İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Eleştirmek Yazmaktan Önemli

Bercuhi Berberyan’ın (BB) “Ermenistan’da bir Türkiyeli” adlı kitabı için kaleme alınmış Türk-Ermeni İş Geliştirme Komitesi Basın Sözcüsü Alin Ozinian (AO) imzalı, “Türkiye’li Ermeni Ermenistan’ı severi mi?” başlıklı, Zaman’da çıkan yorum-eleştirisini didikleyeceğim. Maddeler eleştiri yazısıyla paralel olarak sıralıdır.

Öncelikle sözkonusu kitap, yazarının da demeye getirdiği gibi dost zoruyla, hızlı yazılmış ve sağlıklı bir editasyon gereği duyulmamış gibi duruyor. Adı da özgün değil, popüler söylemin evladı. Yayıncı marifeti. Ama önsöz ve arka kapakta da belirtildiği gibi kitabı değerlendirirken sadece 10 günlük izlenimleri kapsadığını ve akıl değil duygu kitabı olduğunu dikkate almak gerekmez mi? Bakın editörü ve yaşıtlarından bazılar da Sarkis Çerkezyan’ın kitabının yanlış bilgiler ve yorumlar içerdiğini belirttiler. Ancak bunlar asla tartışma-eleştiri konusu olmadı, olamazdı.
Kitaba başlamadan yazarının kim olduğunu, daha önce neler yazıp, nasıl yazdığını biliyoruz. BB’nin üslubundan habersiz, “iç yolculuğunda” kendisine sorduğu ve samimiyetle merak ettiği sorularını, sanki kendi ön-keskin-kemik yargılarıymış gibi yansıtıyor AO. Doğru değil. Sanılanın aksine genellemelerden de çoğu yerde sakınıyor yazar. Berberyan’ın kaleminin teknik olarak henüz olgunlaşmadığını, bu anlamda kitabın Amerika’yı (burada Ermenistan’ı) yeniden keşfedecek-keşfettirecek iddiaya sahip olmadığı kanaatindeyim. Henüz okumayanlar için arka kapak bu kitaba başlamadan evvel gayet doğru bir ilk durak olacaktır.
Doğrusu kitap Ermenice kaleme alınsa, yerel bir yayınevinden sayılı adette basılsa bu eleştirilere maruz kalır mıydı? Düşünmedim değil. Dilinin Türkçe, yayınevinin Metis oluşunun ilgiyi perçinlediği bir gerçek. Ermenistan da artık sadece Ermeniler arasında popüler değil. O zaman insan “Ermenistan” hakkında yazarken birkaç kere dikkatli-özenli olmalı, haddini bilmeli değil mi? Orası Norveç, Namibya, Nebraska değil. Üstelik İstanbul’a gözü kara, eleştiriye tahammülü sınırlı bir Ermenistan sempatizanlığı da yerleşti. Hak verirsiniz. Ayrıca her önüne gelen kalemi eline alıp yazıyor, birileri de fırsat bu fırsat bunları basıyor, “Oysa yayıncılık, kitap ciddi iştir ve belirli bir çevrenin tekeline bırakılmalıdır” diye de okudum ben eleştirilerin satır aralarında.

Yanlış yoldan çıkıyor

Bugün kendisini “Ermeni kökenli Türk” sıfatlayan sayısız insan var biliyorsunuz. Pek çok kez basında, toplantılarda sözlü-yazılı kendilerini ifade ettiler. Sağda solda onlarla rastlaştık, sohbet veya münakaşa ettik. Aralarından birisinin bir toplantıdaki bildik-sürprizsiz ifadesi üzerine kaleme sarılmak bana lüzumsuz geliyor. Halinden gerçekten memnun olduğuna inanan insanları memnuniyetleriyle baş başa bırakmak daha doğru değil mi? Yorum, eleştiri ve eylemlerimizi daha taze, daha sağlam temellere oturtmalıyız. Bakın özellikle Türkiye’de her sorun yeni ve sağlam bir çözüm önerisiyle pozitif gelişim sağlıyor. Kendisini tekrarlayan çıkışları vücut otomatikman kusuyor.
Ayrıca kendisini “Ermeni kökenli Türk” sıfatlayandan sıkıntı duymayı kitapla özdeşleştirerek AO oyuna baştan yanlış başlıyor. BB İstanbul’u vatanı sayıyor, takıntısı arayışı yok, ifadesi de oldukça net (bkz. önsöz) Yanlış tanımlanan “tavır” kitabı edinmemeyi düşündürmüş ama AO edinme nedenini belirtmemiş. Oysa bu eksik önemli bir ipucu teşkil edebilirdi. Bu belirsizlik AO’nun eleştirisinde de zaaflar olduğu kanaatimizi pekiştiriyor.
Dostlar, gerçekten “Ermeni cemaati içinde `Kendi haklarımızı elde edebilmek için Türkiye`nin demokratikleşme ve AB`ye uyum sürecini desteklemeliyiz` fikri yaygınlaştı, bu fikirle beraber Ermeniler yaratılan `öteki` olmaktan sıyrılıp ülkenin asli unsuru `vatandaşlar` gibi mücadele vermeye başladılar” mı? Yaygın mıydı mücadele, yoksa 1996’da yayın hayatına atılan AGOS’un ve önderi Hrant Dink’in başını çektiği, gönüllü bir azınlığın idaresinde miydi ve mi? Azınlığın çoğunluğuna yayıldı mı gerçekten?

Eleştiri yazısının burasında yer alan yanlış bilgilerden sadece biri: Maça giden Başbakan değil Cumhurbaşkanıydı.

“Bercuhi Berberyan`ın anılarını anlattığı kitap tam bu `kendini sınama` ile başlıyor. Berberyan`ın kitabın sayısız yerinde vurguladığı, `Hiç yurtdışına çıkmamışken, bu kadar para verdikten sonra pekâlâ Avrupa`ya da gidebilirim, neden Ermenistan`ı seçtim ki…` kuşkusu, `Ermenistan onun için özel bir yer değil, yazar oraya bir gönül bağıyla bağlı değil` ana fikrini kafamıza çakıyor. Berberyan, Ermenistan`ın kahvesinden zeytinine kadar hiçbir şeyi beğenmiyor ve sıkça ekliyor `Nerede benim İstanbul`umun şusu busu…` Konuşulan Doğu Ermenice’sinin (Batı Ermenicesiyle bir hayli farklıdır) kaba, hatta yanlış olduğunu iddia edip, aklınıza gelebilecek her şeyi Türkiye`deki örneğiyle karşılaştırıp Ermenistan`dakinin yanlış, zevksiz ve kaba olduğu kaanatine varıp İstanbul`a dönmek için gün sayıyor. Aslında bu tarzı okura ne kadar `doğru` bir Türk vatandaşı fikri uyandırması beklenirken bende kendini kanıtlamaya çalışan, üstüne basa basa ben Türkiyeliyim, Ermenistan`la hiçbir bağım olmaz-olamaz feryadı bende daha ziyade acıma duygusu uyandırıyor.”
Bu paragraf baştan aşağıya bir yanlı(ş) okumanın ifadesi. Sözü edilen vurgu “sayısız yerde” yok, hata ben ikincisini dahi bulamadım? AO “ama Ermenistan’ın özel bir yeri olmalıydı” demeye getirmekle de hata ediyor. “Hiçbir şeyi beğenmiyor” ise çok iddialı ve gerçekleri yansıtmıyor. Yazara acıma duygusu besleyerek de doğrusu ayıp ediyor. Yazmak ciddiyet gerektirir mi tartışılır, ama eleştirmek gerçekten ciddiyet istiyor. Şükür ki kitabı okuduktan sonra Ermenistan’a gitmek isteyenlerin olduğunu, kimsenin de “bak demedim mi al sana Ermenistan” demediğini duyuyoruz. Bizim açımızdan önemlidir.

Cemaatte çocuğunu okullarımıza göndermeyen aile sayısı sanılanın aksine diğerinden fazla değil. Genelleme yapmazsak Ermenice’nin de popülaritesinin çok yavaş da olsa arttığından söz edilebilir. Bazı gençler arasında Ermenice’den para kazanılabileceği de konuşuluyor. Bu düşüncemizi destekleyen donelerimiz mevcuttur.

Sayın Ozinian, gerçekten “Ermeni cemaatinin Diaspora ile de arası oldukça gergin.” mi? Yoksa belirli siyasi gerginliklerin, gelişmelerin yaşandığı dönemlerde medyaya düşen, pek çoğu abartı ve manipülasyon kurbanı demeçler mi bizlerden önce büyüklerimizi bu düşünceye sevk ediyor. İstanbul ve Los Armenios sokaklarındaki Ermenilerin gerçekten aralarında bir sıkıntı var mı, yoksa bu yorum da bir genelleme ürünü mü?

Ennihayetinde AO’nun kitap eleştirmeni olmadığını biliyoruz. Ama el insaf,“Berberyan`ın yakalandığı çarpıtılmış ve temelsiz `elitizim` ve `tek tipçilik` kendisinin tek ve doğru `Ermeni` modeli olduğu fikrini pekiştiriyor. Farklı Ermeni `Ermenistanlı` kimliğine katlanamıyor, dillerinin, ananelerinin `bozulmuş` olduğundan şikâyetçi ve tüm bu gözlemlerini bize kendi sübjektif bakış açısının ürünü olarak değil, mutlak gerçeklik olarak bize sunuyor.” da denir mi? Son iki paragrafındaki fiiller ve sıfatlar da (elitist, tek tipçi, katlanamıyor, şikayetçi, herkesin birbirine benzemesi fikrine sahip) insaflı, izanlı, doğru değil. Kitabın okuyucusu olarak kendime de saygısızlık addediyorum.

AO’nun çalıştaya katılan panelistlerin tebliğlerine konuşmalarına değinmemiş olması da ayrıca düşündürücü değil mi? Sizler de hak vereceksiniz ki başka yerde hakkında sınırlı haber ve yorum yayınlanan çalıştayla ilgili detaylı bir haber yazısı, zaaflar içeren eleştiri yazısından çok daha değerli ve dahi prestijli olurdu. Ayrıca, iki ülke arasında ticari faaliyetleri desteklemek, arttırmak niyetiyle yola çıkmış TABDC basın sözcüsünün bu “yegane” kitabı eleştirmesi, komitenin işadamı ve yöneticilerinin gözlükleriyle okuduğumuzda taktiksel-stratejik olarak sorunludur. Bu eleştiriyi okuyan biri de çıkıp, “Demek TABDC Ermenistan’a toz kondurmuyormuş” diyebilir düpedüz. Oysa ticaretin raconu başkadır.

Ozinyan açıkça görülüyor ki Rober Koptaş’ın AGOS Kirk’te yayınlanan kitap eleştirisinden güç ve ilham alarak oturmuş klavyenin başına. Eleştirmek bence yazmaktan daha ciddi, daha önemli bir işlev. “Ermenistan’da bir Türkiyeli” detaylı eleştirilmeyi hak edecek bir edebi eser, bir sosyolojik değerlendirme, bir uzmanlık-ustalık ürünü değil. Doğrusu azınlık içinde bir çoğunluğun psikolojisini anlamaya yönelik veriler içeriyor derseniz de sizinle tartışırım. Kitabın boyunu aşan bir popülaritesi de yok. Berberyan’ı eleştirenler en iyi niyetimizle işi abartmışlar.

Kalın sağlıcakla,

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: