İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Malta Sürgünleri’ni nasıl bilirsiniz

Malta Sürgünleri’ni nasıl bilirsiniz

Ayşe Hür

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Balyoz Darbe Planı ile ilgili gözaltı operasyonlarını Malta Sürgünleri’ne benzetti. Doğrusu, resmî tarihin rahle-i tedrisinden geçmiş kuşaklar için iyi bir benzetme. Ama resmî tarihin arka yüzünü bilen biri için utanç verici bir benzetme. Çünkü Malta’ya sürülen kişilerin çoğu 1915 Ermeni Tehciri’nde bugün soykırım diye nitelenen suçları işlemiş kişilerdi ve Malta’dan yargılanmadan dönmelerinin karmaşık nedenleri vardı. Ancak Baykal bir benzerlik var diyorsa vardır. Anlaşılan Onur Öymen’in Dersim konuşmasında olduğu gibi Baykal’ın da İttihatçı bilinçaltı hortladı. Belki de böyle pervasızca Malta konusunu açarak hem 4 Mart 2010 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde yapılacak Ermeni Soykırımı’nı tanıma oylamasının arifesinde kurbanların soyundan gelenlerin yarasını bir kez daha kanırtmayı hem de ortaya çıkacak gerilimle AKP’yi köşeye sıkıştırmayı amaçlıyor. Bu arada, Dersim konusunda haklı olarak kıyameti koparanların Malta pişkinliği karşısında suskun kalmaları da düşündürücü. Galiba bu ülkede ‘herkes kendine Müslüman’.

İtilaf Devletleri bastırıyor

Gelelim Baykal’ın ‘şerefli’ Malta Sürgünlerine; Birinci Dünya Savaşı’nı mağlup olarak bitiren Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’ni imzalamasından sonra İtilaf Devletleri’nin en önemli meselesi Birinci Dünya Savaşı ve 1915 Tehciri suçlularını mahkemeye çıkarmaktı. Bunu sadece İtilaf Güçleri değil Saray çevresi ile Hürriyet ve İtilaf çevreleri de istiyordu. 1919 şubatında İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın İstanbul’daki temsilcisi, Ermeni Patrikhanesi’nin de yardımıyla oluşturduğu listedeki savaş ve tehcir suçlularının İngilizlere teslimini resmen talep etti. Hükümet baskılara dayanamadı ve 1919 ocak sonu itibariyle 112 zanlı dönemin ünlü hapishanesi Bekir Ağa Koğuşu’na konuldular.

Yargılamalar başlıyor

Meclis-i Mebusan’ın Beşinci Şubesi tarafından yürütülen soruşturmalar sonunda, “1 milyon Ermeni ile 550 bin Rum’un öldürüldüğü, gayrı Müslim azınlıklardan oluşturulan Amele Taburları’nda ise 250 bin kişi açlık ve yoksulluktan öldüğü” gerekçesiyle, savaş ve Tehcir suçlularının Divan-ı Harb-i Örfilerde yargılanmasına 5 Şubat 1919’da başlandı. İlk ceza, Boğazlıyan Kaymakamı (daha sonra Yozgat mutasarrıf vekili) Kemal Bey’e verildi. Kemal Bey’in 10 Nisan 1919’da idam edilmesi, İstanbul’da büyük bir İttihatçı gösterisine neden oldu. Gösterinin şiddeti hükümetin kararlılığını etkiledi. 15 Mayıs 1919’da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilince, psikolojik ibre tamamen İttihatçılardan yana döndü. Damat Ferit kabinesi, halkı yatıştırmak için Bekir Ağa Bölüğü’nde tutuklu bulunan 41 tutukluyu serbest bıraktı. Gerek serbest bırakmalardan gerekse gösterilerden dolayı telaşlanan İngilizler, Damat Ferit Paşa’nın önerisi üzerine 28 Mayıs 1919’da Bekir Ağa Bölüğü’ndeki 67 tutukluyu İngilizlerin gözetimine aldılar, eylül ayının ortalarında bunlardan 12’sini Mondros’a, geri kalanını da Malta’ya götürdüler.

Ankara-İstanbul çatışması

Bu iş yapılırken İngilizler liste oluşturmaya devam ediyorlardı. Ocak 1920’de Yüksek Komiser’in sunduğu listedeki 173 kişiden 80’i 16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından ‘resmen’ işgalinden sonra İngilizler tarafından tutuklandı. Bu kişiler arasında Ankara’nın adamları da vardı. İstanbul’daki Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemesi’nin Mustafa Kemal için idam cezası vermesi (o tarihe kadar Milli Mücadele kadroları için verilen idam cezalarının sayısı 100’e ulaşmıştı) Ankara’nın tavrının sertleşmesine neden oldu. 11 ağustosta Ankara hükümeti, ‘tehcir vesaire’ dolayısıyla İstanbul hükümetince kurulan Divan-ı Harb-i Örfi’yi lağvettiğini ilan etti. Mustafa Kemal, 12 ağustosta tehcir suçlamasıyla ‘vatan evlatları’ idam edilecek olursa, İngiliz Yarbayı Rawlinson’u ve diğer İngiliz esirleri asacağını açıkladı. Rawlinson Doğu Anadolu ve Kafkaslarda Mütareke’nin uygulanmasıyla görevliydi ve Erzurum’da bulunuyordu. Malta’dakilere karşı rehin olarak bizzat Kazım Karabekir tarafından tutuklanmıştı. Tehditler yerini bulmuş olmalıydı ki bu tarihten sonra İstanbul’da yeni tutuklamalar olmadı, Divan-ı Harb’de de yeni bir idam kararı verilmedi. 17 Ekim 1920’de Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin istifası İngilizlerin elini iyice zayıflattı.

Kolektif suç, kolektif fail

İngilizler Malta’dakileri yargılasalar bile cezaları yerine getirmelerinin mümkün olmadığını kavramışlardı. Öncelikle İTC, 1915 Ermeni Tehciri’ni gerçekleştirirken, hem geniş halk kesimlerini hem de Osmanlı Devleti’nin siyasi, idari ve askerî kadrolarının büyük bir kısmını suça karıştırmıştı. Yani ortada kolektif olarak işlenmiş bir suç vardı. Yine de Malta’da gözaltına alınanları bireysel suçlarından dolayı yargılamak mümkündü ancak bunun için Türk tarafının yoğun işbirliği gerekiyordu. Halbuki ne İngilizlerde onları zorlayacak enerji ve istek, ne de Türk tarafında yardım niyeti vardı. Temmuz 1920’de İstanbul Yüksek Komiserliği’nde görevli memur Harry H. Lamb suç kanıtı belge bulmanın önündeki zorlukları şöyle özetlemişti raporunda: 1) Merkezi hükümet veya valilik yetkilileri tarafından bu konuda çıkarılan emir veya talimatlarla ilgili herhangi bir Türk dokümanı sağlamak imkânsızlığı, 2) Müttefik hükümetlerin katliam zanlılarının yargılanmalarına katılmakta duraksamaları, 3) Ortadoğu’daki yetkililerin tam bir kayıtsızlık içinde olmaları, 4) Vilayetlerde yetişkin erkek Ermeni nüfusun büyük kısmının ve neredeyse bütün entelektüellerin katledilmiş olması, 5) Ortaya çıkıp kanıt sunabilecek kişilerin cezalandırılmasını inlemek için gerekli kamu güvenliğinin olmaması ve Müttefiklerin bu konudaki niyetlerine güven duyulmaması, 6) Malta’daki tutukluların sonunda salıverileceğine dair belirtiler. (FO 371/6500, w.2178, appendix A (dosya 385-118, 386-119)

İngilizler son bir hamle ile ABD’ye başvurdular çünkü onların ellerinde önemli bir arşiv vardı, ancak oradan da olumsuz yanıt geldi. Çünkü Amerikalıların da Kemalist güçlerle çatışmaya niyeti yoktu. Kanıt yokluğunun yanı sıra Sevr Antlaşması’nın uygulamaya sokulmaması da Türk tarafına baskı yapma olanağını tamamen ortadan kaldırmıştır.

Takas antlaşması imzalanıyor

Sonunda İngilizler Malta’daki 150 tutuklu arasından seçtikleri 64 tutukluyu Kemalist güçlerin elinde bulunan 29 İngiliz esirle takas etmenin yollarını aramaya başladılar. İngilizlerle Ankara’nın Dışişleri Bakanı Bekir Sami (Kunduh) Londra Görüşmeleri sırasında, 16 Mart 1921’de bir takas antlaşması imzaladılar. Antlaşmaya göre Malta’dan salıverilecek kişiler, aynen Alman savaş suçlularının Leipzig’de yargılanması gibi Ankara’da yargılanacaklardı. İngilizler, dört Türk tutukluyu 29 Nisan 1921’de salıverdiler. Bu kişiler kendi olanakları ile Sicilya’ya gittiler. Ertesi gün 33 Türk tutuklu bir İngiliz gemisi ile Toronto’ya götürüldü. Bunlara ek olarak üç kişi de özel emirle salıverildi. Sıra İngiliz esirlerin serbest bırakılmasına gelmişti ama 8 Mayıs 1921’de Bekir Sami Bey Londra’da İngilizlerle (ayrıca Fransızlar ve İtalyanlarla) Ankara’nın onayını almadan antlaşmalar imzaladığı gerekçesiyle Dışişleri Bakanlığı’ndan alınınca İngilizler muhatapsız kaldılar. 12 mayısta İngiliz uyruklu bir Hintli olan Mustafa Sagir’in Mustafa Kemal’e suikast planlama suçundan idama mahkûm edildiğini öğrenince kuşkular iyice arttı. İngilizler bu kişinin de takas antlaşmasına dahil edilmesini istediler ancak, Ankara 26 mayısta Mustafa Sagir’i idam etti. Bunun üzerine İngiliz tarafı bırakmayı düşündüğü 24 Malta’da alıkoyacağını açıkladı.

Ankara tehdit ediyor

Haziran sonlarında Ankara’dan gelen bir mektupta Bekir Sami’nin yaptığı antlaşmanın tanınmadığı, İngilizler ellerindeki tüm esirleri serbest bırakmadıkları takdirde İngiliz esirlerin serbest bırakılmayacağı (o tarihe kadar 29 İngiliz esirden sadece beşi salıverilmişti) kesin bir dille belirtiliyordu.

6 Eylül 1921’de Malta’daki gevşek koşulları değerlendiren 16 Türk esiri adadan kaçmayı başarınca İngilizler pes ettiler ve tüm esirleri takas etmeye razı oldular. 31 Ekim 1921 günü Türk tutukluları taşıyan H.M.S. Chrysanthemum ve H.M.S. Montenol gemileri ile İngiliz esirleri götürecek olan H.M.S. Centaur gemisi aynı anda İnebolu’ya vardılar ve takas gerçekleştirildi. Malta Sürgünleri Milli Mücadele’ye katıldılar ve tahmin edileceği gibi hiçbir zaman yargılanmadılar. Yani üzerlerine atılı suçtan yargı kararı ile kurtulmadılar, iç ve dış güçlerin siyasi kararlarıyla kurtarıldılar…

Bir İngiliz raporundaki şu cümleler, Malta’dakileri neyin kurtardığını gayet iyi özetliyordu: “Bu insanlar hakkında ne kadar az şey söylersek o kadar iyi (…) Malta’daki Türk sürgünleri neden serbest bıraktığımızı bu nazik konuyu elimden geldiğince açıklamaya çalıştım. Sanırım herkes benim gibi yapardı (…) Parlamento üyeleri arasındaki güçlü inanç, bir tek İngiliz esirin bir gemi dolusu Türk’e değeceği yönündeydi. Takas bu yüzden yapıldı.”

***

Bir referans mektubu olarak Malta

Malta Sürgünlerinin büyük bir kısmı Cumhuriyet döneminde önemli devlet görevlerine getirildiler. Bu yazıyı yazarken yararlandığım Malta Belgeleri, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Türk Savaş Suçluları Dosyası (Belge 2007) adlı kitabın önsözünü yazan Sait Çetinoğlu, yıllardır bu kişilerin izini sürüyor. Çoğu 1934’te çıkarılan Soyadı Kanunu ile izlerini kaybettirdiği için Çetinoğlu ancak bazı Tehcir suçlusunun Cumhuriyet dönemindeki görevlerini tesbit edebildi. Bunlardan bazı şahsiyetler şunlar:

► Abdülhalik Renda: Tehcir döneminin Bitlis ve Halep Valisi, Talat Paşa’nın kayınbiraderi, 1917’de kısa süreli Dahiliye Nezareti Müsteşarlığı yapan, Bitlis ve Halep’teki Ermeni katliamlarından sorumlu olarak Abdülhalik Bey, Malta dönüşü Çankırı Milletvekilliği, İzmir Valiliği, 1924-1930 yılları arasında Maliye, Milli Savunma Bakanlıklarında bulundu, Bahriye Bakanlığı’na vekalet etti.1935’te TBMM Başkanlığı’na seçildi, 1946’ya kadar bu görevi yürüttü. Ardından Hasan Saka Hükümeti’nde Devlet Bakanlığı yaptı.

► Şükrü Kaya: Tehcir sırasında Muhacirin ve Aşairin Müdürü olan ve Halep ve Adana vilayetlerindeki tehcirden sorumlu olan Şükrü Bey, Malta’dan kaçtıktan sonra bir süre İtalya ve Almanya’da kaldı. Türkiye’ye dönüşünden sonra Lozan’a giden heyete katıldı. İzmir Belediye Başkanlığı yaptı. 1923’te Menteşe (Muğla) Milletvekili oldu, 1924’ten Mustafa Kemal’in ölümüne kadarki dönemde Tarım, Dışişleri ve İçişleri Bakanlıkları yaptı.

► Refet Bele: 1916-1917 kışında Samsun ve havalisinin Askerî Valisi olan Refet Paşa, Samsun yöresindeki Rumların tehcirinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Malta’ya gönderilmişti. Refet Paşa Cumhuriyet döneminde İçişleri ve Milli Savunma Bakanlığı yaptı.

► Hasan Tahsin Uzer: Tehcir sırasında Van ve Erzurum Valisi olarak Ermenilere yönelik katliamları yönettiği iddiasıyla Malta’ya gönderilen Hasan Tahsin Bey, Malta dönüşünde sırasıyla İzmir, Ardahan, Erzurum ve Konya Milletvekili olarak Meclis’e girdi. 1935’ten vefat ettiği 1939’a kadar CHP’nin ‘Olağanüstü Hal Valiliği’ olan 3. Umumi Müfettişlik görevinde bulundu.

► Mithat Şükrü Bleda: İttihatçıların Maarif Nazırı, Tehcir sırasında İTC’nin Genel Sekreteri ve Maarif Nazırı olan Mithat Şükrü Bey, Malta dönüşü Mustafa Kemal’in birlikte çalışma teklifini reddederek İzmir’e yerleşti ve ticaretle uğraştı. 1926 İzmir Suikastı Davası’nda yargılanıp beraat ettikten sonra yine Mustafa Kemal’in önerisi ile Sivas’tan bağımsız milletvekili seçildi. Mustafa Kemal eğer Sivas’tan milletvekili seçilemezse tüm Sivas seçimlerini iptal ettireceğini söyleyerek kendine güvence vermişti. 1950’ye kadar dört dönem milletvekilliği yaptı.

► Halil Menteşe: İttihat ve Terakki döneminin Meclis-i Mebusan Reisi, Dahiliye, Adliye ve Hariciye Nazırı olan, Tehcir ve savaş suçlarından dolayı İngilizlere Osmanlı yetkilileri tarafından teslim edilen Halil Bey, Malta dönüşü devlet katında görev almadı. 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TpCF) kuruluşuna katıldı. 1926’da İzmir Suikastı Davası’nda yargılandı, beraat etti. 1931’de CHP’nin bağımsız adayı olarak İzmir’den milletvekili oldu. 1948’e kadar milletvekilliğini sürdürdü.

► Ali Cenani: Tehcir sırasında Halep Mebusu olan ve Antep’teki binlerce Ermeniyi tehcirden sorumlu olan Ali Cenani Bey, Malta dönüşünde milletvekilliği ve 1924-1926 arasında Ticaret Vekilliği yaptı.

► Ali Çetinkaya: Teşkilat-ı Mahsusa üyesi, Afyon Mebusu Kel Ali Cumhuriyet döneminin ünlü İstiklal Mahkemesi’nin başkanı ve Nafıa Vekili’ydi.

► Aka Gündüz: İTC Üyesi Hüseyin Enis Avni, Cumhuriyet döneminde Aka Gündüz adını aldı ve 1932-1946 arasında milletvekilliği yaptı.

► Sabit Sağıroğlu: Tehcir sırasında Harput (Elazığ) Valisi olan ve Dersim bölgesindeki Ermeni katliamlarından sorumlu olarak Malta’ya götürülen Sabit Bey TBMM’nin Erzincan Milletvekilliği ile ödüllendirildi.

► Ahmet Muammer Cankardeş: İttihat ve Terakki’nin ateşli üyesi, Tehcir sırasında Sivas ve Konya Valisi olan Ahmet Muammer Bey, Ankara tarafından önce Sivas Mutasarrıflığına atandı, ardından Sivas Milletvekili oldu.

► Ali Münif Yeğena: 1913-1915’te Nafıa Nazırı, 1915-1916’da Lübnan Valisi, 1918’de İTC’nin Merkez Komitesi üyesi olan ve Lübnan’da Ermenilere ve Marunilere karşı katliamlardan dolayı Malta’ya götürülen Ali Münif Bey, Cumhuriyet’in ilanından sonra Seyhan (Adana) Belediye Başkanı, daha sonra Mersin ve Seyhan Milletvekili oldu.

► Mustafa Reşat Mimaroğlu: 1915’te İstanbul Siyasi Polis Müdürü, 197-1918’de Çankırı ve Bolu Mutasarrıfı olan Mustafa Reşat Bey, Malta dönüşü sırasıyla Tokat Mutasarrıflığı, Mülkiye Müfettişliği, Adana Valiliği, Şûra-yı Devlet (Danıştay) Reisliği, İzmir Milletvekilliği, CHP İstanbul İl Başkanlığı yaptı.

► Ali İhsan Sabis: Birinci Dünya Savaşı sırasında Kolordu ve Ordu Kumandanı olan Ali İhsan Paşa, Van, Musul ve Urmiye’de Hıristiyan katliamlarını bilfiil yönetmek ve Kut’ül Ammare Kuşatması sonrası ele geçirilen İngiliz savaş esirlerini öldürtmek suçundan Malta’ya gönderilmişti. Malta dönüşü Batı Cephesi 1. Ordu Kumandanlığı’na atandı ancak Cephe Komutanı Albay İsmet Bey ile anlaşmazlık çıkardığından Büyük Taarruz öncesi görevinden alındı ve emekliye ayrıldı.

► Süleyman Necmi Selman: Tehcir sırasında Samsun Mutasarrıfı olan ve Samsun’da bazı Ermenilerin öldürülmelerinde birinci derecede sorumlu olduğu gerekçesiyle Malta’ya gönderilen Süleyman Nemci (Selmen) 1923’te Kastamonu Valisi oldu ardından Samsun Milletvekili olarak TBMM’de görev aldı.

► Zülfü Tigrel: Osmanlı Dönemi’nde Diyarbakır Mebusu ve Diyarbakır Ermenilerine yönelik toplu katliamlarda rol alan Zülfü Bey yeni dönemin Diyarbakır Milletvekiliydi. Lozan’a giden heyete ise ‘Kürt temsilcisi’ olarak katıldı.

► Arif Fevzi Pirinççioğlu: Osmanlı Dönemi’nin Diyarbakır Mebusu Arif Fevzi Bey, yeni dönemde Diyarbakır Milletvekilliği ve Nafıa Vekilliği yaptı.

► Kara Vasıf: İTC’nin önde gelen üyelerinden Kara Vasıf Bey, Milli Mücadele’ye Sivas Milletvekili olarak katıldı ancak Mustafa Kemal’le ters düşerek 1926 İzmir Suikastı Davası nedeniyle idam edildi.

► İsmail Canbulat: İttihatçıların Emniyet Umum Müdürü, İstanbul Şehremini ve Dahiliye Nazırı İsmail Bey Malta dönüşü İstanbul Milletvekili olarak TBMM’ye katıldı. Ancak o yoldaşları gibi şanslı değildi, 1926 İzmir Suikastı Davası’nda mahkûm olup idam edildi.

► Fazıl Berki Tümtürk: Çankırı (Kastamonu) Mebusu iken Sivas Valisi Muammer Bey’in yardımcısı olarak Sivas’taki Ermeni katliamlarında önemli rol oynadığı gerekçesi ile Malta’ya götürülen Dr. Fazıl Bey, Cumhuriyet döneminde Kızılay Yönetim Kurulu üyeliği yaptı.

► Musa Hilmi Demokan: Tehcir’de Kırşehir Ermenilerine yönelik suçlarından dolayı Malta’ya götürülen Kırşehir Mutasarrıfı Musa Hilmi Bey daha Malta’da iken TBMM’ye Kırşehir Milletvekili olarak seçildi.

► İlyas Sami Bey: Osmanlı Dönemi’nde Muş Mebusu olan ulemadan Hacı İlyas Sami Bey, Malta dönüşü sırasıyla Muş ve Bitlis Milletvekili oldu.

► Veli Necdet Sünkıtay: Diyarbakır Ermenilerinin katledilmesinden sorumlu olarak Malta’ya gönderilen Veli Necdet Bey, Malta dönüşü resmî göreve atanmayan, ticarete atılan nadir kişiden biriydi. 1937’de Ankara Ticaret Odası Başkanlığı’nı yaptı.

► Mehmet Eczacıbaşı: Erzincan’ın önemli ailelerinden birine mensup, İTC üyesi Binbaşı Eczacı Mehmet Bey, Erzincan ve Kemah’taki tehcir ve katliamlardan sorumlu olarak Malta’ya götürülmüştü. Mehmet Bey, Cumhuriyet döneminin ünlü Eczacıbaşı firmasının kurucusu olacaktı.

► Galatalı Şevket: Ticarete atılan bir başka Malta sürgünü İTC döneminde İstanbul Merkez Kumandanı Galatalı Şevket Bey’di.

► Kara Kemal: İTC’nin Merkez Komitesi üyesi, İaşe Nazırı Kara Kemal Bey, Malta dönüşü İTC’yi yeniden canlandırmaya çalıştı. 1926’da İzmir Suikastı Davası’nda gıyabında idama mahkûm oldu. Yakalanacağını anlayınca intihar etti veya öldürüldü.

Cumhuriyet’in harcı

Malta Sürgünleri arasında bulunan Yakup Şevki (Subaşı) Paşa, Cemal (Mersinli) Paşa, Cevat (Çobanlı) Paşa, Dr. Esat (Işık) Paşa, Ziya Gökalp, Hüseyin Cahit (Yalçın), Ali Fethi (Okyar), Hüseyin Rauf (Orbay), Ahmet Agayef (Ağaoğlu) gibi İttihat ve Terakki politikalarının oluşmasında ve yürütülmesinde önemli rolleri olan kişilerin Cumhuriyet döneminde milletvekilliği, bakanlık, başbakanlık, generallik gibi görevlerle taltif edildiklerini unutmayalım.

Elbette Malta’ya gönderilmemiş yüzlerce Tehcir ve savaş suçlusu vardı. Onlar da yargılanmadılar ve Cumhuriyet döneminde önemli görevlere getirildiler. Böylece savaş ve Tehcir suçluları Cumhuriyet’in harcına katıldılar. Zaman içinde bu kişilerin çocukları, torunları arasında da devletin önemli görevlerine gelenler oldu. Böylece İTC zihniyeti (bazı değişimler geçirmişse de en azından Ermeni Tehciri’ne yaklaşım açısından) günümüze kadar geldi. Deniz Baykal’ın ağzından duyduklarımız, bu gerçeğin tescilinden başka bir şey değil. Baykal’ın Malta Sürgünleri ile Balyoz Darbecileri arasında kurduğu paralellik de bu tarihçeyi bilince başka bir anlam kazanıyor. İşte bu devamlılık (buna suç ortaklığı da diyebilirsiniz) yüzünden, üzerinden tam 95 yıl geçtiği halde, 1915 Ermeni Tehciri’ne (buna soykırım da diyebilirsiniz) ilişkin gerçeklerin deşilmesine izin verilmiyor. Bu zihniyet akrabalığı (isterseniz buna ‘Malta Kardeşliği’ diyebilirsiniz) yüzünden bu ülke sürekli darbe ikliminde yaşatılıyor.

Kaynakça: Vartkes Yeghiayan, Malta Belgeleri, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Türk Savaş Suçluları Dosyası, (Türkçeye Çeviren: Jülide Değirmenciler), Belge Yayınları, Ağustos 2007; Taner Akçam, İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu, İmge Kitabevi, 2002; Bilal N. Şimşir, Malta Sürgünleri, Bilgi Yayınevi, 1985.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: