İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

AÇIK MEKTUP İÇİN TEŞEKKÜR

TEŞEKKÜR

Sevgili ve Değerli Dostlarımız,

Başbakan’a yazdığımız açık mektubu imzalayarak bizi desteklediğiniz ve her yandan gelecek saldırıları göze alarak yanımızda durduğunuz için sizlere ne kadar teşekkür etsek az, sizleri ne kadar övsek yeridir. Sağ olun. İyi ki varsınız, iyi ki sizler gibi değerli dostlarımız var.

Mektupla ilgili haber, başta Hürriyet olmak üzere birkaç gazetede ayrıca pek çok web sitesinde yayımlandı. Mektubu iadeli taahhütlü olarak başbakanlığa ve TBMM İnsan Hakları Komisyonuna gönderdik. Alındıları geldi.

Öncelikle bir konuyu tekrar belirtmekte yarar var. Biz açık mektup imzacıları, ne Türkiye Ermenilerini ne de bir Ermeni kurumunu temsil ediyoruz. Böyle bir iddiamız yoktur ve olamaz. Açık mektup sadece ve sadece imzacılarını ve olsa olsa destekçilerini bağlar.

Mektubumuza hem büyük toplumun, -pek inanılır gibi değil ama- hem de Ermeni toplumunun bazı kesimlerinden tepkiler geldi. Yazı Hürriyet Gazetesinde çıkınca gelen yorumlar gerçekten çok kötüydü. Aşırı sağcılar sizin bu topraklarda yatacak yeriniz yok, defolun gidin derken, bazıları tam bir ırkçı tavır ve ciddi bir paranoya ile Ermenilerin gelip Türkiye’yi bölmelerini ve Yahudiler gibi devlet kurmasını istiyorsunuz diyorlardı. Allah’tan Hürriyet yöneticileri yoruma kapattılar yazıyı da bu saldırıları en azından görmedik. Diğer sitelerden neler yazıldığını merak ederseniz Google’dan bakmak mümkün.

Ermenilere ne oluyor derseniz, bir bölümü son derece iyi niyetli telefon edip ya da özel olarak yazarak uyaranlardı. Örneğin saygıdeğer bir dost, yazının çok sert olduğunu söylüyor ve talep etmek yerine başka daha uygun ve yumuşak bir söz kullanın diyordu. Bazıları kendimizi tehlikeye attığımızı söylüyor, başımıza bir şey gelir diye uyarıyordu. 

Bazı Türkiyeli Ermeniler ise tavrımızı -kendi deyimleriyle- yalakalık olarak değerlendirmişler. Değerlendirmişler dedim çünkü başka kişilerden duyduk. Bunlar, benzerleri gibi bizim bulunmadığımız gruplarda bize çamur atıyorlar. Düşünün bazı kişilerin sert bulduğu yazıyı, bir başkası yalakalık olarak değerlendiriyor. Birçok talepte bulunan bir mektup yazmanın neresi yalakalık, anlaşılır gibi değil. Elbette ki, Türkiye Cumhuriyet’i Başbakanı’na yazılan bir yazı saygı ve mantık çerçevesi içerisinde olmalı. Sözüm ona Ermenistan’da Hrabarag isimli bir gazete de bizi suçluyormuş, çok merak ettim hangi zavallı yazdırmış o yazıyı. Ermenistan gazetesi kendi dertlerini bitirip bizim dertlerimizle mi uğraşmaya başlamış? Düşünün Ermenistan’da bir gazete Hyetert’i izliyor, tercüme edip anlıyor ve eleştiriyor. Buna, hadi canım sende derler.Üstelik Türkiye’de böyle bir gazetenin varlığından haberdar olanların, gazetenin ismini bilenlerin sayısı da sanırım binde bir bile değildir. Geçen hafta bulunduğumuz Ermenistan’da sorduğumuz birçok kişi böyle bir gazetenin varlığından bile haberdar değildi. Ancak şehir merkezinde bir gazete satıcısında bulduk bu gazeteyi. Önemli değil herkes kişiliğine uygun davranır, ne yapalım. Öğrendiğimize göre, bu gazetenin başyazarı bizi yalakalık yapmakla suçluyormuş ve neden sınırın açılması hakkında değil de böyle bir konuda yazdınız diye soruyormuş. Güler misin, ağlar mısın?  Cumhurbaşkanları düzeyinde görüşülen, İsviçre’nin arabuluculuğuyla protokole bağlanan bir konuda biz sade vatandaşların açık mektup yazması isteniyor. Bu açık mektup yazmanın amacına aykırı. Açık mektubun temel amacı bir konuyu gündeme taşımaktır, gündemde olan konuyu hatırlatmak değil. İşin daha ilginci, yukarıda bahsettiğim gibi Türkiye’de bu yazıyı paylaşan, destekleyenler varmış. Madem öyle neden kendileri yazarın önerdiği içerik ve üslupta bir yazı yazmıyorlar anlaşılır gibi değil. Bu gibiler her zamanki gibi, bir şey üretmeden sadece meyve veren ağacı taşlamak peşindeler ne yazık ki. Neyse ki, söz konusu grupta aklı başında kişiler gereken cevapları vermiş.

Diasporadan da bir tepki geldi. Özetle, diasporanın düşünce şeklini bilmeden, onların isteğiymiş gibi yazdığımızı ve bunun neredeyse suç olduğunu söylüyordu. Böyle düşünenler ne gariptir ki, imzacıların önemli bir bölümünün diaspora Ermenileri olduğunun bile farkında değiller. Ne diyeyim, Türkçede “Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler” diye bir söz vardır. Yani denizde yaşayan balıklar, denizi bilmezler. Bazı diaspora mensupları da hala Türk toplumu gibi, diasporayı homojen, ayni şekilde düşünen insanlardan oluşan bir toplum sanıyor. Kendisi istemediğine göre, başkalarının da isteyemeyeceğini düşünüyor. Yani tek ölçü kendileri, ciddi bir megalomani. Biz isteyenlere verilsin diyoruz bu haklar, isteyen yoksa zaten sorun yok demektir. Bir kişi bile istiyorsa da sorun var demektir. Aram Dikran istemiş, bir başkası neden istemesin? Kaldı ki, isteyenler olduğunu herkes biliyor. Bir aile gelip Van’da otel açmak istedi, neden başkaları da olmasın?

Sonuç olarak, siz değerli dostlarımıza tekrar teşekkür ederken, daha güzel daha mutlu günlerde birlikte olmayı diliyoruz.
Sevgiler.
Murat Bebiroğlu 
Aret Çiçekeker

,

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: