İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermeni general?

Ermeni general? 
Mehmet ALTAN mehmetaltan@stargazete.com

Osmanlı İmparatorluğu’nun hukuk sisteminde 1912 yılına kadar vakıflara yer yokmuş; vakıfların tüzel kişiliği bulunmuyormuş. 1912 yılında çıkarılan bir kanunla vakıflara tüzel kişilik verilmiş. Ve vakıfların gayrimenkul sahibi olabilmelerinin yolu açılmış.

Hıristiyan cemaatlerine ait vakıflara da o dönem Osmanlı Müessesatı Hayriyesi deniyormuş…

* * *

Cumhuriyet döneminde…

13 Haziran 1935 tarihinde vakıflarla ilgili 2762 sayılı kanun çıkarılmış…

Söz konusu kanun, medeni kanunun 4 Ekim 1926’da yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş vakıfların işleyişini düzenliyor ve kendilerine tüzel kişilik tanıyormuş.

Yasa vakıflara gayrimenkullerini tapuya kaydetme mecburiyeti getirmiş…

Ayrıca da bir beyanname ile beyanname tarihine kadar elde ettikleri gayrimenkulleri ve tüzüklerini belirtmelerini şart koşmuş.

* * *

Ne var ki, 1970’lere gelindiğinde, Türkiye’nin Varlık Vergisi döneminde de ortaya çıkan eskiden kalma ürkütücü yüzü yeniden hortlamış… Ve Yargıtay ulusal güvenliği gerekçe göstererek 8 Mayıs 1974 tarihinde aldığı bir kararla…

1936 yılına kadar yapılan beyanların vakıfların kuruluş belgeleri olarak kabullenilmesine ve söz konusu vakıfların beyannamelerinde belirtilenden başka gayrimenkul elde edemeyeceklerine hükmetmiş.

Kısacası kendi vatandaşlarına beşinci kol muamelesi yaparak mal varlıklarına el koymuş…

Durumun vahametini anlamak için kendinizi bu insanların yerine koyun… Bir sabah kalkıyorsunuz, bakıyorsunuz ki, malınıza mülkünüze, üstelik de ulusal güvenlik bahanesiyle vatandaşı olduğunuz devlet tarafından el konmuş…

Ne düşünürsünüz?

* * *

Avrupa Birliği sürecinde…

Yaşanan bu skandal bir ölçüde giderilmeye çalışıldı…

2002 yılında gerçekleştirilen yasal düzenleme ile cemaat vakıflarına tüzel kişilikleri olsun ya da olmasın, Bakanlar Kurulu izniyle gayrimenkul edinme hakkı tanındı.

2003 yılında da azınlık cemaatlerinin satın alma, miras, bağış ve herhangi diğer bir yolla gayrimenkul edinebilmeleri için Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün izninin yeterli olduğu hükmü konuldu. Bu süreçte…

Vakıflar, bağış yoluyla 1950’li ve 1960’lı yıllarda sahibi oldukları ve onlarca yıl yasal olarak kullandıkları gayrimenkullerine devlet tarafından el konulmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) aykırı olduğunu savunarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdular…

Gene davacılar, Vakıflar Yasası ve bu yasanın Türk mahkemeleri tarafından yorumunun da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu savunmaktaydılar.

Çünkü… Türk mahkemeleri Hazine’nin yaptığı başvuru üzerine, azınlık vakıflarının 1936 yılından sonra bağış yoluyla da olsa mülk edinemeyeceklerine hükmetmiş ve vakıfların elindeki tapuları geçersiz ilan etmişti.

* * *

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, iki azınlık vakfının Türkiye aleyhine açtığı davayı önceki gün karara bağladı.

Azınlık vakıfları Ankara’ya karşı AİHM’de açtıkları mülkiyet davasını kazandılar.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Samatya Surp Kevork Ermeni Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı Vakfı ile Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı’nın Ankara’ya karşı 2002 ve 2003 yıllarında açtıkları davalarda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin mülkiyet hakkıyla ilgili ek protokolünün 1’inci maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.

Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı Beyoğlu’ndaki bir arsa, Samatya Surp Kevork Ermeni Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı Vakfı ise Şişli’deki üç ev için dava açmışlardı.

Karar çerçevesinde, Ankara, üç ay içinde Samatya Vakfı’nın gayrımenkulünü ya iade edecek ya da kendisine 600 bin Euro tazminat ödeyecek. Ankara, diğer davacı Yedikule Vakfına ise 275 bin Euro tazminat ödemekle cezalandırıldı.

* * *

Konuyu yakından tanıyan AİHM, daha önce 9 Ocak 2007 tarihinde Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı’nın açtığı bir davada Ankara’nın aynı yolla davacının mülkiyet hakkını ihlal ettiğine hükmetmişti.

Mahkeme önceki gün açıkladığı kararını da 9 Ocak 2007 tarihli pilot kararı temelinde aldı ve yıllarca geçerli sayılan tapuların iptal edilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğuna hükmetti.

* * *

Güya Türkiye Cumhuriyeti modern bir hukuk devleti… Güya tüm vatandaşlarına eşit hukuksal bir mesafede… Bunun bir görüntü olduğunu hepimiz biliyoruz… Yoksa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Ermeni’yi general olarak, kaymakam olarak görmeyi hiç mi hiç yadırgamazdık… Ama yukarıda hikáye ettiğim gibi, bırakın generalliği, kaymakamlığı; mülkiyeti sende olan binaları bile Ermeni bir vatandaş olarak elinde tutamıyorsun…

Dünya yargısı da dehşetle müdahale diyor…

* * *

Ermeni konusu gene gündemde…

Bu güncel haberden yola çıkarak ben de ufak bir katkıda bulunmak istedim…

Belki neyi tartıştığımızı daha iyi görür ve anlarız diye…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: