İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkiye`de laiklik katı özgürlük zayıf

Türkiye`de laiklik katı özgürlük zayıf 

USCIRF, 2009 raporunda katı laiklik anlayışını sürdürdüğü için Türkiye`yi ilk kez izleme listesine aldı. Anlaşılan dini özgürlükleri dışlayan Türk tipi laiklik yüzünden daha çok izleneceğiz!

USCIRF, 2009 raporunda katı laiklik anlayışını sürdürdüğü için Türkiye`yi ilk kez izleme listesine aldı. Anlaşılan dini özgürlükleri dışlayan Türk tipi laiklik yüzünden daha çok izleneceğiz!

NİYAZİ ÖKTEM/ Prof. Dr. Bilgi Üniv. Öğr. Üyesi

ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu(USCIRF), 2009 Yılı Dünya Din Özgürlüğü raporunu yayınladı ve katı laiklik anlayışı nedeniyle `Türkiye`yi ilk kez İzleme Listesi`ne aldı. Bu listede Çin, Eritre, Kuzey Kore vs gibi otoriter ve totaliter siyasal yapıya sahip 25-30 ülke vardır. Onlarla aynı konumda bulunmak demokrasiye soyunan bir ülke için utanç kaynağıdır. Denilebilir ki `efendim ABD emperyalistlerinin listesi ne yazarsa yazsın, biz çağdaş laikliği benimsedik. Beğenen beğenir, beğenmeyen beğenmez! Temel hak ve özgürlükler bağlamında evrensel ölçütler (kıstaslar) vardır. İnanç-din özgürlüğü açısından da evrensel düzenlemeler mevcuttur. USCIRF de bu ilkelere bağlı olarak listesini yapmaktadır.

Bizim `çağdaş laiklik` anlayışımız tüm bu düzenlemelerin dışında kalmaktadır. Ya Anglo-sakson sekülarizmini benimsersiniz, devlet din alanına girmez ya da Fransız laikliğini yeğlersiniz, belli konularda sınırlı devlet müdahalesiyle karşı karşıya kalırsınız. Kuşku yok bir üçüncü yol da var ki Sovyet laikliği; dine baskı uygularsınız, icabında politik amaçlarınız için kullanırsınız.

Fransız laikliğine de `Fransızız`

Bizimkiler der ki `biz Fransız laikliği çizgisindeyiz`. Doğru söylemezler, oradaki düzenlemeleri bilmezler ya da tahrif ederek derin devletin ateşini fitillerler. Fransa`da okullarda öğrencilerin dinsel simge takması yasaktır, desenformasyonunu yayarlar. Fransa`da okul denildiğinde ilkokul ve lise anlaşılır. Üniversite bu kavramın dışında kalır. Fransız üniversitelerinde, kamu hizmeti alan açısından hiç bir sınırlama yoktur. Başörtüsü örten Müslüman kadın, kipalı Yahudi, haçlı Hıristiyan serbestçe üniversiteye girer. Sınırlama kamu hizmeti veren açısından söz konusudur. Çünkü onlar laik devletin memurlarıdır, bir anlamda laik devleti temsil ederler.

Hizmet verirken, taraf görünümü vermeleri hukuk devleti açısından tereddütler doğurabilir. Madem biz laiklikte `Fransız`ız, oradaki uygulamayı aynen getirelim. Siyasal iktidar ve MHP, böyle bir girişimde bulundu. Çok tartışmalı bir kararla Anayasa Mahkemesi, değiştirilen Anayasa maddelerini iptal etti. USCIRF de bunu vurgulayarak inanç özgürlüğü açısından tereddütlerini ortaya koyuyor.

USCIRF, Müslüman olmayan Türk vatandaşlarının din özgürlüğünü tam olarak yaşayamadıklarını belirtiyor. Haksız mı? Süryaniler bir kaç yıl öncesine kadar kendi dillerini ve din anlayışlarını anlatan kurslar açamıyordu. Gayrimüslim vakıflarının mallarına el konmuştu. Haklarını kazanmaları bağlamında gerçekleştirilen yasa geçen yıllarda yürürlüğe girdi. Tam tatmin edici olmamasına rağmen, CHP yeni düzenlemeye karşı çıkarak AYM`ye dava açtı. Daha önce de siyasal iktidar, iyileştirici bir düzenleme yapmıştı, çok çağdaş eski Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet bey yasayı veto etmişti.

Heybeliada Ruhban Okulu hálá kapalı. Rum Ortodoks Kilisesinin ekümeniklik statüsünü devlet tanımıyor. Hıristiyanların kendi iç sorununu bizim devlet dert ediyor. Hangi din özgürlüğü? Okul sorunu sadece Rumlar için değil, Ermeniler, Süryaniler için de söz konusu. Düşünün ki bir din, bir mezhep din adamı yetiştiremiyor. Mensupları dinlerinin eğitimini alamıyorlar, kulaktan dolma bilgilerle yetiniyorlar. Yanlış bilgiler insanları dogmatiklik çukuruna düşebilirler ve onlar bize düşman kesilebilirler. Olacak şey değil.

Vergi veriyor, din hizmeti alamıyorlar

Ya Aleviler? Çok güçlü bir inanç grubu, önemli bir İslam yorumu, önemli bir inanç yolu. Din işlerini düzenleyen Diyanet İşleri Başkanlığında(DİB) yerleri yok. Devlete vergi ödüyor, din hizmeti alamıyorlar. Cem evlerinin hukuksal statüsü muğlak. USCIRF, Alevilerin sorunları üzerinde de duruyor. `Bizim laikliğimiz iyidir, işimize karışmasınlar` mantığı nedeniyledir ki, Türkiye`nin en önemli sorunlarının başında `inanç özgürlüğü` gelmektedir. Kargaşalar çıkmış, oteller yakılmış, başörtülü Cumhurbaşkanı eşi kaygısıyla e-muhtıralar verilmiştir. Kargaşadan, darbelerden, muhtıralardan uzaklaşmak, demokrasiyi yaşamak istiyorsak evrensel düzenlemeler yapalım, Batı`nın benimsediği laiklik anlayışından birini benimseyelim ve de ona uyalım.

Her şeyden önce DİB`nın yeniden yapılanması gerekir. Alevi`si, Sünni`si, Rum`u, Ermeni`si, Süryani`si, Yahudi`si, verdiği verginin karşılığını almalı, din hizmetlerinden yararlanmalıdır. Din eğitiminde özgür bir yapının oluşması gerekir. Sadece devlet üniversitelerinde değil, vakıf üniversitelerinde de tüm dinlere ilişkin ilahiyat bölüm veya fakülteleri kurulmalıdır. Din eğitimi özgürlüğü sağlam temellere oturtulduğu taktirde, Anayasanın gereği olan zorunlu din dersleri sorun olmaktan çıkar.

`De facto` öyledir, `de jure` değildir

Dinin doğasında, sosyal yapısında cemaatleşme vardır. Belli yorumlar etrafında bir araya gelen müminler mezhepleri, cemaatleri, tarikatları kurarlar. Tarikat yol demektir. Değişik yorumların Allah`a ulaşma yolunun adıdır. Hıristiyanlıkta Katolik cenahta Fransisken, Kapüsen, Dominiken, Cizvit vs., Protestan cenahta Church of Christ, Baptist, Methodist vs türünden tarikatler mevcuttur. Bunlar okullar, üniversiteler, hastaneler, imarethaneler kurarlar. Sosyal hayatın içindedirler. Bizde de de facto (fiilen) öyledir de, (de iure) hukuken tanınmazlar. Yasaktırlar ama cezalandırılmaları mümkün değildir. Cezalandırılamamaları, hukuk metodolojisi açısından düzenlemenin çağdışı kaldığının kanıtıdır.

Hukuk düzenleri sosyal verilere itibar etmek mecburiyetindedir. Aksi taktirde, Türkiye`deki gibi hülle yoluna gidilir ve de kargaşanın önüne geçilemez.

Özetle gerçek ve gerçekçi bir laiklik düzenlemesi hem sosyal bünyemizin hayrına, hem de çağdaşlaşmak demektir. Bu bağlamda bir an önce yeni Anayasal düzenlemeler cihetine gitmek gerekir. Yukarıda değindiğim hususların tamamı Anayasa değişikliğini gerektirmektedir. Çağdaş geçinenler muhalefet etmezse, yüksek yargı organları çağın laiklik yorumlarının bilincine ulaşsa, anayasa değişiklikleri kolayca yapılabilir. Başkalarının bizi kara listeye almasından önce kendimiz gerekeni yapmış olsaydık onurumuz da zedelenmiş olmazdı. Ama Tanzimat`tan bu yana, onlar devreye girmeden reform sürecine girmemiz hep sorun oluşturmuştur.

mnoktem@gmail.com

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: