İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Erivan Damında Bir Delidolu Sarkis

Erivan Damında Bir Delidolu Sarkis
20 Eylül 2009 / Pazar 
Radikal II
Sarkis Hatspanyan bir Türkiyeli Ermeni. 1962’de İskenderun’da doğuyor, İstanbul’da Güzel Sanatlar okurken solculuktan Selimiye Kışlası’na atılıyor. Şu anda çok acayip bir “suç”tan 3,5 yıllığına Erivan’da yatmakta.

Acayiplik çok. Kendisi açlık grevleri yapıyor, on bir D. Karabağ milletvekili serbest bırakılması için bildiri yayınlıyor; ama ne Ermenistan’da bir yürüyüş, ne aktivistliğini yaptığı eski başkan Ter Petrosyan’dan bir ses, ne diasporadan ciddi bir tepki, ne de Türkiye solundan veya Ermenilerinden bir soluk. 

Ben de, Ermeniler hakkında belgesel romanlar yazmış dostum Kemal Yalçın’ın Sarkisyan’a açık mektup’undan öğrendim meseleyi. Çok kişiyle konuştum, Sarkis’in yazılarını getirttim, Google’ı taradım. Başından özetleyeyim. Bir dostuna hatasız imlasıyla yazıyor: 

“Beni 1968 Eylülünde İskenderun’dan getirdiler İstanbul’un Şişli semtindeki Karagözyan Yetimhanesi’ne. Çoklarımız Ermenice bilmiyordu. Benim gibiler ise geldikleri yörenin yerel Ermenicesini konuşuyordu. Ermenice harfler tümümüze yabancıydı. Ermenice öğretmenim, 1915 yetimi kızı, Sivas’tan, yaşını başını almış Mariam Minasyan’dı. O hepimiz için bir ana’ydı. Onu hiç ama hiç unutmadım. Oydu benim hamurumun mayası.” 

“İnsan olarak şekilleniş”i Tıbrevank lisesinde devam ediyor: “Her şey herkesindi, eşit ve adil olarak. Kaşığımızı hep birlikte aynı aşa öyle salladık, ekmeğimizi öyle bandık işte, orada. Ben orada öğrendim, karşımdaki her kim olursa hesap sorup hesap vermeyi…” 

1979’da Selimiye’de işkence gördüğü anlatılıyor ki, solculuğun üstüne bir de Ermenilik binince, inanmak zor değil. Çıkar çıkmaz, doğru yurt dışına. Paris’te sinema okuyor. Fransız vatandaşı oluyor. 1990’da Ermenistan’a yerleşiyor. 

Agos Derneği, Jeep, D. Karabağ

İstanbul’da Agos çıkmış o sıra. Erivan’da “Agos Dostları Derneği” kuruyor. Zaten ateş çemberinde yaşayan Agosçular huzursuz oluyor. Çünkü hem Ermenistanlılardan “doğuştan muhalif ve kavgacı” Sarkis’i sevmeyenler bu dernek hakkında tezvirata başlıyorlar, hem de Sarkis heyecanlı tabiatı icabı Erivan’da jeep’ini biraz fazla “havalı” kullanıyor; küçük yerde büyük ayrıntılar bunlar. Agos ufak bir haber yaparak Sarkis’le resmî bir ilgisi olmadığını açıklıyor, sonra da mesafeli duruyor. Agos isminin kullanılmak istendiğine ilişkin bir rahatsızlık var İstanbul’da. 

D. Karabağ savaşı çıkınca oraya koşuyor Sarkis. Bu husus önemli, çünkü kendisini şimdi savunmakta olanlar hep bu hususu yazıyorlar. Karabağ muazzam bir Milli Dava. Orada çarpışmış olmak bizim 74 Kıbrıs gibi bir şey galiba. (Marksist Prof. Yalçın Küçük otuz beş yıldır “Ben Kıbrıs gazisiyim” diyor, öyle). 

İlk devlet başkanı Levon Ter Petrosyan Şubat 2008 seçimlerine yine adaylığını koyunca olağanüstü destek veriyor Sarkis. Özgürlük Meydanı’na çadır kuruyor. Dört günlük bir açlık grevi. Ter Petrosyan’ın ısrarıyla bırakıyor ancak. Yine bir mektubundan: 

“Kendiliğinden öne çıkan birkaç figürden biri oluverdim. Mutlaka Ter Petrosyan’ın konuşmalarının öncesinde hitap ediyordum halka, ısıtıp coşturuyordum. Lafın altında kalmadılar ve bizi 1977 1 Mayıs’ındaki gibi, yani Taksim alanındaki gibi kurşunladılar. Ben ölümden, ‘kurtarılmış bölge’ye [D. Karabağ’a] kapağı atarak kurtulabildim.” Seçim sonuçları hilelidir diye halkın sokaklara dökülme olayları, bahsettiği. Bir de, Türkiyeli olmanın getirdiği bir mukayese var hep, kafasında. Ermenice yazılarında “Ben Ermenistan’ın Ergenekon’unu açığa çıkartacağım” dediği aktarılıyor, mesela. 

Devam ediyor: “24-25 Şubat’ta Karabağ’dan özel askerî birlikler getirttiler. Bunlar sokaklarda insan avına çıktılar. Emir verenler, Taşnakların Bozkurtları sayılan gruptan iki kişi.” O meydanda 1-2 Mart 2008’de telefat: On ölü, iki yüz yaralı. Sarkis “gösteri yürüyüşlerini ihlal”den “asgari ücretin beş misli cezaya” çarptırılıyor. 

Yedi ay sonra dağdan iniyor. Evine kapanıyor. “Henüz kapının eşiğindeyken polisler ablukaya aldılar. Ekmeği-suyu iple aşağıdaki komşularımız sayesinde balkonumuzdan edindik.” Bu arada öğreniliyor ki, 2016’ya kadar uzatılmış özel oturma izni Koçaryan tarafından iptal edilmiş. Ülkeyi beş gün içinde terki isteniyor. 

“Suikast yapılacak!”

“Sular durulana kadar ortalıkta gözükmemek” kararı almış, ama duramayacak. Muhalif gazete Haykakan Zhamanak’ta meşhur mülakat patlayacak: “Bir arkadaşımdan öğrendim. Başkan Sarkisyan’a suikast yapılacak. Birkaç senaryo mümkün. Bir: Uçak kazası. İki: Nairi Hunanyan’ın Parlamento saldırısından sonra ikinci bir karanlık şeytanî eylem [27 Ekim 99’da Parlamento’yu basan Hunanyan, başbakan dahil sekiz kişiyi öldürmüştü]. Üç: 1 santim toprağın verilmesine karşı olan ‘kahraman fedayi’ bir Karabağlı’nın harekete geçmesi.” 

Mülakatta, bundan çıkar sağlayabilecekler olarak Koçaryan, Oskanyan ve Taşnak partisinin adını veriyor. Ama somut herhangi bir suçlamada bulunmuyor. Mülakatı yapana göre, Karabağ Klanı’nın Ermenistan’ı nasıl esir aldığını çok iyi anlatıyor. Yalnız, bu yorum doğruysa hem bunu söylüyor hem de Karabağ’a kaçıp saklanıyor. Tabii, bilemiyoruz oraların dengelerini. Bir Karabağ var, bir de “Karabağ Klanı” var, anlaşılan. Koçaryan da Sarkisyan da Karabağlı. 

Ortalık birden karışıyor. Dava açılıyor. Yine acayip: “bir devlet yetkilisini öldürme hazırlıkları yapmak”la suçlanıyor. 7 Kasım 08’de tutuklanıyor. Suç türü değişiyor: “Yalan beyan”. 1 Aralık’ta açlık grevine başlıyor. Bir Fransa Ermeni kaynağına göre “16 günde 15 kg” veriyor. 

Sonuç, 3,5 yıl hapis. Yine yazıyor: “Benim burada bir insan yüreği hâlâ çarpıyor diye haykırabilmemin tek yolu açlık grevi yapmaktı. Yani Musa Dağ’a çıkmam gerekiyordu. Çıktım.” Musa Dağ, duymuşsunuzdur, Tehcir sırasında İskenderunlu Ermenilerin efsanevi direnişi; filmi de yapıldı. Sarkis efsaneyi epey sık anmakta. Kendini hep “Musa Dağlı” olarak tanıtıyor. Konuştuğum bazılarına göre Musa Dağlılar “O aslında Adıyamanlıdır!” diye kızıyor. Azınlık, azınlığın kurdudur? 

Yine acayiplik: O sırada, Karabağ savaşına katılmış mahkumları serbest bırakmak için genel af çıkıyor. “Katılmıştır” diye belge lazım. Karısı Hasmik yakınıyor: “Ben Ermenistan Savunma Bakanlığı’ndan veya Karabağ askeriyesinden böyle bir belgeyi almayı bugüne kadar başaramadım.” Sarkis çıkamıyor. 

Böyle mahkumiyet olmaz

Bir açıdan bakarsanız, bu işler, çok sakin olmayan tabiatından geliyor başına. Mesela, bir mektubundan: “Bende doğumdan aşırı maksimalist bir yapı var. Kurşunî renkleri oldum olası ne sevdim ne sevebildim. Varsa da yoksa da siyah-beyaz, başka büyük yok! Ya herro ya merro, anlaşıldı mı?” 

Ama başka bir açıdan bakarsanız, bütün bunlar aynen Türkiye gibi Ermenistan’da da birtakım hesaplaşmaların varlığından oluyor. Çünkü daha önce de, yine Ter Petrosyanı desteklemiş ve Karabağ’da çarpışmış J. Sefilyan Haziran 08’de 1,5 yıl yemiş, vatandaşlığı reddedilerek aynı muamelelere maruz kalmıştı. 

Her ne ise. Benim açımdan sonuçta tek bir şey önemli: Bir insanın hakaret, nefret, şiddet taşımayan bir mülakattan ceza alması. Bu kimin için ve nerede olursa olsun, kabul edilecek şey değil. Asla. Bu açıdan al Türkiye ile Ermenistan’ı, vur birbirine. Benzerlik burada da mı şarttı?

Baskın Oran

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: