İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İnsan Kaynakları’nın ilahi yüzü

İK’nın ilahi yüzü

http://www.isteinsan.com.tr/isteinsan_gazete/43761.html

Müftü, imam, dede, rahip, papaz, pastör, haham ve diğerleri… İK süreçleri ‘ilahi’ kadrolar için nasıl işliyor? İşte Türkiye’de görev yapan din adamlarının kariyer yolculuğu…

İŞTE İNSAN – 04.07.10
Yaesemin SALİH
yasemin.salih@sabah.com.tr

Onları sıradan bir çalışan olarak görmek belki bazılarımızı huzursuz etmiş olabilir. Ancak eğitimlerinden, kariyer planlarına, sosyal güvencelerinden aylık ücretlerine kadar din adamlarının da hepimiz gibi günlük gaile içinde geçen bir “iş hayatı” var. Kendilerine hedefler koyuyor, iş planları yapıyorlar, terfi ediyor, belli görevleri hak etmek için sınavlara giriyor, gençlik yıllarından itibaren zorlu bir maratonun içinden geçiyorlar.
Hal böyle olunca da bu yazı, İstanbul’da yaşayan din adamları özelinde, tüm Türkiye’nin Sünni, Alevi, Musevi, Katolik, Rum ve, Ermeni Ortodoks, Hıristiyan Pitesbiteryenler, Anglikanlar gibi dini mezheplere inanan cemaatlere hizmet veren binlerce din adamının “iş” hayatını anlatıyor.
Din adamlarının nasıl yoğun olduklarına -röportaj sırasında ofisler arı kovanı gibiydi- inanmakta güçlük çekiyor insan. CEO ya da genel müdürlerle yapılan röportajlar genelde kesintisiz tamamlanır. Ancak din adamlarının bir gününün, bir tepe yöneticisininkinden bile daha yoğun olduğunu gözlemledik. Ne de olsa onlar yalnızca dinsel konulara bakmıyor, aynı zamanda cemaatlerini de yönetiyorlar.
Türkiye’deki gayrimüslim üç gruba (Ermeni Ortodoks, Rum Ortodoks ve Museviler) hizmet veren ibadethaneler ve bunlarla ilgili bütün düzenlemeler, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün denetimde. Bu dinlere mensup din adamlarının ücretleri, zamları, çalışma koşulları da buradan yönetiliyor. Diğer inançlara hizmet eden din adamlarının ücret ve atamaları ise cemaatlerinin iradesine göre düzenleniyor.

MÜSLÜMAN SÜNNİLER
Dört bin imam alınacak
Türkiye’de çoğunluğu oluşturması nedeniyle doğal olarak en kalabalık din adamı grubu, Sünni cemaatine hizmet verenler. İstanbul İl Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Türkiye’de 78 il müftüsü, 156 il müftü yardımcısı, 849 ilçe müftüsü ile 59 bin 608 imam-hatibin görev yaptığını belirtiyor. İl müftüsü kadrolarında üç, il müftü yardımcılığı kadrosunda altı, ilçe müftülüklerinde 45 ve imam-hatip pozisyonunda ise 4 bin 109 kadronun boş olduğunu belirtiyor Çağrıcı. Şu sıralarda bu kadronun doldurulması yönünde onay bekleniyor.
Peki nasıl imam-hatip olunuyor? İmam hatip ve müezzin kayyım olarak açıktan atanabilmek için pek çok yoldan ilerlemek mümkün. İlahiyat fakültesini bitirmek, ilahiyat ön lisans sahibi ya da imam hatip lisesi mezunu olmak bunlardan bazıları. Bu belgelerden birini taşıyanlardan imam hatip ya da müezzin kayyımlık yeterlilik belgesi sahibi olanlar, KPSS puanına göre kadrolara yerleştiriliyor.
Prof. Dr. Çağrıcı yeni gelen bir düzenlemeye dikkat çekiyor. Buna göre camiler önem sırasıyla A, B, C ve D gruplarına ayrıldı. İmam hatip adayları D ve C grubu camilerde, toplamda en az beş yıl görev yaptıktan sonra B grubu camiye geçebiliyor. A grubu camiye atanması içinse diğer grup camilerde en az sekiz yıl çalışmış olması isteniyor. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Aşere-Takrib- Tayyibe kursunu veya 36 aylık ihtisas kursunu bitirmesi ya da hafız olup altı aylık Tashih-i Turuf kursunu tamamlaması gerekiyor. Sünni din adamları, görevleri sırasında lisans, yüksek lisans ve doktora da yapabiliyor.
Bu kişiler memur sayıldıkları için ücretleri de bu kıstasa göre belirleniyor. Bugün bir imamın aylık ücreti, pozisyonuna göre bin 609 ila bin 902 TL arasında değişiyor. İl müftülerinin ücretleri ise aylık 2 bin 360 ila 2 bin 717 TL, ilçe müftülerinin 2 bin 79 TL olarak belirlenmiş.

ALEVİLER
Beş bin dede açığı var
Türkiye’de 500’e yakın cemevi var, görevdeki dedelerin sayısı ise 200. Hacı Bektaşi Veli Kültür ve Tanıtma Vakfı Derneği Başkanı Dinçer Türkmen, cemevlerinde dede ve cenaze hizmetleri yapacak insanlara ihtiyaç olduğunu söylüyor: “Türkiye’de beş bin dedeye ihtiyacımız var” sözleriyle aslında istihdam açısından ciddi bir rakam ortaya koyuyor.
Peki kimler dede olabiliyor? Öncelikle bir okul bitirmek ya da eğitim almak bunun için yeterli değil. Bilindiği gibi Alevi dedesi olabilmek için soy önemli, “ehlibeyt” soyundan gelmesi gerekiyor kişinin. Bu soydan gelen herkes de dede unvanı alamıyor elbette: Dedelik liyakatına sahip olmak, ilim-irfan bilmek, toplumu eğitebilecek anlatım ve öğretim yeteneğine de vasıl olmak dede unvanı almanın kriterleri arasında.
Alevi kurum ve kuruluşlarında hizmet veren dedelerin maaşları, bu kurumlarca karşılanıyor. Bir kuruma hizmet vermeyip “talip” denilen cemaatlerine önderlik eden dedeler, cemaat üyelerinden gelen ve “hakkullah” adı verilen bağışlar yoluyla ücretlendiriliyor. Bu nakit de olabiliyor, kuzu ya da buğday da…
Bektaşi Alevilerinde ise seyit (dede) olmak için kan bağı gerekmiyor. Herkes bir Bektaşi dedesine ikrar vererek (itiraf ederse) Bektaşi olabiliyor. Bektaşilerde unvanlar aşık, mühüp, derviş, aba, dede, baba, halife baba mertebeleri olarak sıralanıyor.
Alevi dedelerinin din adamlığı dışında geçimlerini sağlamak için kendilerine ait işleri de olabiliyor. Dedeler, Ocak sistemiyle denetleniyor, görevini kötüye kullananlar “düşkün” ilan edilerek cezalandırılıyor.

ERMENİ ORTODOKSLAR
Yurtdışında eğitiliyorlar
Türkiye Ermenileri Cemaati’nin büyük bir yüzdesi İstanbul’da yaşıyor. Cemaat nüfusunun yaklaşık 70 bin olduğunu söyleyen Ermeni Ortodoks Kilisesi Başrahibi Tatul Anuşyan, Patrikliğe bağlı 36, Anadolu’da ise altı kilise olduğunu ifade ediyor. Sadece İstanbul’da görev yapan 27 din adamı var. Anuşyan, Türkiye’de her alanda olduğu gibi din alanında da yetişmiş eleman sıkıntısına dikkat çekiyor. “Cemaatimize hizmet vermek üzere din adamı yetiştirecek bir kurum olmadığından iki yol izliyoruz: Birincisi hizmet içi eğitim, ikincisi de yurtdışındaki eğitim kurumları ve manastırlarda masraflı bir şekilde tamamlanan teoloji eğitimi” sözleriyle eğitim sıkıntısını dile getiriyor. Bu durum din görevlisi açığını da doğuruyor. Anuşyan yeni görevli almak istediklerini, bunun için dış kaynak kullandıklarını vurguluyor.
Din adamı olmak isteyen Ermeni gençler, Patrikliğin Ruhani Meclis’ine başvuruyor. Meclis bunları değerlendiriyor, yönlendiriyor ve takip basamakları uyguluyor. Aday daha sonra bir gözetmen himayesinde takip ediliyor. Her başvuruya olumla yanıt verilmeyebiliyor. Başrahip Anuşyan “Din adamı olmak isteyen bir adayın bunu sadece meslek olarak yapmak istemesi çok doğru değil. Kültürel birikim, hizmet anlayışı ve en önemlisi karakter gibi kıstaslar başvurunun kabulünde etken” diyor.
Ermeni Ortodoks Kilisesi’nin hizmetine giren bir rahibin geliri cemaatle paralel olabiliyor. Anuşyan’a göre bu, sadece gelirini ve yaşam standardını düşünen birinin gerçekleştirebileceği bir görev değil. Din görevlilerinin gelirleri hizmet ettikleri kiliseler tarafından karşılanıyor. Bu rakam kurumdan kuruma küçük değişiklikler gösterse de Anuşyan miktarın iyi bir gelir sayılacak düzeyde olmayıp resmi rakamlar civarında seyrettiğini söylemekle yetiniyor.
Din adamlarının SGK güvencesi var, sigorta primleri balı oldukları kiliseler tarafından ödeniyor. Ancak, vaftiz, düğün ve cenaze törenleri hizmetleri karşılığında tahsil edilen ücretlerle ilgili hakları da mevcut. Bu meblağın da yıllık gelir vergisi din adamı tarafından ödeniyor. Anuşyan kiliseye bağlı din adamlarının görevlerini de şöyle anlatıyor: “Tanrı Sözü’nü cemaatine aktararak doğru yapılanmalarını temin etmeli, birleştirici rol üstlenmeli ve ahlaki açıdan da onlara örnek olmalı. Kolay veya basit olarak görülen bu görevler aslında uygulamada ve topluma aktarmada o kadar da kolay değil. Bu ruhani görevlerin yanı sıra dini ve törensel görevlerde de bulunmaktalar. Pazar ayinleri, vaftiz, düğün ve cenaze törenleri, bireylerin kişisel ruhani gereksinimleri de hizmetler arasında yer almakta. Onları denetleyen üst rütbeli din adamları ve Patriklik Ruhani Meclisi var.”
Rahiplerin bir üst rütbeye geçebilmeleri için akademik çalışma, liyakat ve hizmet anlayışı gerekiyor.

MUSEVİLER
Yurtdışında eğitiliyor
Türkiye Hahambaşılığı’na göre Türkiye’deki Musevi nüfusu yaklaşık 23 bin. Çoğunluk İstanbul’da yaşıyor. Özellikle yaz aylarında sayfiye semtlerindekilerin de açılmasıyla sadece İstanbul’da ibadet edilen sinagog sayısı 20’yi buluyor. Buna İzmir’de yedi, Bursa’da iki olmak üzere Ankara, Antakya, Adana, Çanakkale ve Kırklareli’ndekileri de eklemek gerek. Hahambaşı İsak Haleva, Musevilikte ilkesel olarak “din adamı” tanımlamasının olmadığını söylüyor ve ekliyor: “Günlük ibadeti usulüne ve koşullarına uygun olarak yapma/yaptırma bilgi ve olanağına sahip her yetişkin erkek, dua ve ibadet sırasında cemaate önderlik edebilir. Fakat son dönemlerde bu görevi yerine getirmek ciddi bir zaman istediğinden bu tür kişiler sürekli bulunamıyor.” Bu nedenle de sinagoglarda meslekleri cemaatin ibadet önderliğini yerine getirmek olan “sinagog görevlileri” kadrosu oluşturulmuş.
Hemen her Sinagogda o dua, vakit ibadetleri ve törenlerin yoğunluğuyla orantılı olarak aralarında görev bölümü yapılmış “sinagog görevlisi” var. İstanbul’da bu pozisyonda 20-22 kişi görev yapıyor. Hahambaşı, sinagog görevlilerinin genç yaşta ibadetlere sürekli katıldıklarını ve bu sırada kendilerine rehberlik eden daha ‘ehil’ kişilerce yetiştirildiklerini aktarıyor. Bu süreç, bir tür ‘usta – çırak ilişkisi’ olarak tanımlıyor. Yetiştirilenlerin sinagogda göreve başlayabilmeleri için hem yaşam biçimlerinin düzenli hem de cemaat tarafından benimsenen/onaylanan kişiler olması gerekiyor.
Hahamlar ise dua, vakit ibadetleri ve dini törenler sırasında inagog içinde bulunuyorlar ama bir görevli olarak değil daha çok “din bilgini” olarak konumlandırılıyorlar. Sinagog içindeki olayları düzenlemenin yanında toplumsal olaylarda da rol almaları bekleniyor.
Rav (Haham) İsak Haleva, nasıl haham olunduğunu şöyle anlatıyor: “Cemaatimizde gelenekselden farklı olarak haham olmak isteyenlerin öncelikle bir pozitif bilim dalında lisans seviyesinde öğrenim görmüş olması tercih edilir. Ülkemizde “haham” yetiştirmek için yüksek okul bulunmadığından, bu tür din bilimleri akademilerinin mevcut olduğu Amerika, İsrail, İngiltere, Fransa gibi ülkelerden birinde dört yıl boyunca öğrenim görüp yapılan sınavlardan başarıyla geçen kişiler, bu unvanını alabilir.”
Türkiye’de yeni nesil haham sıkıntısı var, Hahambaşı kadronun büyük bölümünün yaşlı olduğuna dikkat çekiyor. Yahudilikte hahamlar ve sinagog görevlileri başka bir meslek icra edemiyor. Bu yüzden de geçimleri sinagog vakıfları ve dinsel kurumlar tarafından temin ediliyor.
Rav İsak Haleva, ‘mesleklerinin onuru göz önüne alınarak’ bu kişilerin ücretlerinin belli bir refah seviyesinin üstünde tespit edildiğini söylemekle yetinip rakam telaffuz etmekten kaçınıyor. Her iki pozisyondaki din adamının da her çalışan gibi Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) çerçevesinde güvencesi var. Haleva “Söz konusu iki zümre de cemaatimizin üstlerine titrediği kadrolar olup samimi saygı ve her anlamda ihtimam görürler” diyor.

PROTESTANLAR
Din adamı yetiştiremiyorlar
Sayıları yaklaşık dört bin civarında olan Türkiyeli Protestanların (yabancılarla bu sayı daha da artıyor) 100 civarında kilise ve toplulukları var. Her kilisede en az iki din görevlisi bulunuyor. Bu kişiler önder, çoban, vaiz ve pastör unvanlarıyla anılıyor. Türkiye’de bu kişilerin çoğunun kendi işi var. Türkiye Protestan Kiliseler Birliği Sözcüsü İsa Karataş, bütün Hıristiyan cemaatlerde olduğu gibi Protestanlarda da din adamı yetiştirme sorunu olduğunu belirtiyor. “Bu sorunu, kiliselerde verilen seminer gibi etkinliklerle aşmaya çalışıyoruz” diyen Karataş, az sayıda kişinin de yurt dışına gidip ilahiyat eğitimi aldığını söylüyor.
Protestan din görevlileri çoğunlukla yaptıkları iş için bir maaş almıyor. Zaten Protestan kiliselerin ortak bir yönetim merkezi de bulunmuyor. Her kilise özerk, din adamları da geçimlerini farklı işlerle sürdürdüklerinden belli bir maaştan söz edilemiyor. Din adamının görev tanımı içinde din öğretilerini doğru şekilde anlatmak, sorulara yanıt vermek, cemaatin ve gelecek neslin gelişmesi için çaba harcamak gibi unsurlar var. Ayrıca ibadetin de doğru bir şekilde yerine getirilmesi ve özel dini törenlerin yönetilmesi de onların görevi. Kiliselerde görev yapan din adamlarını denetleyen her cemaatin bir “ihtiyar heyeti” var. Kiliselerde ve din adamları arasında hiyerarşik düzen olmadığı için bir kariyer yolu da söz konusu değil.

SÜRYANİLER
Sıkı hiyerarşi
Dünyadaki dört milyonluk Süryani nüfusun 25 bini Türkiye’de yaşıyor. Bunun 17 binini ise İstanbul ağırlıyor. Geri kalanı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde yaşıyor. Süryani Ortodokslar dini yönden bağımsız bir Patrik tarafından idare ediliyor, Patriklik merkezleri Suriye’nin başkenti Şam’da bulunuyor. Şu anda görev başında bulunan 122’nci Patrik, Mor Iğnatıyos I. Zekka Ayvaz. “Antakya ve Tüm Doğu Süryani Ortodoks Kilisesi Ruhani Lideri” unvanını taşıyor. Tüm dünyada 30 civarında Metropolit bulunuyor. Her metropolitin bulunduğu Abraşiye’de (Metropolitin dini idari alanı) papaz ve rahip pozisyonunda din adamları görev yapıyor.
Türkiye’de dört metropolitlik (Abraşiye) var. İstanbul, Ankara ve İzmir, Adıyaman ve çevre iller, Mardin ve Diyarbakır, Turabdin (Midyat ve çevre köyleri) de diğer bölgeleri oluşturuyor. Her bölgenin bir metropoliti var. Bunlara bağlı papaz, rahip, rahibe ve diyakozlar (papaz yardımcısı) görev yapıyor. Bütün Metropolitler Patriğe karşı sorumlular ve onun tarafından atanıyorlar. Gerektiğinde de yine onun tarafından görevden alınabiliyorlar.
Süryani Ortodoks Cemaati Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Altınışık, bütün cemaatin her yıl Şam’da toplanan Saint Sinoid Meclisi’nin aldığı kararlara uymak zorunda olduğunu anlatıyor. Süryani cemaatinde Episkoposluğun temeli, rahip olmakla başlıyor. Rahipler bilindiği gibi evlenemiyor, kendilerini tamamen dine adıyorlar. Papazlar ise evlenebiliyorlar ancak kariyer yapamıyorlar, terfileri sadece başpapazlıkla sınırlı kalıyor.

****
Kariyer planının ilk basamağı olan rahipler ise manastırlarda kendilerini yetiştiriyor. Yaşamlarını metropolitliklerde sürdürüyorlar ve buradaki din adamlarından destek görüyorlar. Ayrıca her biri Patrik tarafından gözetim altında tutuluyor. Gerektiğinde teoloji eğitimi için çeşitli okullara gönderiliyorlar. Kenan Altınışık, iyi eğitim almış ve kendini dini konularda yetiştirmiş rahiplerin, insani vasıfları da yüksek olduğu takdirde birer metropolit adayı olduklarını belirtiyor. Eğer bir ihtiyaç varsa Meclis’in kararı ve patrik tarafından metropolitliğe yükseltiliyorlar.

Süryani Ortodokslarda da diğer dinlerde olduğu gibi kadınlara kariyer imkanı tanınmıyor. Rahibeler de tıpkı rahipler gibi manastırlarda münzevi bir hayat yaşıyor ancak papazlar gibi en çok başrahibe olabiliyorlar. Süryani kilisesinin Patrik’ten sonra gelen ikinci derece lideri, Mafiryan (Katolikos) ise yine meclis ve patrik tarafından seçiliyor.

Süryani din adamları arasında sıkı bir hiyerarşi var. Bir Abraşiye’de, ruhani liderin onayı olmadan altındaki ruhanilerin her hangi bir eylemde bulunmaları imkansız. Kenan Altınışık, İstanbul’daki ruhani liderlerinin Süryani Cemaati Vakfı bünyesinde istihdam edildiğini anlatıyor. Maaş ve sigortalarını da vakıf ödüyor. Altınışık da ücretler konusunda bilgi vermek istemiyor.

PİRESBİTERYENLER
Demokrat din adamları
Türkiye’de Türk Hıristiyanların oluşturduğu farklı mezhep toplulukları var. Presbiteryenler de bunlardan ve bağlı oldukları kurallar, dünya genelindeki Presbiteryenlerle aynı. Türk Presbiteryenlerin lideri kabul edilen Başpastör Turgay Üçal, cemaatlerinde bir ruhban sınıfı olmadığını zaten mezhebin bağlı olduğu Protestan topluluğunun bu temele dayandığını ifade ediyor.
Ruhani liderlik ise bir akademik başkanlık olarak görülüyor. Presbiteryen din adamları, pastör unvanıyla adlandırılıyor ve bu unvanı olabilmek için Amerika, Avustralya gibi ülkelerde verilen ilahiyat eğitiminden geçmek gerekiyor. Üniversiteden sonra da dini eğitim içeren üç yıllık “seminari” adındaki sürece katılmak da lazım. Tüm bu eğitimler de pastör olmanızı garantilemiyor. Bir cemaatin sizi pastörü olarak seçmesi lazım. Turgay Üçal, her cemaatin kendine uygun bir pastör seçtiğini söylüyor. Pastörlerin maaşları, cemaatin bağışlarıyla temin ediliyor. Cemaat küçükse dolayısıyla pastörün maaşı geçimini sağlamıyorsa, ek iş yapmasına izin var.
Türkiye’deki Presbiteryen Kilisesi’nin bir ihtiyar heyeti var ve üç yılda bir üyeleri değişiyor. Bu cemaatte din adamına sağlık sigortası, isteğe bağlı emeklilik, SSK ve tatil ödeneği gibi imkanlar da sunulmuş.
Pastör, cemaati için 24 saat hizmet veren bir danışman rolünü üstlenmiş durumda. 25 yıldır pastör olan Üçal, herhangi bir kıyafet zorunluluğu olmadığı ve eğer cemaat istemezse görevden atılabildiklerini söylüyor.

LATİN KATOLİKLER
Doğrudan Vatikan’a bağlı olan Türkiye’deki Latin Katolik Kilisesi’nin çalışanları da Vatikan tarafından atanıyor. Bu nedenle Türkiye’de diğer cemaatlerden farklı bir statüye sahipler. Türkiye’deki Latin Katolik din adamlarının yüzde 10’ü Türk. Bu cemaatte din adamları rahipler sınıfı ve papazlar olarak ikiye ayrılıyor. Bir kişinin papaz olabilmesi için liseden sonra bir manastıra gidip din eğitimi alması gerekiyor. Rahip adaylarından ise iki yıl felsefe eğitiminin ardından dört yıl teoloji öğrenmeleri isteniyor. Rahipler yüksek lisans ve doktora yapabiliyorlar. Farklı disiplinlerde eğitim de alabiliyorlar.
Liderlik vasfı olanlar bir bölgeden sorumlu tutulan monsenyor (episkopos) olabiliyor. Türkiye bu anlamda üç bölgeye ayrılıyor: İstanbul Bölgesi (Ankara dahil), Anadolu Bölgesi (öldürülen episkopos Padovese’nin yönettiği) ve İzmir Bölgesi. Resmi olarak söylenmese de İzmir Bölgesi, üç bölge içinde daha bir üst düzey kabul ediliyor. Diğer iki bölge eveque olarak adlandırılırken İzmir, archeveque şeklinde anılıyor. Üç bölgenin de üstünde bir kurul bulunuyor. Türkiye’deki üç Latin, iki Ermeni, bir Süryani Katolik ve bir de Kaldani Katolik mezheplerinin ruhani liderlerinin bulunduğu bir kurul bu (Padovese bu kurulun başındaydı). Şu anda kurulun başkanı yok, Ermeni Katolik lider vekaleten, Vatikan bir yenisini atayana kadar görevi sürdürüyor.
Türkiye’de doğmuş tarihçi-yazar ve Vatikan’ın Türkiye Kültür Ataşesi Rinaldo Marmara, din adamlarının çok mütevazı şartlarda yaşadıklarını söylüyor: “Bu görevle birlikte üç şey daha de kabul etmiş oluyorlar: İtaat, evlenmemek ve parasız, sade bir yaşam sürmek.” Her din adamının performansıyla ilgili hazırlanan raporlar Vatikan’a gidiyor. Emekliler ise tarikatların korumasına alınıyor. Türkiye’de yaklaşık 15 bin Latin Katolik yaşıyor. Bunlara yaklaşık 70 kadar rahip ve rahibe hizmet veriyor.

RUM ORTODOKSLAR
30 papaz aranıyor
Rum Ortodoks cemaatine hizmet veren bir din adamının kariyer yapması için hayatını dine vakfetmesi gerekiyor. Rum Ortodokslarda da papazlar evlenebiliyorlar ama şöyle bir fark var: Eğer bir erkek bekarken “papaz olmak istiyorum” diyerek kiliseye gelirse daha sonra evlenemiyor. Ama evliyken papaz olmak üzere başvurursa kabul ediliyor. Rahip ya da papaz olmak içinse mutlaka liseyi bitirmeniz isteniyor.
Rum Ortodoks kilisesinde de sadece rahiplerin kariyer imkanı var. Kilise’nin Basın Sözcüsü Peder Dositheos Anağnostopulos, 1971 yılında Heybeliada Ruhban Okulu’nun kapatılmasından bu yana din adamı sıkıntısı çektiklerini vurguluyor. “Herkes rahip olmak istemiyor, isteyenlerin de Türkiye’de eğitilecekleri bir okul yok. En yakın İlahiyat Fakültesi Selanik’te ama her giden dönmüyor. Bu nedenle din adamı açığımız var” diyor.
Bir rahibin ruhban okulu ya da ilahiyat mezunu olmasında bilgi ve kariyer açısından bir fark yok. Yurtdışındaki ruhban okullarına da Türkiye’den öğrenciler gidebiliyor ama bu çok nadir görülen bir durum. Bunun için lise diploması isteniyor. Şu anda Selanik’te okuyan yaklaşık altı Türkiyeli genç var. Ama bunların geri dönüp hizmet verip vermeyecekleri belli değil. Türkiye’de faaliyet gösteren 58 Rum Ortodoks kilisesi varken, sadece 30 din adamı ve altı papaz yardımcısı (diakos) bulunuyor. Kendisi de İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji mezunu olan Anağnostopulos, Almanya’da bir süre eğitim gördükten sonra 40’lı yaşlarında rahip olmaya karar vermiş. “Bir kiliseyi idare edebilme yeteneğiniz olmalı ama her şeyden önemlisi, cemaatle ilişkileriniz iyi olmalı” diyor rahiplik kriterlerini anlatırken. Elbette bu kriterlere bilgili olmak ve İncil’i açıklayabilmek de eklenmeli.
Rahip, cemaatle ilişkisindeki performansına göre başrahipliğe (episkopos) yükseliyor. Bunun için en az iki rahibi idare etmesi gerekiyor. Şu anda sadece İstanbul’da yedi episkopos var. Buna karşılık sadece beş rahibe var cemaate bağlı çalışan. Bu kişilerin de teoloji okuma zorunlulukları yok. Bir rahibin episkopos olabilmesi için Türkçe ve Rumca’nın yanında üçüncü bir dil bilmesi avantaj olarak görülüyor.
Rahipler her gün sabah ve akşam ayinlerini yönetiyorlar. Aradaki zamanda kilisenin halkla ilişkiler gibi ruhani büro hizmetlerini yönetiyor. “Rahip ailenin danışmanı, ihtiyacı olanların başvurdukları kişi aynı zamanda. Sadece dini bir kimliği yok. Eğer danışılan konu kendi tecrübelerini aşarsa bir rapor yazıyor ve durumu episkoposa yönlendiriyor” sözleriyle anlatıyor Anağnostopulos görevlerini.
Rum Ortodoks Kilisesi Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı faaliyet gösteriyor. Bu nedenle din adamları da bu kurumun memurları sıfatını taşıyorlar. Ücret ve zamlar buna göre ayarlanıyor ama atamaları patrik ve Saint Sinoid denilen dini meclis yapıyor. Her rahip ve rahibenin SSK primi ödeniyor, yılda bir ay tatil hakları var. Ancak kilisenin basın sözcüsü burada bir ayrıntı veriyor: “Din adamı sayısı yeterli olmadığından ne tatil kullanılabiliyor ne de yaşlanan kişiler emekliye ayrılabiliyor. Yenileri yetişmediği için de yaş ortalaması çok yüksek.”

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: