İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yüzbaşı Torosyan’ın hikâyesi…  Ayhan Aktar/ Halil Berktay

İLGİNÇ ZAMANLAR 22.03.2010
Ayhan Aktar
Yüzbaşı Torosyan’ın hikâyesi… 

http://taraf.com.tr/ayhan-aktar/makale-yuzbasi-torosyanin-hikayesi.htm

Cumartesi günü, Başbakan Erdoğan sinema sanatçıları ile buluştu ve yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Sosyal olaylar, tarihsel değişimler en çabuk karşılığını artık sinemada, gösteri sanatlarında buluyor. Bu salonda bulunan ya da bulunmayan onlarca yönetmenimizin, oyuncumuzun çektikleri filmlerle, yaptıkları dizilerle, ortaya koydukları eserlerle Türkiye’yi nasıl değiştirdiklerini, anlatılamayanı nasıl cesaretle anlattıklarını da biliyorum. Bazen tek bir kare, tek bir sahne, bir seans, bir replik, yüzlerce, hatta binlerce sayfada anlatılabilecek konuyu etraflıca izah edebiliyor.”

“Eğer ortada bir sorun varsa, bunun görmezden gelinmesi, işitilmemesi, üzerinin örtülmesi o sorunu ortadan kaldırmaya yetmiyor. Tam tersine, o sorunla cesaretle yüzleşmediğiniz takdirde sorun daha da büyüyor, kangren halini alıyor ve artık bedenin tamamını etkiler bir hale geliyor. Şunu tüm samimiyetimle ifade ediyorum: Eğer bu ülkenin otoriteleri, Yılmaz Güney’in filmlerine kulak vermiş olsalardı, inanın Türkiye bugün çok farklı bir yerde olabilirdi.” (milliyet.com.tr)

Başbakan Erdoğan’ı TV’de izlerken, “1915 hakkında bir film yapılsa ne iyi olur!” diye düşündüm. Birden, Yüzbaşı Sarkis Torosyan’ın From Dardanelles to Palestine (Boston, 1947) başlıklı anı kitabını hatırladım.

Yüzbaşı Torosyan 1891’de Kayseri, Everek’te (bugünkü Develi) doğmuştur. Everek’te ilkokulu bitirdikten sonra, ailesi onu Edirne Rüştiyesi’ne yollar. Rüştiye’deki sınıf arkadaşı Arap kökenli Muharrem’in paşa babasının yardımıyla Harbiye Mektebi’ne kabul edilir. 1914’te topçu teğmeni olarak mezun olan Sarkis Efendi, üç aylık kurs için Almanya’ya gönderilir. Döndükten sonra, I. Dünya Savaşı patlar.

Teğmen Torosyan, ilk olarak Çanakkale Boğazı’ndaki Ertuğrul Tabyası’na komutan olarak atanır. 19 Şubat 1915’teki deniz savaşında ilk düşman zırhlısını Ertuğrul’dan atılan mermiler batırır. Daha sonra Rumeli yakasındaki Hamidiye Tabyası’na komutan olarak atanır. 18 mart günü Sarkis Torosyan’ın komutasındaki tabyadan atılan mermiler düşman zırhlılarını batırmış ve savaşın kaderi değişmiştir. Teğmen Torosyan savaşta yaralanır. Kara harekâtı sırasında ise Alçıtepe’de topçu subayı olarak görev yapar.

Günümüzde Çanakkale Deniz Savaşları’nın tarihini incelerseniz, Ertuğrul ve sonra Hamidiye tabyalarının komutanı olarak Sarkis Torosyan’ın adını kitaplarda bulamazsınız! Yüzbaşı Torosyan’ın adını tarihten silmeye çalışanlar, herhalde onun varlığının “orduyu arkadan vuran Ermeniler” söylemini zayıflatacağını düşünüyorlardı. Devlet memurlarının yazdığı “milli tarih” böyle oluyor!

Enver Paşa, Torosyan’a kahramanlık madalyası verir ve yüzbaşılığa yükseltilir. Fakat Kayseri’den gelen haberler kötüdür. 1915 yazından itibaren Everek Kaymakamı İttihatçı Zeki, Ermeni nüfusu Suriye çöllerine sürmektedir. Aslında, şehrin biraz dışına çıkan kafileler çeteler tarafından önce soyulmakta sonra öldürülmektedir. Yollar cesetlerle doludur. Torosyan ailesi, oğulları subay olduğu için hemen tehcir edilmez. Sonra Kaymakam Zeki, oğullarının savaşta öldüğünü söyler ve Torosyan ailesini de çöle sürer. Sarkis’in anne ve babası Kozan üzerinden İslahiye’ye ulaşırlar. Orada toplu katliama uğrarlar. Kızkardeşi Bayzar ise kurtulur ve Suriye’ye ulaşır.

1917 yılında Yüzbaşı Torosyan Suriye cephesine tayin olur. Ailesinin peşine düşmüştür artık. Suriye çöllerinde “bir deri bir kemik” Ermenileri görür. Musul’daki bir kampta, tesadüfen kızkardeşi Bayzar’ı bulur ve ailesine olanları öğrenir. Sonra, Bayzar da veremden ölür. Artık kimsesi yoktur ve üzerindeki Osmanlı üniformasından nefret etmektedir.

Yüzbaşı Torosyan, Filistin’de Arap ihtilâlcileri ile tanışır. 1918’de firar ederek, Emir Faysal’ın birliklerine katılır. Arap süvari birliğinin başında Osmanlı ordusuna karşı savaşır. İntikam duygusu ona kötü şeyler yaptırır. Bu arada, Torosyan’ın önceden Amerika’ya göç etmiş olan iki kardeşi de Fransız ordusuna katılmışlardır. Bir süre, Çukurova’da birlikte çetecilik yaparlar. 1921’de Ankara hükümeti Fransızlarla anlaşır, artık savaşı Mustafa Kemal kazanmıştır. Yüzbaşı Torosyan, son kez Everek’i görmek ister. Doğduğu topraklarla vedalaşır ve Amerika’ya göç eder.
Torosyan’ın anıları 1915’te yaşanan trajediyi anlatıyor. Eğer, Başbakan Erdoğan sözlerinde samimi ise, Kültür Bakanlığı desteği ile Yüzbaşı Torosyan’ın anılarının filme çekilmesine önayak olmalıdır. Bence, İstanbul’daki gariban Ermenileri sınır dışı etmekten daha hayırlı bir iş yapmış olur!

——————–

OKUMA NOTLARI 10.04.2010
Halil Berktay
Torosyan ve Çanakkale 
http://taraf.com.tr/halil-berktay/makale-torosyan-ve-canakkale.htm

Müslümanlık ve milliyetçilik konusunda, Taraf sayfalarında süren tartışmaya daha ciddî bir katkıda bulunmak düşüncesiyle, Cumartesi sabah (3 Nisan) son birkaç ayın gazetelerine topluca bakmak, bazı şeyleri tekrar ve dikkatle okumak istedim. Kupürler ve altını çizdiklerim giderek çoğaldı. İlk bakışta gözüme ilişmeyen detayları, bilgi hatâlarını ya da sorgulanması gereken hususları fark eder oldum. İşin ucu, en yakın dostlarıma da uzanıyor.

Ayhan Aktar, örneğin, “Yüzbaşı Torosyan’ın hikâyesi”ni yazdı (22 Mart). From Dardanelles to Palestine kitabını bilmiyordum; şimdi bulup okuyacağım. Fakat Çanakkale’de savaşırken Kayseri’deki ailesinin tehcir ve katliama maruz kalmasının dehşeti bir yana; öyküsünde çeşitli sorunlar olduğu da çok açık.

(1) Ayhan, Torosyan’ın teğmen rütbesiyle Ertuğrul tabyası komutanlığına atandığını; 19 Şubat 1915 “deniz savaşı”nda “ilk düşman zırhlısı”nı da bu tabyadan atılan mermilerin “batırdığını” yazıyor. Olamaz. Bir kere, küçük bir nokta ama, tabya veya batarya komutanları en az yüzbaşı oluyor; muvazzaf üsteğmen veya teğmenlere komutan yardımcılığı veriliyordu. İngiliz haritaları ve savaş tarihlerinde Fort no. 1 (bir numaralı tabya) diye geçen Ertuğrul, o sırada Boğaz savunmasının hem yeni Krupp toplarıyla en güçlü, hem de Seddülbahir’deki uç konumuyla en “açıktaki” bataryasıydı. Ben de biraz belgecilik yapayım : buraya komutan diye bir teğmenin verildiğinin belgesini görmek isterim doğrusu.

(2) Fakat çok daha önemlisi, 19 Şubat ’15 harekâtında, bırakın “zırhlı”yı (yani battleship veya belki battle cruiser’ları), ne tür olursa olsun herhangi bir gemi batmış değil. Hattâ 19 Şubat’ın doğru dürüst bir “deniz muharebesi” olduğu bile söylenemez. Sadece hayli uzak mesafeden bir keşif ve yoklama harekâtı, bir yumuşatma bombardımanı. O sıradaki İngiliz filo komutanı Amiral Sackville Carden’in Boğaz savunmasını üç aşamada kırma planının ilk safhası. Söz konusu savunma sistemi, esas olarak mayın tarlaları üzerine kurulu. “En dar” yere (Narrows), yani Kilitbahir ile Çanakkale arasına böyle 11 ana mayın hattı döşenmiş. Büyük su üstü gemilerine karşı durduruculuk bu mayın tarlalarından bekleniyor. Dışa bakan en ağır topçu tabyalarının da, içe bakan daha hafif, bazıları hareketli bataryaların da işlevi, bu mayın tarlalarının taranıp temizlenmesini önlemek. Buna karşı İtilâf donanması, önce dış tabyaları susturmayı, ardından biraz içeriye girip kıyı bataryalarını ezmeyi ve mayın tarama gemilerinin çalışmasını sağlamayı amaçlıyor.

Dolayısıyla 19 Şubat 1915’te yapılan, Müttefiklerin, daha çok ellerindeki tek gerçek drednot olan Queen Elizabeth’in 15 inçlik (38 cm) toplarının kullanıldığı çok uzun menzilli bir bombardımanla Seddülbahir ve Kumkale’deki dış tabyaları yumuşatma çabasını içeren bir atış taliminden ibaret. Kıyı mevzilerinde biraz hasara yol açmakla birlikte, umdukları başarıyı buldukları söylenemez. Öte yandan, bırakın gemi kayıplarını, isabet almaları söz konusu değil, zira kara toplarının menzili dışından ateş ediyorlar. Zaten bundan çıkardıkları sonuç da, Seddülbahir’den içeri dalıp çok yakın ateş teatisine girmeden bu işin çözülemeyeceği yönünde oluyor.

(3) 19 Şubat’tan sonra Torosyan Ertuğrul tabyasından alınıp Rumeli Hamidiye tabyasına verilmiş. Yazısının devamında Ayhan, asıl 18 Mart çarpışması sırasında da bu Hamidiye tabyası mermilerinin düşman zırhlılarını batırıp savaşın kaderini değiştirdiğini kaydediyor. Bu da herhalde yazarın kendisinden aktarmadır. Fakat bir kere daha “hoop !” demek ihtiyacını duyuyorum, çünkü 18 Mart 1915’te hiçbir İngiliz veya Fransız zırhlısı tamamen veya esas olarak topçu ateşiyle batırılmadı. Kaybettikleri üç gemi, yani Bouvet, Ocean ve Irresistible, ikindi vakti soldan sağa çark ederken Nusret mayın gemisinin muhtemelen 7-8 Mart gecesi Erenköy (Karanlık Liman) açıklarında kıyıya paralel döşemiş olduğu tek mayın hattının üzerine düşüp peşpeşe bu mayınlara çarparak battı. Top ateşinin yol açtığı manevra zorluğu ya da verdiği hasar başka; “düşman zırhlılarını batırıp savaşın kaderini değiştirmesi” gene başka. Sadece şu kadarıyla, Ayhan Aktar’ın Torosyan’dan naklettikleri, yani nasıl desem, Sarkis Torosyan en hafif deyimiyle 1915’teki rolünü “biraz” mübalağa etmiş gibi duruyor.

Olabilir; savaş anılarında böyle abartılara çok rastlanıyor. Bunları, Aktar’ın dikkat çektiği trajediyi hafifletmek için yazmadığım açık olsa gerek. Çanakkale ile Ermeni soykırımının asıl bağlantısı, tabii başbakanın sandığından çok farklı bir yerde duruyor.
————————–
İLGİNÇ ZAMANLAR 03.05.2010
Ayhan Aktar
Ben, Enver Paşa’nın yalancısıyım! 

http://taraf.com.tr/ayhan-aktar/makale-ben-enver-pasanin-yalancisiyim.htm

22 marttaki yazımda, Yüzbaşı Serkis Torosyon’ın hazin öyküsünü anlatmıştım. Onun hâtıratını özetlemiş ve şunları yazmıştım: “Teğmen Torosyan, ilk olarak Çanakkale Boğazı’ndaki Ertuğrul Tabyası’na komutan olarak atanır. 19 Şubat 1915’teki deniz savaşında ilk düşman zırhlısını Ertuğrul’dan atılan mermiler batırır. Daha sonra Rumeli yakasındaki Hamidiye Tabyası’na komutan olarak atanır. 18 mart günü Sarkis Torosyan’ın komutasındaki tabyadan atılan mermiler düşman zırhlılarını batırmış ve savaşın kaderi değişmiştir.”

Sevgili Halil Berktay 10 nisanda yazdığı yazıda Torosyan’ın anılarında “çeşitli sorunlar olduğunu” ifade etmiş. Berktay’ın yazdıklarını aynen alıntılıyorum:

1. “Ayhan, Torosyan’ın teğmen rütbesiyle Ertuğrul Tabyası komutanlığına atandığını; 19 Şubat 1915 “deniz savaşı”nda “ilk düşman zırhlısı”nı da bu tabyadan atılan mermilerin “batırdığını” yazıyor. Olamaz. Bir kere, küçük bir nokta ama, tabya veya batarya komutanları en az yüzbaşı oluyor; muvazzaf üsteğmen veya teğmenlere komutan yardımcılığı veriliyordu… Ben de biraz belgecilik yapayım: buraya komutan diye bir teğmenin verildiğinin belgesini görmek isterim doğrusu.”

2. “Fakat çok daha önemlisi, 19 Şubat ’15 harekâtında, bırakın “zırhlı”yı, ne tür olursa olsun herhangi bir gemi batmış değil. Hattâ 19 Şubat’ın doğru dürüst bir “deniz muharebesi” olduğu bile söylenemez. Sadece hayli uzak mesafeden bir keşif ve yoklama harekâtı, bir yumuşatma bombardımanı… Öte yandan, bırakın gemi kayıplarını, isabet almaları söz konusu değil, zira kara toplarının menzili dışından ateş ediyorlar.”

3. “Yazısının devamında Ayhan, asıl 18 Mart çarpışması sırasında da bu Hamidiye Tabyası mermilerinin düşman zırhlılarını batırıp savaşın kaderini değiştirdiğini kaydediyor. Bu da herhalde yazarın kendisinden aktarmadır. Fakat bir kere daha ‘hoop!’ demek ihtiyacını duyuyorum, çünkü 18 Mart 1915’te hiçbir İngiliz veya Fransız zırhlısı tamamen veya esas olarak topçu ateşiyle batırılmadı.”

En sonunda Berktay şunu söylüyor: “Ayhan Aktar’ın Torosyan’dan naklettikleri, yani nasıl desem, Sarkis Torosyan en hafif deyimiyle 1915’teki rolünü “biraz” mübalağa etmiş gibi duruyor.”

1915 üzerine yazan tarihçiler çoğu kez katliamlardan kurtulan Ermenilerin hâtırat türü eserlerini kaynak olarak kullanmazlar. Sırf yazarı Ermeni olduğu için, o kitapta anlatılanlara kimse inanmaz sanırlar. Özellikle, “inkârcı Türkler” nezdinde bu yazılanların itibarı yoktur diye düşünürler. Herhalde, merhum Torosyan da bir gün Halil Berktay gibi birinin çıkıp kendisine “hoop!” diyeceğini tahmin etmiş olmalı ki, kitabının başına Enver Paşa’dan aldığı takdirnamenin hem tercümesini, hem de Osmanlıca aslının fotoğrafını koymuş!

Halil’in yazısını okuduktan sonra, “keşke bu yazıyı yazmadan önce benden kitabın fotokopisini isteseydi” diye düşündüm. İstanbul Şehir Üniversitesi’nden tarihçi dostum Dr. Abdülhamid Kırmızı silik fotoğraftaki Osmanlıca metni okumak nezaketini gösterdi. Metinde okunamayan yerler (…) olarak verilmiştir. Enver Paşa’nın yazısı aşağıdadır:

***

Osmanlı Ordu-yı Hümâyûnu, Başkumandanlığı Vekâleti, Şube: 2

Kayseriye Sancağı, Everek Kazasından Topçu Yüzbaşısı, Ohan oğlu Serkis Bey Torosyan. Tevellüd 307 .

Ordu-yu Hümâyûn Altıncı Ağır Topçu Alay Beyliği Kumandanlarından Yüzbaşı Serkis Bey Çanakkale muharebesi esnasında Ertuğrul Tabyasında kumandan idi. 6 ve 12 Şubat 330 <19 ve 25 Şubat 1915> tarihinde boğaza doğru hücum eden düşman harp vapurlarına karşı cesaretle ve fedâkârâne harp ederek ve bir düşman harb vapurunu tahrib, diğer bir harb vapurunu dahi delmiş olduğu gibi, Rumeli Hamidiye Tabyasının kumandanlığını deruhte etti. (…) 5 Mart 331 <18 Mart 1915> tarihinde düşman harb vapurlarının (…) şedit hücumlarına karşı cesaret ve fedakârane harp edüp (…) diğer düşman harp vapurunun tahribiyle mumaileyhin mecruh olduğu ve orada (…) göstermiş olduğu cesaretle fedâkârane (…) mumaileyhe (…) binaen teşekkürü 3 Kanunıevvel 330 <16 Aralık 1914> tarihinden itibaren Yüzbaşılık rütbesine terfii, ayrıca Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye Harb Madalyasına nail olmuş olmakla işbu tasdikname mumaileyhin yeddine itâ kılınmıştır .

Fi 5 Mayıs 1331 <18 Mayıs 1915>.

Başkumandan Vekili ve Harbiye Nâzırı

Enver

***

Bendeniz, Halil Berktay gibi “masa başı tarihçiliği” yapmadım. Örneğin, Enver Paşa’nın imza örneklerini araştırdım. Şevket Süreyya Aydemir’in Enver Paşa biyografisinin üçüncü cildinin 376. sayfasındaki belgede aynı imzaya rastladım. Bence, Enver Paşa “ıslak imza” kullanıyor!

Geçen gün, Genelkurmay’ın Çanakkale Cephesi Harekâtı kitabını okurken bir haber dikkatimi çekti: 18 Şubat 1915’te Enver Paşa denetleme için Çanakkale’ye gitmiş. Ertesi gün bombardıman sırasında Torosyan’ın marifetlerini bizzat dürbünle izlemiş olmalı! Acaba, Enver Paşa’nın gözleri bozuk muydu? Yanlış mı gördü? Bu soruların cevaplarını ben bilmiyorum. Çanakkale Deniz Savaşları tarihini İngilizlerden özetlemek yerine, yerli kaynakları da kullanarak daha mantıklı bir yorum yapacak birinin yazdıklarını okumak isterdim.

Ayrıca, Genelkurmay’ın resmî tarihini okurken biraz şaşırdım. Müthiş bir temizlik yapmışlar! Şanlı tarihimiz “hain” Ermenilerden arındırılmış ve “pirüpâk” olmuş! Bırakın kitapta Yüzbaşı Torosyan’ın adına rastlamayı; görev yaptığı “6. Topçu Alayı”nın adı bile tarihten silinmiş!

Bu yazıyı yazma nedenim şudur: Devlet eliyle ismi tarihten silinmiş olan bir savaş kahramanının, yazdığı hâtıratın inandırıcılığının –hem de okunmadan (!)- sorgulanmasına gönlüm razı olmadı. Yüzbaşı Torosyan’ın anılarını yayımlamak isteyen varsa, bana müracaat edebilir. Elimdeki metni paylaşırım.

ayhanaktar@gmail.com

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: