İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Çaresizler ve acımasızlar İsmail Türüt

Çaresizler ve acımasızlar
İsmail Türüt’ün son hamlesini duymamış olabilirsiniz. Geçtiğimiz yıl, ‘Plan yapmayın plan’ diye hepimizi azarlamış, ‘Vatan satsa bir kişi, anında biter işi’ diye tehdit etmişti. Savcılığın soruşturma açtığını öğrendik ama bu soruşturmalar haber olduktan sonra arkası gelmez.
Bu kez Kaçkar TV’de bir programa katılıp, bu tehdidinin nakarat bölümünü değiştirmiş ve ‘Vatan satsa bir kişi, leşi serilir leşi’ diye sesler çıkartmış.
Programın devamında, kendi yazdığı, adına şiir dediği bir şeyler okumuş. ‘Sizin gibi aydının 7’den 70’ini’ nakaratıyla, Türk söz sanatlarının hiciv, yergi, küfür kıyamet geleneğini çok iyi özümsediğini anlıyoruz.
Bir meczupla mı karşı karşıyayız? Meczup’a haksızlık etmek istemem. Cazibe sözcüğüyle akraba olan meczup, esasen, Allah’ın cazibesine kapılarak aklını yitiren, kendinden geçen, anlamına gelir. Günlük dilde, ne dediği belli olmayan, ileri geri konuşup zırvalayan anlamında kullanıyoruz.
Hadi ben de böyle kullanmış olayım. Şimdi, sorumluluk düzeyi pek yüksek bu sanatçıyı TV’de izleyenler, konuşturup gülmediklerine, tam tersine avuçları patlayana kadar alkışladıklarına göre, en azından meczup yerine konmadığı besbelli. Sorumluluk düzeyi yüksek, dediysem, biraz eksik kaldı. Aynı zamanda hassasiyetinden sual olunmaz birinden söz ediyorum.
Hem sonra stüdyodaki izleyiciler kasıklarını tutarak gülseler, bu, onun meczup olduğunu mu gösterir?
Köyün kahvesinde, kaymakamlığın önünde, şehrin orta yerinde bir meczuba küfür ettirip gülmek, bizim folklorumuzdur. Ne yapsan aynısını taklit eden, bir şekilde takıntılı olduğu sözcükleri duyunca ana avrat sövenlere karşı, hemen gelişkin mizah duygumuz harekete geçer. Bazen bu ‘maskot’ları, mekâna yeni gelmiş misafirlere bir ikram gibi sunarız. “Erkan ağabeyin sana şeftali getirmiş” der biri, maskot da Erkan ağabeyinin yedi
kat sülalesinden büyük bir iştahla geçer. Hepimiz buna gözlerimiz yaşarana kadar güleriz. Bir ‘şeftali’ sözcüğü bile kendimizden geçmeye yeter. ‘Maskot’ neden bir şeftali yüzünden küfreder? Eğlenmeyi o kadar severiz ki, bunu umursamayacak kadar kendimizden geçeriz. Çaresizlikle acımasızlık herkesi ‘meczup’ yapmıştır. Kimse bunu fark etmez. Çünkü herkesin meczup olduğu yerde,
zaten kimse meczup değildir.
Şeftaliyi örnek olsun diye vermedim. Şeftalisavar da tanıdım, yılansavar da gördüm. Bir ‘yılan’ sözcüğüyle dünyası değişen çaresizle, etrafında kahkahalar atan acımasızları gördüm.
“‘Hepimiz Ermeniyiz’ diyenler kulak versin/Kıbleye karşı yaptı alayınız çişini/Sizin gibi aydının 7’den 70’ini” küfür ve hakaretini nereye koymalı?
‘Hepimiz Ermeniyiz’ lafını duyar duymaz yedi kat sülalemizi hatırlayan bir maskotun hezeyanı mı bu?
Biz, bu adam küfür etsin ve biz de gülelim diye mi ‘Hepimiz Ermeniyiz’ dedik? Bu kadar acımasız olamayız. Bu adam bu kadar çaresiz bile olsa, biz bu kadar acımaz olamayız.
O da, ‘Türküm ve Müslümanım’ demiş bir yerde. Her kapıyı bu lafla açacağını biliyor. Çaresiz değil, fazlasıyla şımarık!
‘Münevver’e hürmette kusur etmeyen Müslüman ahbaplarım var. Hiç akıllarına gelmiyor mu ‘aydın’ lafını duyunca şirazeden çıkan bu Müslüman’a iki çift laf etmek? Müslümanlığını ciddiye almıyorlar belki.
Bu kadar acımasız olmamalılar.
Benim gibi Türk olan ama Türklüğünü hayatının önemli bir yerine koyan arkadaşlarım var. Kendileri kadar Türk görmüyorlar beni. Konuşabiliyoruz ama. Sorum onlara. 

“Meşhur bir atasözüdür, domuz gönü post olmaz/Ermeni’den dost olur ama sizden dost olmaz/Bir ülkede ihanet bu kadar serbest olmaz/Ah dostum bulmak zor Türkiye’nin eşini” diye bir şarkı sözünü hangi posterin altına yazarsınız?
Siz de mi bu kadar çaresizsiniz? Yoksa acımasız? Hangi sevgi sizin aklınızı aldı da kendinizden geçtiniz?
Kimse bana Türklük ve Müslümanlık hassasiyeti had safhada biriyle karşı karşıya olduğumuzu söylemesin. Kesilip biçilerek bu topluma giydirilen şiddet elbisesinden arta kalan kumaş parçasından söz ediyorum.
Merak etmeyin! Parça olmayıp takım elbise olarak ‘sözde’ ve ‘satılmış’ aydınlara hakaret eden de var. Hem de bu gazetenin
bir başka sayfasında. Takım elbise de benim ona iltifatım olsun.
Merak etmeyin, bu ülke, bu ‘parça’nın Hrant’ın katil sanıklarını öven parçasını ‘düşünce özgürlüğü’ kapsamında gören hukukçular da görmüştü. ‘Özür diliyoruz’a dava açılsın diye yırtınan çok ‘ağır’ ceza reislerini de.
Şimdi kimse kalkıp da bana “Bir meczubu ciddiye alıp bir yazını ayırdın” demesin. Hepimiz aynı toplumun bir parçasıyız da, meczup deyip küçümsemek mi işimize geliyor? Mardin’in Bilge köyündeki bu ‘erkete’yi mi de görmediniz?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: