İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Fantastik Kilikia

Fantastik Kilikia
Bu yazacağım satırlar geçenlerde tanıştığım Avustralyalı bir gezginin ziyaret fotolarından
yola çıkmaktadır. İlgilenen varsa vatandaşın çektiği fotoları izleyebilirler.
(http://picasaweb.google.com/StephenWyles) 

Fantezi Musadağ’dan öte yani asıl Kilikya’dan sonra başlıyor. Pek sıralı olmasa da size ilk önce Ancar’dan bahsedeyim. Beyrut’dan çıkıp Bekaa vadisine indiğimizde esasında Baalbek harabelerini gezmeye gidiyorduk. Ancak benim aklım fikrim Ancar köyüne takılmıştı. Burası bizim Musadağ’dan gidenlerin kurduğu bir köydü. Neyse ki tur operatörünü ikna etmiştim, geziye katılan akrabalarım da sağ olsunlar aynen kabul ettiler. Öğle yemeğini uzun zaman aç kalmak pahasına da olsa Anjar’da yiyecektik. Köye girişimizde heyecanımı hisseden operatörün gözlerinin yaşardığını bana sonradan söylediler. 

Lübnanlıların vatan sevgisi konusundaki duyarlıklarına şapka çıkartıyorum. 

İşte Anjar’ın uzun bir “alleden” sonra ulaşılan kilisesi. Buraya köyün gençleri ile büyük bir şevkle gittiğimizi hatırlıyorum. E… Nede olsa yeğenleriydim, taman (1).
– Hrame Levon ahparik. Önüme muhammara (2) koyuyorlar.
– Amot gıllagor müysnerun çiga mi? (Allah be! İstanbulluluğumu konuşturuyorum)
– Tun ger. (Amerika dönüşü uçakta yanıma düşen Hayastan’lı Gerel, to feed; Udel
başka diyor.)
– Voç çıllar, anor dur. Sanırım başka kalmamış, zaten biz geldiğimizde saat üçü
bulmuştu. Normal.
Lokantalarıyla meşhur Anjar’da, keyif keka. Alabalık ve Zahle rakısı. Nefis u nafiz(3). Unutmadan söyliyeyim, bu bereketli ovanın kuzeyinde bir zamanlar Papalığın olan Ksara bölgesinin çok meşhur şarap bağları var. Bir de Güneyde Kfraya bölgesi o da öbüründen geri kalmaz. Papalık bakmış ki iş ticarete dökülüyor, satmışlar.(4)
Bizim Ancarlı yeridasart’larla Kiliseye yöneliyoruz. O zaman şimdiki gibi beyaz bir gelin gibi olmayıp boyaya ihtiyacı vardı.
– Neden boyamıyorsunuz? Dedim.
– Böyle daha eski duruyor, daha güzel. Dediler. Musadağlı kurnazlığı.
– Bizim Anadolu kiliseleri toprak kırmızısı olur o renge boyayın.
Bunu söylemekteki amacım Anadolu çağrışımı yapılsın istiyorum.
– …
Bahçeyi gezdik. Geniş bir alan ve özel tertibatı görünce:
– Burası ne? Diye sordum.
– Burada Bayramlarda Harisa pişiririz. Dediler.
Musadağlılar’a yakışır. Çok güzel.
– Burası ne?
Su deposuna benzer bir yapı, heykel de diyebilirsiniz.
– Burada voskorlar bulunuyor.
– Hımm.
Bu voskor hikayesi Ağap (5) illerinde sürer gider. Beyrut Antilyas Katoğigosaran’ın bahçesinde de aynı manzara. Hatta biraz daha ekspoze. Hem de Kilikia Madur’u içinde. Kilikia Madur’unu (Nahadagats Hushartsan (6) ) görüyorsunuz. 

Solunda muazzam Kilikia Müzesi ve Katoğigosaran Kütüphanesi. Öyle lafta değil. Alişan dedin mi en aşağı on kitap çıkartıyor bilgisayarı. Benim orada bulunduğumda sorumlusu Antepli Hankustiyal Vartan Demirciyan Sırpazandı. Tatlı ve yardımsever bir zattı. Sonradan
İskenderun Karasun Manuk Kilisesinin odzum törenini yönetmeye geldiğinde hasret giderdik.
AHL.
Son foto, Katoğigosaran Mayr Yegeğetsi. 

Güzel bir yapı. Hankustiyal son Vehapar için yapılan Hokehankist’de ordaydım. Koro iyiydi,
ama bizimkiler kadar değil.
Antilyas’da bulunduğum süre zarfında Srpazan’dan çok yakın ilgi gördüm. Patrik
Hazretlerine Başsağlığı diledim. Dilimin döndüğü kadar, ilginç olmak için:
– Kilikiayen yegadzem, filan gibi bir şeyler dedim. Dikkatini çekemedim. Arkamdan:
– Ov e as, Hay e? Diye sormuş.
Ben görevimi yaptım ya, sen ona bak. Emel bahçede beni bekliyordu, onun yanına döndüm.
Eşimin ayakları hep yerdedir.
Fantasia burada bitiyor.
Şnorhagalutyun tser uşatrutyan hamar.
Sirov leon 

Not:
Çok laf yanlışsız olmuyor.
Unuttuğum pek önemli bir konu, Baalbek harabeleri. Taş yapı sevenler için bir “master piece” Dinsel yapıların mimarisine ilgi duyanlar için ise bir baş yapıt. Mimarisine mi hayran olayım, stabilitesine mi? Apışıp kaldım. Jüpiter adına yapılmış. 

Yakınlardaki taş ocağında, inşaata konmak üzere şekil verilmiş ancak yerinde kalmış yek pare bir taş gördüm, hilafsız ebatları üçe üç on küsur metre. Ağılığı iki yüz ton gelir. Taşın binadaki yeri boş duruyor. Bitişiğindeki Baküs adına yapılmış tapınak daha küçük ancak bezemeleri akıllara durgunluk verecek güzellikte. Bizim haçkarlara benzer. Dantel gibi işlenmiş. Jüpiter adına yapılmış tapınağın fotosu. 

Seneler sonra Paris’de Madlen Kilisesini görünce aralarındaki benzerlik bana çok çarpıcı geldi. Şimdilerde zor ayakta durmakta olan Şar’daki (Mağara-Kayseri arasındaki yerleşke) Kırık Kilise! de öyle. Bak aşağıdaki foto. 

Garni’yi unnutuğumu sanmayın. Ancak yazıyı başladığı yerede Kilikia’da bitirmek istemiştim.
(1) Taman: Adana Arap Alevilerinden ve bizim Vakıflı köylülerinden duyduğum bir kelime, hani, anlamına geliyor
(2) Muhammara: Kırmızı acı biber, ceviz içi, galeta unu, limon ve zetinyağı ile yapılı bir tür sos. Ekmek yada
kibbilerle (bulgurla hazırlanmış dövülmüş etler) yenir. 
(3) Nefis u nafiz: Bu deyişin doğruluğundan emin değilim. Bir ses uyumlaması gibi geliyor. Kullanıldığını duydum.
Yazılışını okumadım. Bilen varsa beri gelsin. Bildiğim kadarı ile anlamı, lezizliği vurgulamada kullanılan
tekerleme.
(4) Yazının Lübnan ayağını denetleyen Jraissaty ailesine teşekkürler. 
(5) Engin Arap kültürünü küçümser yönde Fransız yaklaşımını yermek için verilen örnek, İlber Ortaylı’dan.
(6) Bu yazının Ermeni kültürü ile ilgili konuların denetimini yapan, Hayr Tatul’a teşekkürler. 

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: