İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Anneannesi, Babaannesi, Dedesi Ermeni Olanlar Geçmişle Yüzleşiyor Müslüman Ermeniler anlatıyor

Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun Alevi Kürtler’in Ermeni kökenli olduğuna ve elinde listeler bulunduğuna ilişkin açıklamaları büyük tepki gördü. Ermeni kökenli Müslümanlar ve soyağacında Ermenilik bulunan yurttaşlarımız ise bu yazıda kendi ağızlarından yaşadıklarını anlatıyor… Ancak günümüzde bu tartışma toplumun bir bölümü için endişe ve korku kaynağı. Öyle ki, Yeni Aktüel’e yaşadıklarını anlatanlara göre annelerinin Ermeni olduğunu inkâr edenler de var…

“Kimilerine göre Orta Asya’dan gelen Türk boylarından biriyiz, ama ben böyle olmadığını düşünüyorum. Bir kere ortada hiç kaybolmayan bir dil var ve Ermenilerle en somut bağ dil bağı. Dil ne komşuluk bağıyla devam eder, ne de onların köyünde yaşamakla Örneğin Hemşin kelimesinin kökeninin ‘yeni şenlik’ anlamına geldiği iddiaları uçuk ve zorlama. Hemşince’nin kaybolmasına, çocuklarımın Hemşince’yi bilmemesine çok üzülüyorum.”
Bu sözlerin sahibi, Ermeni kökenleri olduğunu ilk kez söyleyen, Aksaray’daki bürosunda 25 yıldır avukatlık yapan doğma büyüme Hemşinli Kamil Muti. Hemşinliler’in 90’lı yıllardan itibaren araştırmalara konu olan kökenleri konusunda tartışmalar var. İslam Ansiklopedisi’nde Hemşin, “Müslümanlaşmış Ermeniler’in oturduğu Kalopotamos ve Furtuna yüksek vadileri” olarak tarif edilmiş ve “Bugün Hemşinliler Müslüman’dır ve yalnız Hopalı olanlar Ermenice’yi unutmamışlardır” deniyor. Ancak günümüzde Hemşinliler’in hemen tamamı bu iddiaları reddediyor.
Çünkü maalesef Ermeni kökenli olmak Türkiye’de bir hakaret olarak algılanıyor. Halaçoğlu’nun “dönen” Ermenilere dair elinde liste bulunduğuna ilişkin açıklama da bu tavra tuz, biber ekti! Evet, konu Türkiye için bir tabu ve yüzleşmekten hep korkuluyor! “Şimdiye kadar hep başkaları bizim adımıza konuştu. İlk kez bir Hemşinli kendi adına konuşuyor” diyen Kamil Bey ise bu konuları amatör olarak araştırdığını, ancak akademik araştırmaları kabul etmek gerektiğini belirtiyor. “Biz Hemşinliler’in Ermeni kökenli olması, ötekileştirilmemiz anlamına gelmemeli. Halkımız ötekileşmekten korkuyor. Ermeni kökeni hakkında gerçekler ortaya serilmeli ve gerçeğe sahip çıkılmalı. Ama birilerinin bunu başkalaştırmak için kullanmasına izin vermemek lazım” diyen Muti, 500 sene önceki atalarının seçiminin iyi veya kötü olduğunu yargılama hakkı ve yetkisinin olmadığını söylüyor. Hemşinli avukat Kamil Muti’nin aile büyüklerinden yeni öğrendiği bir gerçek ise akademik olarak araştırılması gereken bir husus: “Dedelerim 1914–17 yılları arasında geçici olarak Hopa’dan Ordu’ya göç etmişler. Bu göç belki de Ermeni tehcirinden zarar görmemek için yapılmıştı.”

“Müslümanlaşma sürecinin başlangıcı daha eski”
İddialar çarpıcı, ancak belgeler Ermenilerin 1915’te o kadar şanslı olmadığını gösteriyor. Ermenilerin sosyal tarihini araştıran Toplumsal Tarih dergisinin eski editörü ve şimdi Bir zamanlar Yayıncılık’ın yayın yönetmeni olan Osman Köker, Ermenilerin Müslümanlığa geçmelerinin sadece 1915 tehciri sırasında yaşanmadığını, Türklerin Anadolu’ya girmelerinden itibaren buradaki yerli halkların Müslümanlaşma sürecinin başladığını belirtiyor. Köker, Yusuf Halaçoğlu’nun iddialarını da asılsız buluyor. “Bir köye Ermenileri sevk etmek üzere askerler geldiğinde Ermenilerin “Biz Alevi Kürdüz” diyerek kurtulması mümkün değil. Devletin hangi köyün Ermeni, hangisinin Kürt olduğunu bilmemesi düşünülemez bile. Sevk sırasında Ermenilerin kitlesel olarak Müslümanlığa geçerek kurtulmuş olması da mümkün değil. Kocaları ya da babaları öldüğü ya da önceden sevk edildiği için sahipsiz kalan kadın ve çocukların Müslümanlaştırılması da, bir istisna değil, o zamanki devlet politikası.” Bu konuda Osmanlı Arşivi’nde çok sayıda belge olduğunu ve bunların bir kısmının Arşiv’in yayınladığı kitaplarda basıldığını belirten Köker’in vurguladığı belgeleri günümüz Türkçesi’yle yandaki sütunlarda okuyabilirsiniz.
1915’teki tehcir sırasında Müslüman olan Ermeniler de ya bir süre sonra Hıristiyanlığa geri dönerek Ermeni kimliğine sahip çıkıyor ya da bu gerçeği hayat boyu adeta kendinden bile gizliyor. Yine de acı hatıralar yavaş yavaş gün ışığına çıkıyor. Örneğin İrfan Palalı’nın anneannesi Fatma’nın tehcir sırasında yaşadıklarını ve onun Ermeni olduğunu öğrendiğinde tepkisini anlattığı “Tehcir Çocukları”, Fethiye Çetin’in anneannesi Seher, yani Heranuş’a dair hatıraları ve akrabalarını anlattığı “Anneannem” kitabı, bu konuda öncü çalışmalardı. Kısa süre önce yayımlanan “Ermeni Kızı Ağçik” kitabında Yusuf Baği de anneannesinin yaşadıklarını cümlelere döküyor ve gizli Ermeniler’e ilişkin yeni iddiaları dile getiriyordu. Filiz Özdem ise “Korku Benim Sahibim” romanında Ermeni dedesi ve onun annesinin hayatını kendi deyimiyle roman kahramanı “Sude’ye ödünç” veriyordu.

“Bir Ermeni Aleviyim dese de, tehcirden kurtulamıyordu”
Anneannesinin Ermeni olduğunu belirten Peri Yayınları’nın sahibi Ahmet Önal da geleneklerinde aidiyet baba üzerinden kabul edildiği için “Kürdüm” diyor ve “Bana Ermeni deseler bunu hakaret kabul etmem. Hatta Ermeniler’i aşağıladıklarında zoruma gider. Ermeniler’in hedef gösterilmesine, korkutulmasına karşıyım” sözleriyle tepkisini dile getiriyor. 15 yıldır yayıncılık yapan Önal Bingöl’ün Kiğı İlçesi’nin bir Ermeni köyü olan Döşlüce (eski adı Sığank) Köyü’nde doğmuş. Anneannesinin kitap sevgisini yandaki sütunlarda tüyler ürperten ayrıntılarla anlatan ve anneannesinin kitap sevgisi sayesinde kitaba yönelen Önal önce iyi bir okur olmuş, sonra da düzeltmen! Alevi Kürt Şaddi Aşireti’nden olan Önal, Halacoğlu’nun Ermeniler’in “Kürt Aleviyim” diyerek kurtuldukları iddialarına ise şöyle cevap veriyor: “Kürt Aleviyim diyerek tabii ki kurtulanlar olmuştur. Örneğin Dersim’in Malazgirt İlçesi’nin Ghıran mıntıkasındaki Garsanlar aşiretinde sağ kalanlar “biz Kürt Aleviyiz” diyerek kurtulmuşlar. Ancak böyle bir genelleme yapılamaz!”
Bu konuda hayli farklı bilgi ve iddia var. Örneğin “Türkiye Nüfus Sayımlarında Azınlıklar” adlı bir çalışması bulunan ve halen “İttihat ve Terakki’nin Etnisite Mühendisliği ve Anadolu’nun Türkleştirilmesi” adlı bir kitap hazırlayan araştırmacı yazar Fuat Dündar, Radikal Gazetesi’nde 7 Eylül’de yayınlanan makalesinde bir Ermeni köyünün ‘Aleviyim’ diyerek tehcirden kurtulmasının mümkün olmadığını dile getirmişti.
“Çok sayıda insan Müslüman olunca, karar iptal edildi!”
Katledilen Hrant Dink’in gelen yayın yönetmeni olduğu Agos gazetesinin yazarlarından, Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Yervant Özuzun ise Müslüman olup tehcirden kurtulma sürecinin çok kısa sürdüğünü, çünkü çok sayıda Ermeni İslamiyet’i kabul etmeye başlayınca kararın iptal edildiğini belirtiyor ve ekliyor: “O nedenle şu anda Türkiye’deki Ermeniler, sürgün kararının ilk uygulamasında dönmelerin kabul edildiği bölgelerin Ermenileridir. Kayseri, Amasya, Sivas, Tokat, Bitlis, Muş, Elazığ, özellikle de Alevi bölgelerinde. Dönerek kalanların yanında, korunarak kalanlar da olmuştur. Koruyanlar ise daha sonra vatan haini ilan edilmiştir”
1915 tehcirinden kurtulmanın tek yolunun, başlangıçta İslamiyet’i kabul etmekten geçtiğini söyleyen Özuzun, bunun istisnasının çok az olduğuna dikkat çekiyor; iyi bir komşunun o kişiyi veya aileyi koruması, yaşadığı şehirde vazgeçilmez bir usta olması gibi… “Onun dışında 1915’te Anadolu’da İslamiyet’i kabul etmeyen hiçbir Ermeni kalmadı. Sonrasında büyük bir bölümü İslamiyet’i muhafaza etmiş. En azından dışa karşı. İçlerinde kendi geleneklerini sürdürmüşler. Annem de sadece kağıt üzerinde Müslüman olmuş. İnsanların yaşamla ölüm arasında seçim yapmak zorunda kaldığı bir ortamda Müslüman olmaları çok normal.”

Gerçek rakam ne?
Ermeniler’in Müslümanlaştırılma süreciyle ilgili en karanlık noktalardan biriyse kaç kişi oldukları! Nitekim Özuzun da Müslüman Ermeniler’in sayısı hakkında verilen rakamlardaki farklılığa işaret ediyor: “Hangi kuşakta saymayı bırakacağız? 1915’ten geriye, Yeniçeriliğe, daha da öncesine kadar gidilebilir.” II. Mesrob ise “der Spiegel” dergisine verdiği röportajda Türkiye’de 80 bin Hıristiyan, 100 bin de sonradan Müslüman olan Ermeni bulunduğunu savunmuştu. Aslında Hrant Dink’in Radikal gazetesinde yayımlanan Ermeni Sorunu başlıklı yazı dizisindeki şu sözler, aynı topraklarda yaşadığımız insanların acılarını anlamak açısından rakamlardan çok daha anlamlı: “Ölenlerin üzerinden konuşmak bizi doğru dürüst bir çözüme de götürmüyor. Biraz da kalanlar üzerinden konuşalım. Belki de akraba çıkacağız. Kalanların kimler olduğu açığa çıktıkça, eminim o zaman insanlar birbirlerini kolay kolay “Ermeni piçi” ya da “Ermeni dölü” diye aşağılayamayacaklar. Belki herkese bir Ermeni akraba bulamayacağız ama insani öyküler bizi birbirimize daha yakınlaştıracak.”
Ermeni Kökenli Müslüman Olan Veya Hıristiyan Kalanlar Bir arada Yaşıyor Ve Aynı Şeyi Söylüyor

“Benim vatanım Türkiye”

GÖKÇEN BEYİNLİ DİNÇ

Birçok Ermeni kökenli vatandaşımız 1915’te yaşanan acı olaylar sırasında ya canını kurtarmak için Müslüman oldu, ya da çocuklarını Müslüman komşularına teslim etti. Bu iddialara geride kalan birçok Ermeni kadının Müslümanlarla evlendirilmesi de eklenince Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun dile getirerek tepki topladığı “gizli Ermeniler” listeleri bile gündeme geldi. Yeni Aktüel, kentlerden köylere Türkiye’nin dört bir yanından Ermeni kökenli Müslümanların kendi ağızlarından öyküleriyle Türk toplumunu yüzleştirmeye devam ediyor.

“Arkadaşlar kimsiniz, ne araştırıyorsunuz? Bu nedir ya! Her gelen araştırıyor. Asıl dinlerine geri dönüyorlar diyerek kütüklerimizi açıklayan, hepimizi fişleyen, hedef gösteren o dergiden mi geliyorsunuz? İsim veriyorsunuz, nedir bu? Resmi bir araştırma mı bu? Ne taraftan geldiniz buraya? Kim gönderdi sizi?!”
Bu sözleri, Ermeni kökenli vatandaşlarımızın yoğun olduğunun söylendiği Kâhta’da, konuğu olduğumuz ev sahibinin yakın akrabası birinden işittik. Bir kez daha şüpheye yer vermeyecek şekilde anlaşılmıştı çok hassas bir konuda haber yaptığımız gerçeği “Ermeni” kelimesi tehlikeliydi, önüne “Müslüman” kelimesini getirince durum daha da çetrefil oluyordu. Ancak okuyan anlamıştır ki, bu yazının amacı onların kim olduğuna, listelere, sayısına dair iddialara yer vermek değil Bu yazıda insan hikâyeleri anlatılıyor, çarpıcı ve unutulmaz hikâyeler Bir arada yaşıyorsak geçmişimizle yüzleşmeliyiz, diyerek yola çıkılıyor “Kalanlarla konuşarak” ön yargıları bertaraf etmek, olumsuz duyguları aşındırmak umuduyla Öyleyse etkileyici bir hikâye ile başlayalım

Yörenin Paris’i Acar Köyü
27 Ağustos 2007’de yerel bir gazetede “Son nefesinde Müslüman oldu” başlıklı bir haber yayımlandı. Haberin ayrıntısında, Batman’ın son Ermeni’si, Sason İlçe’sinin Acar Köyü’nden 101 yaşındaki İsa Demirci’nin ölmeden önce köy imamını yanına çağırdığı ve Müslüman olduğu iddiaları yer alıyordu. Geçmişte Güneş Gazetesi’nde Acar Köyü’ne ait ilginç iki haber daha çıkmıştı: İlki 25 Temmuz 1983’te Acar Köyü’nün topluca Müslüman olduğuna dairdi, ikincisi ise 25 Ocak 1984’te köydeki kilisenin camiye çevrildiğine dair Peki bu haberler ne kadar gerçeği yansıtıyordu? İsa Dayı’nın yeğeni Nevzat Demirci ile gittiğimiz Acar Köyü, 30 yıl önce yörenin Paris’i olarak anılırmış. Sokaklar temiz, evler düzenliymiş; hamamı, havuzlu kameriyesi, PTT binası bile varmış. Bölgeye gelen devlet yöneticileri, vali, komutan, belediye başkanları İsa dayının köyüne uğrar, sohbet eder, ağırlanırmış. İsa Dayı ve akrabalarının köyü satmasından sonra muhtar olan Cemil Çelikbilek, “Eskiden buraya geldiğimizde sanki şimdiki İstanbul’a gelmiş gibi oluyorduk” diyor. Şimdi ise kendi de şikayet ediyor.
Bölgede herkes köyün eski sahibi İsa Dayı’larından sevgiyle söz ediyor, hem de onun Ermeni olmasından en ufak bir rahatsızlık duymadan Peki bunun sırrı ne?
İstanbul’da kürk ticareti ve müteahhitlik yapan yeğeni Nevzat Demirci, sırrın hoşgörü olduğunu söylüyor. Örneğin köydeki, şimdi ancak kalıntıları görülen kiliseyi camiye çevirmeyen, ancak Müslümanlarla dostluğu pekiştirmek adına kilisenin tam yanına cami yaptıran İsa Dayı bununla yetinmemiş. Bakmış camiye kimse gitmiyor, Cuma namazına gitmeyen Müslümanlara para cezası uygulamaya başlamış ibadete teşvik etmek için. Kendisinin Müslüman olduğu da yanlış bilgi Zira Nevzat Bey kesin ve net “Hayır” diyor. Çünkü son nefesinde yanında, Müslüman eşi Zöhre Hanım varmış ve onun anlattıklarına göre İsa Dayı böyle bir istekte bulunmamış. “Birbirimiz için ölürdük” diyen 50 yıllık arkadaşı, manevi kardeşi Abdu Dayı da “Ben İsa’yı Müslüman biliyordum. Belki de baskıdan ve korkudan Müslüman oldu” diyor. Aslında çok da önemi yok. Önemli olan İsa Dayı’nın, 1965’e kadar çevre köy ve aşiretlerden gelen baskılar sırasında ona destek olan, “Sırtımızda silahlarla onları koruduk” diyen Abdu Dayı ve ailesini, yani bir Müslüman aileyi sadece Demirci ailesinin yaşadığı bu Ermeni köyüne yerleşmeye ikna etmesi. O günden bugüne her iki aile üyelerinin de kardeş gibi yaşaması. Şimdi konuşmak istemedikleri tatsız olaylar sırasında her iki aileden de gençlerin öldürülmesi Neyse ki, olaylar 1965’ten sonra İsa Dayı’nın girişimleri sonucu jandarma karakolu yapılması sonrası yatışmış. Bugün de köye karakolun içinden geçerek gidebiliyorsunuz.

Kızlarını, onları koruyan Bekiran aşiretine verdi
1980’li yıllara gelindiğinde terör olayları başlamış ve İsa Dayı o yıllara kadar dirense de durumun vahametini öngörerek ailesini toplamış ve göç kararı vermişler. Muhtar Cemil Bey, köye 30 hane olarak 1986’da geldiklerini söylüyor. Nevzat Bey ise köy satıldığı halde paraların tam ödenmediğini, bu yüzden tapuların bir kısmını vermediklerini, şimdi dönmek istediklerini belirtiyor. “Çünkü burası, tehcir sırasında atalarımın çok iyi demir ustaları olması sebebiyle Bekiran aşireti tarafından korundukları topraklar” diyor İsa Dayı babasını Ermeni tehciri sırasında koruyan Bekiran aşiretine vefa borcunu, iki kızını o aşiretin üyeleriyle evlendirerek ödemiş ve kızları Müslüman olmuş. Zeynep Yılmaz bugün eşinden bile daha dindar! Kızı onun için “24 saat namaz kılıyor” diyor. Ancak Zeynep Hanım’ın 85 yaşında ettiği şu sözler, içindekileri anlatıyor: “Biz Ermeni’ydik, Müslüman olduk ama Müslümanlar yeri gelince bize hep ‘Siz Ermeni’siniz’ der. Bundan kurtulamadık.”
Nevzat Bey, Ermeni kökenini inkâr etmenin Ermenilerin kendilerine ettikleri bir hakaret olduğunu düşünüyor. Ancak “Benim vatanım Türkiye” diyor, “Ermeni olabilirim ama vatanım Ermenistan değil ki. Atalarım 200 yıldır Sason’da, ondan önce de Muş’ta yaşıyorlarmış.”
Kâhta’da yaşayan, herkes tarafından ağabeyinin ona taktığı “Rıfat” ismiyle tanınan, malulen emekli Bekir Cantekin de, kökenini açıkça ifade edenlerden. Çocukları bu yaz Kınalıada’da vaftiz olduklarında bir gazetecinin “Ne zamandır kendinizi Ermeni hissediyorsunuz” diye sormasına şaşırmış. “Bunu bilmesek de bize zorla öğrettiler. Zaten arkamdan herkes Ermeni diyorsa, neden Hıristiyan olmayayım? Ben neysem oyum. Ben bu ülkede askerlik yapıyorsam, bu ülkede yaşıyor, çalışıyor, vergi veriyorsam sorun ne” diyerek tepki gösteriyor. Annesi Müslüman olan Rıfat Bey’in babası tehcir sırasında 5 yaşındaymış ve Çobanlı Köyü’nde bir hocanın eline verilmiş. Bir süre sonra oradan kaçmış ve annesinin aslen Süryani olan akrabalarına sığınmış. “Babamın dayılarında da Müslümanlığı kabul edenler var. Tehcirde yaşadıklarını dayım ölmeden önce oğluna anlatmış, bilelim diye. O zamana kadar da bir şey söylememiş. Genelde susmuşlar zaten. Çocuklarının intikam almasından korkmuşlar. Bazı gerçekleri kendileriyle beraber ölüme götürdüler.” Rıfat Bey’in babası Mustafa Bey ise tam anlamıyla Müslüman olmuş, hatta Kâhta’da bir cami yaptırmış. Rıfat Bey’in kardeşleri Müslüman kalmayı seçmişler ve ona kırgın olduklarını saklamamışlar. Rıfat Bey, Kâhta koşullarında onlara hak verdiğini söylüyor!
“Bizim eve herkes kendisini okutmaya gelir”
Buradaki tutuculuktan şikâyetçi iki genç kızla tanışıyoruz. İlona ve Sevinç. İkisi de cesaretle konuşuyor. İlona, Müslüman bir gençle evlenip ayrılmış. Türkçe olan asıl adını değil vaftiz adını kullanıyor. Aslen Ermeni olan Sevinç de âşık olarak evlendiği Müslüman eşiyle anlaşamıyormuş: “Beni sevdiğini, Ermeni olmamın sorun olmayacağını söyledi. Ama sonradan bana baskı yapmaya çalıştı din konusunda” diyor. Müslümanların Hıristiyanlarla kardeşlik içerisinde yaşadıklarını düşünerek evlendiğini ancak sonradan öyle olmadığının farkına vardığını savunuyor; gözleri dolarak… Aynı mekânda bulunan bir başka Ermeni arkadaşı “Burada Hıristiyanlar genelde kendi aralarında kız alıp veriyorlar. Sonradan Müslüman olsalar bile. Çünkü Müslümanlara kız verdiğimizde sorun yaşıyoruz” diyerek katılıyor sohbete. Ama İlona derhal cevap veriyor: “Mesela ağabeyim evlendi, eşi Müslüman ama evlilikleri gayet güzel gidiyor.”
Sorunlar derin Tavırlar farklı Ancak gelecek korkusu ortak Kimisi asimile olmaktan, kimisi uyumsuzluktan, kimisi çevre baskısından korkuyor. Çevre ve aile baskısı önce hikâyesini ismiyle, görüntüsüyle anlatmayı kabul eden bir erkeği daha isimsizleştiriyor. Sonradan Hıristiyan olmuş. Rahmetli babası beş vakit namaz kılarmış, annesi hâlâ öyle. “Bizim eve herkes kendisini okutmaya gelir, nazara, hastalıklara karşı. Herkes onu çok sever” sözleriyle anlattığı annesiyle övünüyor. Ablası ise evlendikten sonra Müslüman olmuş.
Aynı şehirde yaşayan, çiftçilik yapan ve okula öğrenci taşıyan Yüksel Erdem ise onun gibi sessiz değil. “Babaannem Ermeni, babam da Ermeni kökenli. Ama biz Müslüman’ız. Ermeni akrabalarımızla ilişkilerimiz üst düzeyde. Biz onları yargılamıyoruz, saygı duyuyoruz. Ermeni kökenli olabiliriz, önemli olan iyi bir insan olmak” sözleriyle kendini anlatıyor. Anlatılanlara göre o bölgede çok güçlü bir ağa olan dedesi babaannesine âşık olmuş. Babaannesi önce “Ben Müslüman’la evlenmem” diyerek reddetmiş. Ancak sonra “Eğer sana söyleyeceğim 10 Ermeni çocuğunu kurtarırsan evlenirim” şartı koşmuş. Şartı kabul eden dedesi sözünde de durmuş. Yüksel Bey “Bugün birçok insan abartıyor “diyor, “Ermeni kökenliler hakkında kitaplar yazıp Almanya’da yayınlıyor. Oysa mesela o kişinin bizim hakkımızda yazdıkları yalan. Kaldı ki o zamanki şartları bilemiyoruz. Neticede hep beraber yaşıyoruz.”
Mardin’de esnaf ve Belediye Meclis Üyesi olan Aslan Kerelti de babaannesi Nazo’nun Ermeni olduğunu gururla söylüyor: “Babaannem tehcir sırasında 3–4 yaşındaymış, Bitlis tarafından gelmiş ve bizimkilere sığınmış. Sonra büyüyünce büyük dedem oğluyla evlendirmiş ve Müslüman olmuş. Çok güzelmiş. Babaanneme benzer çok var buralarda” diyerek bir gerçeğin altını çiziyor.

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 117. sayısında bulabilirsiniz!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: