İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Türk”ün“ “Gayrimüslim”le İmtihanı  Sibel Özbudun

“TÜRK”ÜN “GAYRIMÜSLİM”LE İMTİHANI

SİBEL ÖZBUDUN

“Hukuk mu!
Bana ne hukuktan?
İktidar bende değil mi?”[1]

“Hakikâten bakıyorsunuz bilgide Yahudi ve Musevilerin çok ciddi keşifleri var. Bu icatları sebebiyle oturdukları yerden para basıyorlar. Telefonun geçmişine baktığımızda orada onu görüyorsunuz. Ampulde, enerjide onu görüyorsunuz. Onlar, durdukları yerde hâlâ bunun rantını almaya devam ediyor. Aynı şekilde iletişimde bunu başarmış. Hâlâ rantını almaya devam ediyor.
Parayı da tabii iyi yönetiyor. İstanbul’daki Yahudi vatandaşları şöyle bir inceleyin. Ben belediye başkanlığım dönemimde inceledim. Çoğu mülk sahibi olmazlar. En iyi yerlerde kiracı olurlar. Niye? Mülk sahibi olduğu zaman o para kayıptır. Ama parayı çalıştırdığı zaman en güzel yeri de kiralar, orada oturur. Kirasını öder. Ama para devamlı üretmeye devam eder. Onun hesabını da gayet iyi yapar.”[2]
Yo, bir memur emeklisinin mahalle kahvesinde pişti çevirirken giriştiği bir geyik muhabbeti değil bu. Belki de inanmayacaksınız ama bu ülkenin başbakanının akademik yılın açılışını yapmak üzere gittiği bir üniversitede yaptığı konuşmadan bir pasaj…
Ve de, mahalle kahvesinde pişti çeviren ortalama Türk vatandaşının bilincinin derinliklerindeki, gayrımüslimlere ilişkin birkaç klişeden birini çok iyi yansıtıyor: Dünyayı yönetmek için yaratılmış, soylu, adil, ama ticarete aklı ermeyen Türk’e karşı “işini bilir, bezirgân Yahudi”…
Karşı tarafı takdir eder göründüğü anda dahi onu aşağılayan, “oturduğu yerde para kazanan, işini bilir, uyanık tüccar” derekesine yerleştiren bir “lapsus”… “Mozaikçi” Başbakanın “hoşgörü”sünün sınırları sandalyesini dükkânının önüne atmış tespihini çeken İç Anadolu manifaturacısınınkiyle örtüşüyor, besbelli.
Aslında Türklerin her seferinde kaldıkları bir sınav bu galiba… “İçimizdeki” gayrımüslimleri “nereye” yerleştireceğini bilememek… Kürdü “kart-kurt-kürt Türkü” ilan eden, darı gördüğünde “kız almışız, kız vermişiz, etle tırnak gibiyiz” yaveleriyle bağrına basmakta tereddüt etmeyen, gel gör ki tarihinden çıkardığı en önemli ders araziye uyup göze batmamak olan, bir avuç Yahudi’yi, Ermeni’yi, Rum’u, Süryani’yi, sürekli olarak “tehdit potansiyeli” olarak algılayan “tarihî” bir sakarlık… En iyi ihtimalle, “gayrımüslim kapı komşusu istemem”, diyen, tepesi atınca “köpekler ve Yahudiler giremez” pankartını sallayan, en kötüsüyle ise, Hrant’ın katiliyle sarmaş dolaş poz veren… Yalnız bir halk değil, aynı zamanda, belki daha da çok, bir devlet geleneği…
T.C. tarihinin İttihat ve Terakki’den devralınıp sürdürülen, kesintisiz bir “gayrımüslim/sizleştirme”, “Türkleştirme” tarihi olduğu, T.C. uyruğu da olsalar gayrımüslimlerin statüsünün “sözde yurttaş”tan bir adım ileri gidemediği, son zamanlarda -neyse ki- sıkça terennüm edilir oldu. Ve yalnızca son tanıkları nicedir bu dünyadan göçmüş bulunan “Büyük Felaket/Ermeni Soykırımı”, Mübadele rezilliği, Trakya Faciası değil, mağdurlarının bir kısmı hâlâ aramızda yaşayan “Varlık Vergisi” ve “6-7 Eylül” gibi, bu tarihin uğursuz merhalelerine ilişkin belgeler giderek daha fazla günışığına çıkmaya başladı. Yeni araştırmalar, ilk-orta mekteplerde bize belletilen “hoşgörü masalları”nın, evet, sadece “masal”dan ibaret olduğunu kavramamızı sağlıyor.
Bu araştırmalardan sonuncusu, Ali Sait Çetinoğlu’nun hazırladığı Varlık Vergisi 1942-1944. Ekonomik ve Kültürel Jenosid[3] başlıklı çalışma. Çetinoğlu, “Önsöz”de, arşivlere giriş izni alamadığı için araştırmasını dönemin gazetelerini, özellikle de mezat ve Defterdarlık gayrımenkûl satış ilanlarını tarayarak yürütmek zorunda kaldığını vurguluyor. “Herkese sonuna kadar açık” olduğu yetkililer tarafından sıkça tekrarlanan arşivlerin bu “geçirimsizliği” bir bakıma “hayırlı” da olmuş: Böylelikle, bir yandan “ihtikârcıları, savaş vurguncularını cezalandırıyoruz” yaygaralarıyla ödenemeyecek vergilerle yükümlendirilen büyük çoğunluğu gayrımüslim Varlık Vergisi mükelleflerinden borçlarını ödeyemeyenlerin Aşkale’deki “temerküz kampları”na sürgününe birinci elden tanıklıklarla kulak verirken, bir yandan da Çetinoğlu’nun kitabında birer kopyasını verdiği gazete kupürlerinden, dönemin “ruhu”na ilişkin fikir sahibi oluyor insan: Önce etekleri zil çalan “Ödenen Varlık Vergisi miktarı 120 milyon lirayı geçti!” nidaları; sonra vergiden borçlu kalanların birinci sayfalardan çarşaf çarşaf yayınlanan listeleri; hemen ardından ise, “Haciz işlemleri başlıyor” haberleri… Sonra? Sonrası malûm: haczedilip, süresi beklenmeden haraç mezat satışa çıkartılan gayrimenkullerin, eşyaların, giysilerin kapış kapış “Müslüman/Türk eller”e transferi… ve evlerinden apar topar toplanıp trenlere doldurularak Nazi Almanyası’ndan mülhem toplama kamplarında taş kırmaya gönderilen, Varlık Vergisi borçluları… Gazete sayfalarını kaplayan kapkara utanç lekeleri… Hele bir tanesi: Bir Nazi “Yahudi avcısı” şevkiyle haykıran 27 Ocak 1943 tarihli Tasvir-i Efkâr sürmanşeti: “Gaziantep’de 17 Yahudi Yakalandı!” Ne mi yapmışlar bu 17 Yahudi? Devlet Başkanına suikast? Sabotaj? “Terör örgütü kurmak?” “Yardım yataklık?” Sürmanşetin altından öğreniyoruz “suç”larını: “Bunlar tarhedilen vergiyi ödememek için Suriye’ye kaçmak istiyorlardı.” (s.294)
Evet, ödeme güçlerinin kat be kat üzerinde insafsız vergilere maruz bırakılıp ödemeleri için kendilerine 1 haftadan az zaman tanınan, ödeyemeyenlerin malları mülkleri gaspedilip kendileri taş kırmaya sürülen bu insanları, yerlerini yurtlarını bırakıp sınırı kaçak geçerek başka bir ülkeye göç etme çaresizliğiyle karşı karşıya bırakan bir ceberutluk…
Maçlarda “Hepimiz Samast’ız” diye haykıran beyaz bereli delikanlıların, “gayrımüslim komşu istemem” diyen sıradan xenophobi (yabancı düşmanlığı)nin, Malatya’da misyonerlerin boğazını kesen vahşetin hiç de hayırlı bir süreç olmadığını görüyorsak eğer, bu ceberutlukla da baş etmesini, hesaplaşmasını öğrenmeliyiz.
Sait Çetinoğlu’nun Varlık Vergisi 1942-1944. Ekonomik ve Kültürel Jenosid’i bunun için iyi bir başlangıç olabilir…

N O T L A R
[1] Cornelius Vanderbilt.
[2] “Yahudiler Bilgiyi ve Parayı İyi Yönetiyor”, Milliyet, 8 Ekim 2009.
[3] Ali Sait Çetinoğlu, Varlık Vergisi 1942-1944. Ekonomik ve Kültürel Jenosid, İstanbul, Belge Yay., 2009.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: