İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İğne ve çuvaldız…

İğne ve çuvaldız…

Biz Türkiye Ermenileri bilinen ve yazılı verilerin olduğu 19. asırdan bu yana Badriark seçimlerinde çok zor, devamlı tozlu, dikenli, tuzaklı yollardan geçme pahasına enerjimizi harcayıp bu günlere geldik. Ama bu seferki Atoragitz Badriark seçimine ve onunla birlikte gelen ve bizim belki yeni farkına varmaya başladığımız iç açmazlarımızı gözler önüne seren bir durumla ilk defa karşı karşıyayız.

Atoragitz Badriark seçimi için icazet verilen Müteşebbis heyet nedense camiamızda kendilerinin yalnız anlayacağı bir mantıkla çakılmış kalmış vaziyetteler. İlgili mercilere yaptıkları “Badriark Seçimi” için müracaatları ve çoğumuzun varsa nedenini halâ anlayamadığımız hukukla da ilgisini görmediğimiz sebeplerle sessizliklerini koruyup ne yaptıkları hatayı düzeltmeye, ne bu hataları izah etmeye ne de bu hatadan dönmeye veya istifa etmeye niyetli görünüyorlar.

Kısaca burada iki merci hareketsizlikten bizleri kendi açmazlarıyla baş başa bırakıyor:
1. “Müteşebbis heyet” ne verilen işi başarabilme potansiyeline sahip, ne de yaptığı hatayı düzeltmeye hevesli. Kör uyuya atılan bir taşın kimsenin çıkaramadığı garip bir durum,
2. Müteşebbis heyetine icazet veren kurumların nedenini anlayamadığımız ve söyleyemedikleri sebeplerden bu icazeti geri alamamaları…
Aslında biz bu Filizleri geçen iki asırda başka variantlariyla defalarca gördük. Acaba biz sosyal psikopatolojizedeler olarak başımıza iş açılmadığı zaman bundan muzdarip olup da mazoşist bir dürtü ile başkalarının katkısı bile olmadan kendimiz başımıza çorap örmek için acayip dürtülerle hareket eder hale mi geldik?

Garabette sınır yoktur… Kavruk ve içine kapanık toplumlarda Stockholm sendromlarını biliyoruz da olmayan bir derdi icat edip ruhuna azap ihtiyacı duyar olmak yeni bir icat gibi geliyor.

Bu noktadan sonra başımızı iki elimiz arasına alıp düşünmenin sırası: içimizde cemaat liderliğinde yerleri olduğuna inandıkları halde sorun olmadan yaşayamaz kimseler var.

Bunu dolaştırıp dolaştırıp kırk dereden kırk su getirerek sızlanmalarla etrafın keyfini bozmaya gerek yok.

Tekrar edelim; ibretle takip ediyoruz.

Durun bakalım bu iş nerelere kadar gidecek.

Bir Anadolu tekerlemesi ile bağlayalım : “bir musibet bin nasihate bedeldir”…

Ohannik Akopcan

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: