İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Canan Hanımın Ölümü ve Demokratik Açılımlar  Nurettin Değirmenci Elk. Yük. Müh.

Canan Hanımın Ölümü ve Demokratik Açılımlar 
29–8–2009 
Nurettin Değirmenci Elk. Yük. Müh.

“Dostu olmayan insan yoksul insandır.” Bechstein

Komşumuz Canan Hanım çağın hastalığı kabul edilen kansere yenik düştü. Kendisinin mekânı cennet, eşinin ve çocuklarının başı sağ olsun!
Canan Hanımın cenaze töreni Müftü Camide yapıldı. Yakınları, tanıdıkları, komşuları ve çok sayıda vatandaş cenaze törenine katıldı.
Rahmetlinin eşi Nikola Bey Hıristiyan bir vatandaşımızıdır. Eşine, camide yapılması gereken bütün dini görevleri yaptırdı; dualar okuttu, cenaze namazını kıldırttı. Nikola Bey, cami avlusunda taziyeleri kabul etti.
Dini işlemlerden sonra mezarlığa gidildi, yine Müslüman dini kurallarına uygun gereken işler yapıldı.
Gömü işlemi tamamlandıktan sonra Rahmetlinin kızı, oğlu, eşi ve yakınları cenaze törenine katılanların, “Baş sağlığı” dileklerini kabul ederek, onları uğurladılar. 

Cami avlusunda ve mezarlıkta gördüğüm, çağdaş bir törendi. Yakınları üzgün ama yüksek sesle ağlama, kendilerini yerlere atma gibi eylemlere yabancıydılar. Şuna kesin emin oldum ki; önce Nikola Bey ölseydi, Canan Hanım Kilisede gereken dini törenleri yaptırırdı. Böylesi dinsel hoşgörülü aileden bunu beklemek hakkımdır.
İşte bu eylemlere, “Dinsel Açılım” adı verilir. Bir Müslüman Hıristiyan komşusunun cenaze törenine Kilisede katılır, bir Hıristiyan Müslüman yakının cenaze törenini camide yaptırabilir; hem Müslüman, hem Hıristiyan baskı altıda kalmadan kendi dinine ait olamayan ibadet yerine girebilir.
Asırlarca keskin dinsel farklılıklar milyonlarca insanın acı çekmesine neden olur. Kimse ait olmadığı ibadet yerine giremez. Her dinin taraftarı diğerini aslı-astarı olmayan savlarla suçlar.
Cami avlusunda, Canan Hanım için dua okunurken, aklıma İbn Batuta’nın yaptığı seyahatteki bir olay geldi.
İbn Batuta 29 yıl seyahat eder, binlerce kilometre yolu at, deve, eşeksırtında alır ama İstanbul’da, farklı dine ait olduğu için Ayasofya’ya giremez. Olayı kendisinden okuyalım:

“Keşişliği seçen imparator Cercis
Bu İmparator, saltanatı oğluna bırakmış ve nefsini ibadetle hasrederek yukarda da söylediğimiz gibi, şehrin dışında, deniz kenarında yaptırdığı manastıra çekilmişti. Bir gün emrimize verilen Rum rehberle giderken onun yaya yürümekte olduğunu gördüm. Sırtında mesvah olmuştu. Yüzü güzel olduğu kadar, onda eseri ibadet de göze çarpıyordu. Etrafını kalabalık bir ruhban güruhu almıştı. Elinde bir asa, boynunda da bir tespih taşıyordu. Rehberim onu görünce bineğinden indi, bana da, ‘İn, İmparatorun babası bu zattır’ dedi. Memur onu selamladığı zaman, o da benim kim olduğumu sordu ve dönerek bana doğru geldi. Ben de ona doğru yaklaştım. Elimi aldı ve Arapça bilen Rum rehbere, Seronikaya yani, ‘Müslüman’a söyle Beyt el Makdis’e giren eli, Sahra’da, Kumame denilen Kilisede, Beyt-i lahimde dolaşan ayakları öperim’ diyerek eliyle ellerimi, ayaklarımı sıvazlayarak yüzüne sürdü. Bu çevredeki insanların kendi milletlerinden olmayan insanlara karşı takındıkları tavırlar beni bir kere daha hayretlere götürdü, ondan sonra elimden tuttu, beraberce yürüdük. Benden Beyt el Makdis ve orada yaşayan Hıristiyanlar hakkında bilgi istedi. Soruları uzayınca daha önce andığımız büyük Kilisenin haremine girdik. Büyük kapıya yaklaştığı zaman, kendisi keşişlikte pek ileri mertebelerden birinde bulunduğu için, onu selamlamak üzere kiliseden bir sürü keşiş dışarı fırladı. Bunları görünce elimi bıraktı. Kendisine onunla birlikte kiliseye girmek istediğimi söyledim Tercümana şöyle dedi: ‘Ona söyle kiliseye girebilmek için Kutsal Hac’a secde etmek kaçınılmaz şarttır. Bu eski zamanlardan kalma bir adettir Bunun aksi mümkün değildir.’ Bu sözler üzerine ondan ayrıldım.” 

İbn-Batuta Seyahatnamesinden Seçmeler.

Türkiye’de Demokratik Açılım deniyor; ama evrensel insani yasalar, hoşgörü, insani değerler, sevgi, ikna… Öne çıkarılmıyor.
1-Türkiye’de herkes kendi etnik kimliğine, dini inanışına, mezhebine sahip olmalıdır.
2-Her vatandaş yasalar karşısında eşit sayılmalıdır.
3-“Her vatandaş, diğerleri kadar bu ülkeyi sever ve korur.” düşüncesi, aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli kabul edilmelidir.
4-Hiçbir kişi, küme, din, mezhep, doktrin… Mensubuna ayrıcalık tanınmamalıdır.
5-Suçun ve günahın ferdiliği ilkesi mutlaka uygulanmalı; farklı etnik kökene, dini inanışa, mezhebe sahip olan vatandaşlar toptan suçlu (Ya da suç işlemez) kabul edilmemelidir.
6-Evrensel insani yasalar vatandaşları birbirine bağlamalıdır.
7-Türkçe ortak iletişim aracı olmalı ama diğer dillerin gelişmesi için her türlü bilimsel çaba sarf edilmelidir.
İnsanlar dillerle hayal kurar, düşünür, ölçer, yargıya varır. Dilleri gelişmeyen vatandaşların hayalleri sınırlı, yargıları yanlış ve kusurlu olur.
Doğanın Birinci Yasası, sevgiyle, “Yaşa ve yaşat!” emridir; umut duygusunu yaratır.
Doğanın Üçüncü Yasası, öfkeyle, “Kendini savun! Öl ve öldür!” emri olup; korku duygusunu yaratır.
Doğanın İkinci Yasası güçten yanadır; bellekte hangi kavramlar egemense, dış dünyada onlara uygun uygulamalar yapılır.
Bizler insan olarak sevgi ve umuttan yana olmalı, baskı ve korkudan uzak durmalıyız. Yani: Demokratik, Dini, Etnik, Kültürel… Açılımları desteklemeliyiz.
*
Farklı dini inanışa sahip bir vatandaşımızın acı gününde bunları çıkarabildim.
Ailecek, Rahmetlinin eşine, çocuklarına ve yakınlarına baş sağlığı diliyoruz.

nurettind@geteselektrik.com
Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: