İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermenistan ile unutulan ilişkiler

Amberin Zaman 

Ermenistan ile unutulan ilişkiler (1)
06 Temmuz 2010 Salı, 11:41:53

Ben her zaman Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilere, reel politik zeminden ziyade vicdan penceresinden bakılması gerektiğini savunmuşumdur. Ermenistan nüfusunun yüzde 60’a yakını aslen Türkiyeli. Bir kısmı Rus işgal birlikleriyle birlikte kaçmış; çünkü düşman saflarında yer alarak vatanlarına ihanet etmişlerdir. Ancak bir kısmı da can havliyle kaçmış bugünün Ermenistan’ına. Ondandır ki Erivan’ın birçok mahallesine “Malatya” ve “Antep” gibi isimler verilmiş. Ondandır ki oralarda sinirlenip de ağzınızdan “s….r” türünden küfürler kaçıracak olursanız herkes size tuhaf tuhaf bakar, ardından da güler.
Neresinden baksak bir zamanlar Türkiye’den, yani binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan sökülüp sürülen ve öldürülen Ermeniler, Cumhuriyet öncesinde çoğunun hak etmediği bir felaketle yüz yüze bırakılmıştır. Yitirilen canlar geri gelmez. Yitirilen mallar ve toprakların geri gelmesi ise Ermenilerin en ateşli savunucularından uluslararası çapta tanınan soykırım hukukçusu William Schabas’a göre imkânsız. İmkânsız, çünkü 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen soykırım tasarısı geriye dönük işlemiyor. Dolayısıyla “Aman Türkiye bölünecek, büyük Ermenistan kurulacak” türündeki paranoyalar son derece yersiz. Peki ya vicdanlarımız? İttihat ve Terakkicilerin çılgınca icraatından sorumlu değiliz. Ancak yaraları sarmak bize düşüyor. Bunun en somut yollarından biri de Ermenistan’a el uzatmak. Sınırları açmak. Ve diplomatik ilişkiler kurmak.
Bir diğeri ise diasporayla ilişkiler kurarak onların da işbirliğiyle hem Ermenistan’da ortak projelere imza atmak hem de Türkiye’de yok olmaya terk edilmiş birçok Ermeni eserini tamir etmek. Belki hayali geliyordur sizlere ancak diaspora sadece Türkiye’den toprak tazminat talep eden, her daim “soykırım soykırım” diye bağıran insanlardan oluşmuyor. Ama radikaller çok bağırdığı için en çok onların sesleri duyuluyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Erivan’daki Dünya Kupası eleme maçına gitmesiyle birlikte diasporadaki ılımlı sesler daha gür çıkmaya başlamıştı. Nisan 2009’da paraflanan (ve ekimde imzalanan) protokolle birlikte her iki taraftaki milliyetçiler ağır darbe yemişti.

REEL POLİTİK PENCERESİ
Türkiye çark edip Ermenistan ile ilişkilerine Karabağ şartını yeniden bağladı. İstediğimiz kadar bahane arayalım, Azerbaycan’ın baskısına boyun eğerek çark eden taraf Türkiye. Ermenistan’ın Türkiye ile normal ilişkiler kurması karşılığında Karabağ’da tek taraflı tavizlerde bulunmasını beklemek, Türkiye’nin AB üyeliği uğruna Kıbrıs’ta tek taraflı tavizlerde (Maraş’ı iade etmek, asker sayısını azaltmak gibi) bulunmasını beklemek kadar gerçekçi olmayan bir tutum.
Diyebilirsiniz ki Azerbaycan bizim için daha önemli. Azeriler hem soydaşımız hem dindaşımız. Enerji köprüsü olma hayallerimiz, Azerbaycan’dan gelen gaz ve petrole dayanıyor. Ancak Gürcistan ve en son Kırgızistan örneğinde görüldüğü gibi eski Sovyet coğrafyasında yolsuzluğa bulaşmış otoriter rejimler (ki bunlara Ermenistan ve Azerbaycan da dahil) hüküm sürdükçe siyasi istikrarsızlık ve savaş her an patlak verebilir. Kafkaslar’da barışı özendirmenin başlıca yollarından biri, savaşın maliyetini hissettirmek olmalı.
Türkiye ile diplomatik ve ticari ilişkileri bulunmayan Ermenistan’ın kaybedeceği pek bir şeyi olmamıştı. Ama sınırlar açıldığı takdirde Ermenistan’ın çehresi değişecektir. Fakirlik ve işsizlikten kırılan bu genç ülkede artan refah, beraberinde demokrasi taleplerini de yükseltecektir. Karabağ konusunda hamaset bir yana konarak ülkenin gerçek menfaatleri göz önünde tutulacaktır. Karabağ’ın etrafında işgal ettiği topraklardan çekilmesini kendi halkına daha kolay izah edebilecektir.
Bunlar bir günde olacak değil tabii. Azerbaycan’a gelince… Ermenistan ile diplomatik ve ticari ilişkileri olan bir Türkiye’ye güvenerek Karabağ’ı geri almak üzere yeniden savaşa yeltenme olasılığı zayıflamış olmaz mı? Komşularla sıfır problemin, komşuların aralarında da sıfır problem olmasına dayandığını göz ardı etmeyelim.

Amberin Zaman
Ermenistan ile unutulan ilişkiler (2)
09 Temmuz 2010 Cuma, 17:17:01

En sonki yazımızda Türkiye’nin, Ermenistan ile ortak sınırlarını açıp diplomatik ilişkiler kurulmasını öngören protokolleri neden hayata geçirmesi gerektiğini yazmıştık. Ancak yaklaşan seçimlerle birlikte hükümetin gündeminde böyle bir şey yok. Kaldı ki hükümet, Ermenistan, Karabağ ve etrafında işgal ettiği topraklardan çekilmediği sürece protokollerin Meclis’ten geçirilemeyeceğini defalarca beyan etmiş durumda. Başka bir ifadeyle, Ermenistan ile normalleşme süreci, sivil toplumun yoğun ve önemli çabalarını bir kenara koyarsak resmi düzeyde fiilen dondurulmuş bulunuyor. Türk basınına da yansıyan “Türkiye ile Ermenistan arasında gizli görüşmeler sürüyor” türündeki haberler hiçbir şekilde gerçeği yansıtmıyor.
Peki bu durumun Türkiye açısından yakın gelecekteki maliyeti ne olabilir?
Birincisi, ABD Temsilciler Meclisi’nde duran meşhur soykırım tasarısının geçme ihtimali güçlenebilir. Zaten Türkiye’nin, Ermenistan ile ilişkilerini düzeltmek istemesinin başlıca sebeplerinin başında bu tasarıyı tarihe gömmek yatıyor. Zira tasarı geçerse, “Türk-Amerikan ilişkilerinde tetikleyeceği kriz, kırılgan olan ilişkileri iyice çökertir” endişesi var. Ayrıca kimi diplomatlarımıza göre tasarı geçerse, diaspora Ermenileri için 1915 öncesinde ailelerinin yaptırdıkları sigorta poliçelerinden doğan tazminat hakları gündeme gelebilir. Aynı savlara göre milyarlarca dolar olarak hesaplanan bu rakamların bir kısmını Türkiye üstlenmek zorunda kalır.
Soykırım tasarısını ele alacak olursak… Birincisi, salt bunu engellemeye yönelik Ermenistan ile ilişkileri düzeltmeye kalkarsak veya Ermenistan’a ortak tarih komisyonu marifetiyle “Soykırım filan olmadı” dedirtmeye kalkarsak, süreç baştan sakat doğar. Soykırım, Ermeniler için tartışılmaz bir gerçek. İstediğimiz kadar komisyon kuralım, aksini ispatlayan yayınlar sipariş edelim, bu böyle.
İkincisi, ABD vatandaşı olan Ermenilerin, oy verdikleri siyasi temsilcilerinden böyle bir talebi varsa bize ne oluyor? Evet, o temsilcilerin çoğu Ermenistan veya Türkiye’nin nerede olduğunu dahi bilmez. Sırf oy avcılığı adına tarih hakkında hükümlerde bulunur. Gayet iğrenç. Ama neticede tasarının herhangi bağlayıcı niteliği yok. Hem eski Dışişleri Bakanımız İlter Türkmen’in Neşe Düzel’e verdiği röportajda belirttiği gibi: “Aslında (tasarı) çıktı da farkında değiliz. 1984’te Amerikan Temsilciler Meclisi’nden pabuç kadar bir karar çıktı. Yeni çıkacak olan kararda söylenecek bütün şeyler 1984 kararında var. Ermeni olayına ‘jenosittir’ deniyor o kararda. O zaman ruhumuz duymamıştı.” Bugün geçse ne olur peki? Bu kısmen, hükümetin ve basının takınacağı tavra bağlı. Büyütmemek bizim elimizde. Ve böylece her yıl ısıtılıp önümüze konulan bu şantajdan kurtulmuş oluruz.
Ermenistan ile normal ilişki kurmamamızın esas maliyeti, geçen yazımda da belirttiğim gibi vicdani. Öte yandan da bölgedeki istikrarsızlık, savaş ihtimalini güçlendiriyor. Yani liderleri her ne kadar aksini iddia etse de statüko, Azerbaycan halkının aleyhine işliyor.
Peki yaklaşan seçimler nedeniyle protokolleri Meclis’ten geçirmeyeceği bariz olan hükümet, Ermenistan ile ilişkileri derin dondurucudan kurtarmak için neler yapabilir? İşte bazı güven artırıcı önlemler:
1. Yılan hikâyesine dönen Ermenistan’ın ihtiyaç fazlası ürettiği elektriği satın almak. Anlaşmaya son nokta konduğu halde Türkiye’den kaynaklanan nedenlerden dolayı bir türlü hayata geçirilemiyor.
2. Kars-Gümrü demiryolu hattının Türkiye’de olan kısmının her an devreye girebilecek şekilde onarılması.
3. Eylül ayında bir kereye mahsus olmak üzere Akdamar kilisesinde yapılması öngörülen ayine Ermenistan Katolikosu Karekin II’nin davet edilip sınırdan geçişine izin verilmesi.
4. Her iki ülkede ticaret ofislerinin açılması.
5. Ani’yi ve civarını gezecek turistler için sınırı geçiş kolaylığı.
Bunun karşılığında Ermenistan neler yapabilir?
1. Çözüm halinde Karabağ ve etrafında işgal ettiği topraklardan çekileceğini en yetkili ağızlardan yeniden beyan edebilir.
2. Aynı şekilde Türkiye’nin mevcut sınırlarını tanıdığını beyan edebilir.
3. Türkiye’yi Nahçıvan üzerinden Azerbaycan’a bağlayan demiryolunu açabilir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: