İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dünün Engellenen Sempozyumdan Bugünün ,1909’da Adana da Ne Oldu Sempozyumuna

Dünün Engellenen Sempozyumdan Bugünün ,1909 da Adana da Ne Oldu Sempozyumuna !

Tarihin bazı yașanmıș acı olaylarına karșı șeffaflașamamak ve bunlarla yüzleșememek, çağımızda kabul görmeyen bir tutum, bu tutumun sürekliliği , milletler veya toplumlar arasında eğer var ise tarihisel husumet ve sorunların çözümünü de zora sokar , barıșa ve kardeșliğe de katkısı olmaz ,bu nedenle tarihle, konușmak, yüzleșmek ve barıșmak milletleri veya toplumları yüceltir diye düșünüyorum.
Zaman, geçmiște konușulamayan, tartıșılamayan, acılamayan tarihsel bazı olayları konușulur, tartıșılır, üstü acılanır hale getiriyor, Ermeni meselesi de bunlardan biri. Türk- Ermeni ilișkilerinin zeminini güçlendirme amacı ile 2000 yılında kurulan “Türk- Ermeni Uzlaștırma Komisyonu’nun” ömrü çok kısa olmuștu, komisyon resmi bir kuruluș olmamasına rağmen, her iki hükümetlerin bilgisi dahilinde kurulmuștu, o zamanlar barıș adına büyük bir așama olan bu diyalog girișimi, sivil çevrelerden destek görmesine rağmen ,çalıșmaların tıkanmasından dolayı, 11/12/ 2001 tarihinde “Türk –Ermeni Komisyonu” kendini lağvetmiști, ancak taraflar arasında resmi olmıyan ilișkiler donmadı.
O tarihlerde, Türkiye nin, Ermenistan vatandașlarına uyguladığı vizeyi kaldırması, Ermenistan’ın İstanbul da Karadeniz Ekonomik İșbirliği daimi temsilciliği açması, Avrupa Parlamentosu kararları, Türk- Ermeni ilișkileri yeni bir safhaya sokmuștu Sağduyulu akademisyen, bilim adamı, gazeteci ve aydınların girișimi ile önce Michigan Üniversitesinde konu ile ilgili sempozyum, Ürgüp’te Türk-Ermeni –Azeri gazetecilerin bir araya gelmesi, Mart 2002 de Dünya Kadınlar gününde Erivan’da Türk ve Ermeni kadınlarının dünya Kadınlar gününü beraberce kutlamaları her iki tarafın kendilerini anlatma, karșısındakini dinleme ve ilișkilerin gelișmesi için doğrudan temasın, geçmiși konușmanın ne denli önemli olduğunu ve kaçınılmazlığını ve aynı zamanda geçmiși konușmanın yașanan acıların ne derece hafiflettiğini ișaret ediyordu. Bunlar olurken 2002 Mart ayında Ermenistan parlamentosundan iyi niyetli, sürpriz, yapıcı sesler, yükseliyordu, dönemin dıșișleri bakanı Vartan Osganyan “İçinde bulunduğumuz durumda, Türkiye bölgede daha büyük önem kazanıyor, Ermenistan Türk tarafı ile diyalog yollarını açık tutmalı ve mümkünse ilișkilerimizde İlerleme kaydetmek için girișimde bulunmalıyız” dedi, bu açıklamayı dönemin Savunma Bakanı bugünün Ermenistan Devlet Bașkanı Serj Sarkisyan “Türkiye ile İlișkilerimizin Normalleșmesi Çok Önemlidir” diyerek destekledi:
Diğer taraftan ise 2005 yılında İstanbul da “Osmanlı İmparatorluğunu son Döneminde Ermeniler” bașlıklı sempozyum düzenlenmiș , ortalık karıșmıștı, dönemin T.C Adalet Bakanı, sempozyum düzenleyicilerine “Arkamızdan Hançerliyorlar” diye haykırmıș, bölge İdare mahkemesi toplantı hakkında ihtiyati tedbir kararı almıștı. Daha sonra Ermeni konusunda Türkiye de çok șeyler yașandı, bunların bașında adı Türk düșmanına çıkarılan bir Ermeninin sesi sonsuza dek kısıldı, Hrant Dink suikasta kurban gitti.
Bu suikastın ardından Türkiye toplumu farklıyı duymayanın, bugüne kadar tartıșmadığını tartıșmanın, bilinmeyenleri öğrenmenin, tarihi ve kimliği ile yüzleșme çabalarının, emekleme döneminden , ilk adımları atma dönemine geçmeye bașladı, bu süreç 30.000 imzalı “Özür Kampanyası” ile doruk noktasına ulaștı. Kampanya hakkında suç duyurusu, takipsizlik kararı ile sonuçlandı . “Demokratik Açılım” kapsamında Ermenistan ile imzalanan protokol bu sosyal zeminin gelișiminde imzalandı.
2000’li yıllardan ve 2005 de sırtımızdan hançerleyen sempozyumdan, 2009’un Kasımın’da Boğaziçi, İstanbul Bilgi, İstanbul Sabancı Üniversiteleri, Gomidas Enstitüsü ve Uluslararası Hrant Dink Vakfı’nın ortaklașa düzenledikleri “1909 da Adana da Ne Oldu ?” sempozyumuna geldik, böyle bir toplantının Türkiye de yapılabilmesi bundan 5 sene önce hayal etmek mümkün bile değildi ama șimdi yapılıyor, protesto da yok, olumsuz bir tepki de yok. Türk, Ermeni, Fransız, Kanadalı, Amerikalı, İtalyan tarihçiler belgeler ortaya koyarak, farklı fikirler ileri sürerek çağdaș bir șekilde konuyu tartıșıyorlar.  Bu süreçteki gelișmeler geçmișteki acıları hafifletmese de , kayıpları ve dramları unutturmasa da, Demokratik Acılım süreci , “Önce Vicdanlarda” henüz olmasa da, bugün geldiğimiz yeri görmemek, gelișmelere yanlıș bakmaktır sanıyorum .
1909 tarihi İttihat ve Terakki döneminde Adana da yașanan, ilk büyük Ermeni kıyımı ile ilgili bir tarih, araștırmacılara göre 30.000 den fazla insan öldürülmüș, çok kan akmıș, çok mal gasp edilmiș, Adana Olayı tarih bakımından çok önemli bir olay, ancak, onu sorgulamak, tartıșmak, șeffaflaștırmak insanlık adına daha çok önemlidir : İttihat ve Terakki döneminin önemli bir özelliği de ittihatçıların içinde Ermenilerin de bulunmasıdır, olayların ardından Adana ya vali tayin edilen İttihatçıların liderlerinden Cemal Pașa olaylara adı karıșan Ermenilerin yanı sıra Müslümanları da idam ettirmiști.
1909 Adana olayları 100 sene sonra irdeleniyor olması, tarihçilerin belgelere dayanarak araștırıyor ve tartıșıyor olması çok önemli ve Türkiye toplumu adına çok olumlu bir gelișme. Hiçbir milletin veya toplumun tarihi yalnızca zaferlerle, kahramanlık destanlarından ibaret değildir, o tarihin içinde zaman zaman acımasızlıklar, kara lekeler, ișlenen suçlar ve haksızlıklar, yenilgiler de vardır, önemli olan  geleceği doğru ve sağlıklı kurmaktır. Bunun da temeli geçmiș tarihi doğru okumak, doğru öğrenmek ve doğru yorumlamaktır.
Dr.med. Sarkis Adam

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: