokmaz, lütfedip bir süre kendini unutulmaya bırakır ve rüyalarda kış uykusuna yatar. Suç, çöküntü olup kalır, silinecek bir leke, kurutulacak bir su birikintisi değildir.” (1)

Grass’ın bu itirafından çıkaracağımız dersler, kendimize soracağımız sorular var. Geçmişi ile yüzleşen, varlığını ve demokrasisini bu yüzleşme ve hesaplaşma üzerine kuran Almanların kendine sorduğu o soruyu, Ermeni soykırımını inkâr politikasını bu gün artık “Biz onları değil, onlar bizi öldürdü” noktasına getiren Türkiye’de bizim de kendimize sormamız gerekiyor: Neden sustuk ve Ermenilerin bir asırdır yok sayılmasına neden hala susuyoruz?

İttihat ve Terakki’nin Ermenilere karşı işlediği suçların tanıkları, en fazla “Çok büyük acılar çekildi” diyerek sessizce aramızdan ayrıldı. 1915’in hemen ertesinde toplumsal bir yüzleşme yapılsaydı, belki dağarcığımızdakiler çok önce ortaya dökülecek ve biz bugün soykırımın inkârı ya da ikrarını tartışmıyor olacaktık.

Bu yüzleşme ve hesaplaşma yapılmadığından, 1915’te Muş’ta bir yetimhanenin idarecisi olan İsveçli misyoner Alma Johansson’un, Viyana’dan kardeşinin akıbetini soran Arsenius Dyendoyan’a yazdığı, 1 Ekim 1917 tarihli mektubunda (2) sorduğu soru, hala yanıtını bekliyor.

Johannson, yetimhanedeki Ermeni çocukların Müslümanlaştırılmak üzere kendisiden alındığını, öldürülen üç çocuğu bizzat yetimhanenin bahçesine gömdüğünü, köyde erkek, kadın ve çocuk yaşayan tek bir Ermeni’nin bırakılmadığını anlattıktan sonra şöyle yazmıştı: “Bütün bunlara tanık olup, hiçbir şey yapamamanın ve bundan sonra yaşamaya çalışmanın nasıl birşey olduğunu tahmin edebiliyor musunuz? Yeryüzünde asla iyileşemeyecek ruhumun ne kadar yaralı olduğunu anlıyor musunuz?”

Johannson’un mektubu, “İnsan Auschwitz’den sonra yaşayabilir mi?” diye soran Theodor W.

Not: Yazının devamını  http://www.taraf.com.tr/haber/1915-ve-yuzyillik-sessizligimiz.htm linkinde okuyabilirsiniz.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: