İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Diyarbakır Ermeni Surp Giragos Kilisesi  Derleyen : Arda S.

Diyarbakır Ermeni Surp Giragos Kilisesi
Aug 9th, 2010 by admin. 

http://akunq.net/tr/?p=1506

Ağtamar (Aghtamar) Kilisesi’nin nasıl Van Gölü’nde özel bir yeri varsa, Sur Giragos Kilisesi de, her taşı binlerce yıllık tarih ile parlayan Diyarbakır (Dikranagerd – Տիգրանակերտ) için en az onun kadar önem taşır. Orta Çağ’da bab el Ermeni, “la porte des Arméniens” (1) olarak inlemiş olan Diyarbakır’da onlarca uygarlık izlerini bırakmış ve bugün hepsinin kalıntıları toprak altında bulunmaktadır.

Surp Giragos Kilisesi

Surp Giragos kilisesinin adına ilk kez 1610-1615 tarihleri arasında Polonyalı Simeon’un Seyahamamesinde rastlanmıştır. 1515 veya 1518 de Fatih Paşa Camisi’nin bitişiğinde olduğu sanılan Surp Teotoros kilisesi camiye dönüştürüldükten sonra ona ait mezarlıkta bu kilise inşa edilmiştir. 7 mihrabı olan kilisenin kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Bu kilisenin bünyesinde Surp Sarkis kilisesi ve Surp Hagop Şapeli de bulunmaktadır. (2)
Ermeni halkına hizmet eden Surp Giragos kilisesi hristiyan aleminin en büyÜk katedrallarından biridir. 1950 – 1960 yıllarında 1000 kadar olan ermeniler ayinleri ayakta kalan mihrapta sürdürürlerdi. Bugün ise, Diyarbakir’da bulunan 10 ermeni ailesi (Patrikhaneye göre kalıntılardan yararlanma çabasındadırlar. Oysaki Versailles Andlaşmasına göre Türkiye hristiyan eserlerini korumayı vaad etmişti. (3) (4)

Geri kalan 30 kişi, 2002 sonu ve 2003 baslarına kadar askeri kararlardan çok etkilendi. Halihazırda gerçek bir doküntü olan küçük şapel sadıkları ağırlamaktadır. Yanındaki piskoposun odasında ise sonradan konan demirden bir dolap, üzerinde Atatürk resmi, Türk bayrağı yanında piskopos resmi ve ermenice kitaplar halen ilgi beklemektedir.

Hugidan oğu Giragos

Giragos Konyali dul bir kadin olan Hugida’nin tek ogludur. Henüz üç yasindayken, Hristiyanlik karsiti hareketlerin artmasi üzerine annesi ile birlikte Tarsus’a gider.Ancak burada da ayni kosullar hüküm sürmektedir. Giragos ve annesi tutuklanip mahkemeye çikartilirlar. Giragos annesine yapilan iskenceleri görünce aglar ve yargicin kendisine karsi olan sevgi gösterilerine ragmen annesinin söyledigini tekrarlar : “Ben Hristiyanim ve Rab Isa’ya tapiyorum”. Yargicin elinden kurtularak annesinin yanina gitmek ister ve yargici o kadar rahatsiz eder ki, yargiç kizarak çocugu merdivenlerden asagi atar. Giragos kafasini tasa vurarak sehit olur. Annesi Hugida da akil almaz iskenceler neticesinde 305 yilinda sehit olur. Ermeni kilisesinde kendisi için yazilmis ve okunmus bir ilahi (saragan) bulunmaktadir.

Kaynak: Bydigi Forum

http://www.bydigi.net/genel-kultur/283358-diyarbakir-ermeni-surp-giragos-kilisesi.html#post2083125

Surp Giragos Kilisesi, Diyarbakir’da ayakta kalan tek Ermeni kilisemizdir. Artik eski zamanlarinin ihtisamindan uzak ve yalniz basina durmaktadir.

Restitüsyon ve restorasyon projeleri

Avrupa Birliği fonlarından yararlanacak standartta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kültürel değerlerin korunması kapsamında mimari eserlerin analitik rölövelerle belgelenmiş, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlanmış olduğu yayınlanmakta (5) fakat teşhir edilen projelerde ne hikmetse yüzyıllık sorun halledilmemiş : haşmetli çan kuleleri « eş » geçilmiştir. Restorasyon çalışmaları iki yıl süreceği kararlaştırılmış olmasına rağmen halâ yanılmıyorssam başlamamıştır.

Çan kuleleri sorunu

Ön planda görünen mimarı belli olmayan Şeyh Mutahhar (Şeyh Matar) Camisidir. Minaresi üzerindeki kitabesinden Akkoyunlu Sultanı Sultan Kasım tarafından 1500 yılında yaptırıldığı öğrenilmektedir. Minare dört kalın ve sade sütun üzerine oturtulmuş, Büyük olasılıkla bu minare sonraki dönemde camiye eklenmiştir. Mıgırdiç Margosyan’ın bahsettiği o ünlü gâvur mahallesi’nin hemen önünde bulunmaktadır. Şimdi ise “gavur” ‘ u gitmiş yanlız “mahallesié” kalmış.

Solda görünen kule ise Surp Giragos Katedralinin eski çan kulesidir. Armenak Şişmanyan’ın büyük kardeşi Sahag Şişmanyan tarafından yapılmıştı.

1913 yılında, Avak Şapat haftasinda düşen bir yıldırım sonucu yıkılmıştır. Aynı yıl içerisinde gotik tarzda, üç nesil mimar ve inşaat ustası olan mimar David Ghzaryan tarafından sekiz saati olan yeni bir çan kulesi inşa edildi. Kulenin içerisindeki çan, Ermeni toplumunun hibe ettiği altınlar ve bakır karışımıyla dökülmüş. Çan sesi Kırklar dağının daha ilerisinde Sati köyü olarak bildigimiz eski Ermeni köyünden duyulabiliyormus. O çan uzun yıllar kilisenin bir kenarında dururmuş, sonra bir şekilde yok olmuş ortalıktan.

Fakat ne yazık ki akıbeti daha da acıklı olacakdı.
Çan kulesinin uzunluğunun Minareden fazla olması o yıllarda kanunen yasaktı. (6)
28 Mayıs 1915, Cuma günü , şehrin Vali yardımcısı Mıgırdiç Çılzadyan tutuklanıp şehrin surlarıda hapishaneye doğru ilerlediğinde zaten türk ordusunun çan kulesini top ateşleriyle yıkmaya başlamıştı.

http://www.bydigi.net/genel-kultur/283358-diyarbakir-ermeni-surp-giragos-kilisesi.html

Kiliseden geriye kalanlar ve şimdiki hâli

Kilisenin damı, Ermeniler şehri « terk ettikten » sonra « çökmüş ». Yüzyıl süresince de hırsızlar ne var ne yok her şeyi götürmüşler. Duvarlaın üzerindeki Ermenice yazıların oyulu olduğu taş parçaları da sırrı kademe ermişler. « Ancak tüm yıkık döküklüğüne karşın, mavi gökyüzünden oluşan çatıya uzanan sütunları, kemerleri ve taş oymacılığının çok güzel örneklerini görebileceğiniz beş apsisi ile hala harika bir yapı. »

Surp Giragos göğe açılmış bir ağıttır şimdi. Burada Tarih enkaz halinde ve o Tarihin çocukları da enkazlar altında … Ermeni apostolik dinine ait bu yapının ayakta kalan duvarları, sütunları beş mihraptan üçünü saklayabilmiştir. Tavanı yokolmuş, kemerleri yıkılmış bu enkazın tarihini belirleyecek hiçbir kalıntı bulunmamakta. Kent belediyesinin bastırdığı turistik rehberde 15ci yy inşası olarak yazılan kilisenin sessiz taşları ziyaretçileri hüzüne boğmaktadır.

Anektodlar …

“Kendimi evimde hissediyorum.” diyor genç Garabed. 2002 yılında vaptiz olup eski Faruk adını bırakıp Garabed olmuş. Işte o günden beri ona “gavur” lakabını takmışlar arkadaşları. 1915’de de bu “gavur” kelimesiyle yüzbinlerce Ermeni ve Hristiyan Anadolu’da katledildiler. Bazı verilere göre Diyarbakır’da kırımdan önce yarısı Ermeni olan 120 000 Hristiyan bulunuyormuş. Müslüman dinine göre hristiyan öldüren Cennet’e varırmış.
Garabed’in anlattıklarına göre büyük anne ve babaları ermeni kökenli olmalarina rağmen Silvan’da (Batman yolunda Diyarbakır’a 1 saatlik mesafede) müslüman olarak büyütülmüşler. “Kökenimi unutsaydım onursuz olacaktım; onu hissettim ve döndüm” diyor kendisi için. Yalnızlığın ağır olduğunu söyleyen Garabed bir memur tanıdığını, onun da dini değiştirip Ermeni olmayı istediğini söylüyor ama işinden istifa etmesi gerekiyormuş. Tanıdığı bir tüccar da müşterilerinin kaybedeceği için dönemiyormuş. Garabed teselliyi yeni restiore edilen Surp Maryam Asdvadzadzin suryani kilisesi etrafında kümelenmiş hristiyanlarda buluyormuş. (7)
Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/showthread.php?p=2083125

Sıtkı Eken de Silvan’dan kökeni ermeni olanlardan. Babası 1915 de 12 yaşındaymış ve köy lideri tarafından müslüman olarak kaydettirilmiş. Bir yaşında ailesi ile Diyarbakır’a geri dönmüş ama yalnız türkçe konuşmuş. Hanımı Bayzar ve kızkardeşi Viktoria, hepsi de 70’in üstünde .. « Evde annem ve babam ermenice konuşurlardi ama ben çok unuttum » diyerek özür diliyor. Onun ailesi de Lice’den son göç edenlermiş, « Ama kökeni ermeni olan çok kişi var » diyor. Işte geri kalan Ermenilerin durumu. Büyük abisi Canada’da ölmüş ; en küçükleri ise Hollanda’da, Amsterdam’da yeni evlenmiş. Işte bunlar da ellerinde geri kalan sararmış ressimler. –Yirmi yıl sonra Diyarbakır’da Ermeni kalacak mı ? sorusuna iste « Allah bilir » diyor Sıtkı « Haklarını geri alsalar bile burada hayat şartları çok zor » diye ekliyor. (7)

Anadolu yollarında köklerine dönen üçüncü nesil çocukları çoğalıyor. Bulmacanın geri kalan parçalarını aramak için. Niyetleri 1915 – 1916 yıllarında Osmanlı Imparatorluğu tarafından katledilen atalarının izlerini bulabilmek … Hüzünlü bir geçmişin hayalle karşılaşması. Acıklı bir seyahat fakat aynı zamanda da geçmişe kafa kaldırış biçiminde : « Bak ben hala hayattayım .. . » diye kafa tutuyor Francis Kezirian (7) « Bu, bir nevi exorsizm’dir ». Bazıları için geçmiz üzerine bir zafer bazıları için ise bir adak, soluk kesercesine. Modern Türkiye’nin silmek istediği 2 000 yıllık tarihi tasdik edercesine.

Ünlü romancı Fethiye Çetin, bunların yaşayan örneklerinden biridir. Genç yaşta kendisine asil bir millete mensup olduğunu okulda öğretmişler. Fakat yşllar sonra asıl gerçeği, tarih kitaplarında « hain » dedikleri ve bundan ötürü de utanç dolu bir azınlığa, Ermenilere, mensup olduğunu öğreniyor. Tecritte,açlıtan, susuzluktan, şiddetten bitap olan kafileden bir subay tarafından kurtuluşunu anlatan büyük annesinin sözlerini hatırlıyor.

1 – La Croix, France – JEAN-CHRISTOPHE PLOQUIN
2 – ARK Istanbul – Arkeoloji, restorasyon, konservasyon
3 – Roderic H. Davison, Turkish Attitudes Concerning Christian-Muslim Equality in the Nineteenth Century. American Historical Review 59 (July 1954),
4 – Traité de Versailles
5 – MIMDAP – Mimarlığın buluşma noktası
6 – Şevket Beysanoğlu’nun “Anıtları ve Kitabeleriyle Diyarbakır Tarihi”
7 – Jean-Christophe PLOQUIN, La Croix, Les Arméniens de la Turquie, 2005

Alıntı resimler : Galerie de Efendi
Derleyen : Arda S.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: