İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ucubeleşme

Etyen Mahçupyan  
Kars’ta yapılmakta olan ve iki yıldır yarım bırakılmış halde bekleyen heykele Başbakan tarafından ‘ucube’ denmesi, doğal olarak medyayı fazlasıyla tahrik etti.Savaş karşıtlığını simgelediği söylenen yapıtın asıl mesajı Ermenilerle Türkler arasındaki kadim veya olması gereken dostluğun vurgulanması. Aynı zamanda Ermenistan’a verilen açık bir iyi niyet mesajı taşıyor. Ve nihayet Iğdır’da daha önce yapılmış olan bir başka ‘abideye’ de gönderme yapıyor. Hatırlarsanız Ermenilerin soykırım iddialarına karşı Iğdır’da koca bir kılıç heykeli dikilmiş ve bir anlamda ‘biz buyuz… kimliğimizin özü işte bu kılıçtır’ demeye getirilmişti. Söz konusu yorum yapıldığında da doğrusu hiçbir yetkili veya siyasetçi bu değerlendirmeden rahatsız olmamıştı.

Kars’ta yapılmakta olan ve iki yıldır yarım bırakılmış halde bekleyen heykele Başbakan tarafından ‘ucube’ denmesi, doğal olarak medyayı fazlasıyla tahrik etti.
Seçime gidilirken ve AKP’nin önündeki tek muhalefet imkânı onu düzeysizleştirmeye çalışmakken, bu basiretsizlik tuzağına Başbakan’ın kendi isteğiyle düşmesi epeyce ibret verici oldu. Bir açıdan bakıldığında bu AKP’lilerin bileceği bir iş… Öte yandan siyasi zekânın dumura uğramasının bedelini sadece onlar ödemeyecekler.
Heykelin kendisine gelirsek, beğenmeyeninin çok olduğu ortada. Mehmet Aksoy’un daha önceki heykellerinin estetik kıvamında olmayan, didaktik niteliği ağır basan bir çalışma. Erdoğan’ın çıkışını eleştirenler ise haklı olarak heykelin estetik değerini bir yana koyarak konuya yaklaştılar. Eleştiriler esas olarak iki yaklaşımı içerdi: Siyasî sorumluluk taşıyan birinin herhangi bir sanat eserini dilediğince yargılamaya ve kamusal varlığını tehdit etmeye hakkı olmadığı; ve demokrasilerde yerelin tercihlerinin merkezdeki siyaset tarafından engellenmemesi gerektiği…
Her iki anlayış da özgürlükçü bir bakışın doğal uzantısı gibi gözüküyor. Ne var ki burada atlanılan bir nokta var. Demokratlık, bir konuya ilişkin kararın, o karardan etkilenen herkesçe etkilenebilirliğini ima eder. Yani eğer Kars’taki heykel sadece Karslıları değil, başkalarını da etkiliyorsa, onların da söz konusu kararın alınmasında müdahil olmaları gerekir. Dahası, bu ‘etkilenmenin’ nesnel bir kıstası olmadığı için, etkilendiğini söyleyen herkesin müdahilliğine razı olmaktan başka çare de yoktur. Kısacası demokrasi ve sanat adına Başbakan’ı eleştirenlerin, demokratlığı epeyce formel ve yüzeysel algıladıklarını söylememiz mümkün. Çünkü ‘insanlık abidesi’ denen bu heykel sadece Kars Belediyesi’nin tasarrufu ile yapılabilir değil… Nedeni ise çok açık: Savaş karşıtlığını simgelediği söylenen yapıtın asıl mesajı Ermenilerle Türkler arasındaki kadim veya olması gereken dostluğun vurgulanması. Aynı zamanda Ermenistan’a verilen açık bir iyi niyet mesajı taşıyor. Ve nihayet Iğdır’da daha önce yapılmış olan bir başka ‘abideye’ de gönderme yapıyor. Hatırlarsanız Ermenilerin soykırım iddialarına karşı Iğdır’da koca bir kılıç heykeli dikilmiş ve bir anlamda ‘biz buyuz… kimliğimizin özü işte bu kılıçtır’ demeye getirilmişti. Söz konusu yorum yapıldığında da doğrusu hiçbir yetkili veya siyasetçi bu değerlendirmeden rahatsız olmamıştı.
Demek ki ortada herkesi ve özellikle kendilerini ‘Türk’ hissedenleri ilgilendiren bir durum var. Bu geniş kesim açısından, bütün estetik kaygılar bir yana, Iğdır’daki kılıç ‘normal ve istenilir’ bir mesaj taşırken, Kars’taki ‘anormal ve istenmeyen’ bir mesajın ifadesi. Yani bu geniş kesim aslında Ermenilerle barış ve dostluk ihtimalinden bile içten içe rahatsız oluyor. Ermenilerle olabilecek olan tek ilişki türünün kavga ve savaş olmasını istiyor, çünkü bu son derece rahatlatıcı…
Acaba niye? Muhtemelen Türk kimliğinin tahayyülünde Ermeniler birer ucube… Onlar insan değiller… Nitekim insan olmaları durumunda çok büyük bir sorunla karşı karşıya kalınıyor: Onların başlarına gelenler doğrudan ‘bizim’ ne yaptığımızı ortaya koyuyor ve bu da ‘bizim’ nasıl insanlar olduğumuz sorusunu sorduruyor. Bunun tehlikesi açık: Ucubenin alanı, içeriği ve tanımı genişliyor… Maazallah ‘Türk milleti’ Türklüğün devlet tarafından tarihin temizlenmesi sayesinde üretildiğini, hafızasına yerleşmiş sandığı tarihsel gerçekliğin eksik, yanlı ve çarpık olduğunu idrak edebilir. Muhtemeldir ki kendisini ‘Türk’ hissedenlerden bazıları, kimliğin inşası için deforme edilen ve adına ‘tarih’ denen şeyin bir ucube olduğunu, bu tarihe yaslanmanın kişiyi de bir miktar ucubeleştirdiğini fark ederler.
Bu tespit sadece Türk milliyetçiliği için geçerli değil. Milliyetçiliklerin hepsi bunu yapar, kimlikleştirdiği insanı insanlıktan çıkartan bir hoyratlığa, kavrukluğa ve çiğliğe hapseder. Buradan kurtulmak yürek ister… Akıl, samimiyet ve sahicilik ister… Her kimlikten Hrant gibi insanlar ister.
Ucubeleşmek insanlığımızı öldürür ama bunu kabullenmek zordur. O nedenle biz de kendimizi yeniden insan kılmak uğruna başkalarını zihnimizde ve yüreğimizde ucubeleştirir, sonra gider onu elbirliğiyle ve devlet eliyle öldürür ve de unutmak isteriz.
İşte bu nedenle Kars’taki heykel herkesi ilgilendiriyor… Ve söz konusu ‘herkes’ henüz ucubeleşmeyi alt edecek bir insanlık eşiğini aşabilmiş değil. O nedenle bu heykele ben de karşıyım. Çünkü ucubeleşmenin üstünü örtüyor ve böylece sahte bir insanlaşma mesajı veriyor.
e.mahcupyan@zaman.com.tr
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1080940&title=ucubelesme

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: