İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Çok tutarlı bir parti: CHP

Devlet kurduğunu’, ‘ulus’ yarattığını düşünen bir partinin bu tarihsel yükü gururla taşımasından ve sorumluluğunun bilinci içinde davranmasından daha doğal ne olabilir? Nitekim CHP de bugün kendi aslına dönmüş, tutarlı bir çizgide karar kılmış gözüküyor. Birçokları Baykal’ın söylem ve taktiklerinin sağduyu yoksunu olduğunu düşünseler de, bunlar hala CHP’nin ‘sosyal demokrat’ olduğunu sananlardan ibaret bir azınlık. Türkiye genelinde geçerli olan algılamaya göre ise, CHP ne olduğu ve ne yaptığı son derece açık olan, gerçekten tutarlı bir parti. Nitekim bir siyasi partinin sahip olması gereken üç özelliğin üçü de CHP’de mevcut.

Bunlardan birincisi partinin ideolojik konumu ve temel meseleler karşısında aldığı pozisyonlardır. Duruma göre değişen içi boş yuvarlak lafların tekrarından ibaret bir söylemle ‘sosyal demokrat’ görünmeye çalışan CHP, artık doğru yola girmiş gözüküyor. Çünkü aslını inkar etmenin de çok yararı yok… Bugün CHP istikrarlı devletçi talepleri nedeniyle, sosyalist enternasyonelden atılması için hakkında imza toplanan bir parti. CHP’nin ideolojisi artık faşizan bir merkeziyetçilikle, oportünist kaypaklık arasında gidip geliyor ve bu dalgalanma partinin hem reflekslerini hem de bilincini yansıtarak tutarlı bir ideolojik yaklaşım oluşturuyor. Pozisyon olarak ise, askeri darbeye davet çıkarmaktan, gayrımüslim vakıf mallarının iadesinin önlenmesine uzanan ilkeli bir yelpaze sergilenmekte…

İkinci olarak, bu partinin toplumsal bağı da artık solla ilintisi olmayan kesimleri ima ediyor. Aynen CHP gibi, Türkiye’nin laik kesimi içinde totalitarizm üzerinden siyaseti öldürmek, toplumu bastırmak isteyen bir kitle var. Ve önümüzdeki seçimler laik kesimin bu otoriter zihniyetli kanadı ile partisinin buluşmasını ifade ediyor. Ne var ki bu organik bağ, aynı zamanda toplumun dışında kalan bir cemaatin içe kapanarak marazi hale gelmesinin de ifadesi. Dolayısıyla bugün CHP oylarını artırırken, gerçekte kendisini apolitik yapan bir sürecin de parçası oluyor ve böylece askere tutunarak siyaset ‘üstü’ hale geliyor. Ama doğruyu söylemek gerekirse devleti kuran partiye de bu yakışır… Nereye gideceği belli olmayan topluma bağımlı kalmaktansa, ebedi bir varlık olan devletin parçası olmak faşizan bir parti için daha doğru değil mi?

Nihayet bir siyasi partiyi tanımlayacak üçüncü nokta, tabanın talepleri ile ideolojik duruşu bütünleştiren somut politikaların üretilmesidir. Örneğin cumhurbaşkanlığı konusunda CHP’nin takındığı tavır bunun iyi bir örneği… Cumhurbaşkanı seçimini olanaksız kılan her şeyi destekleyip şimdi de “cumhurbaşkanı seçimini engellemek anayasa suçudur” diyebilmek; “cumhurbaşkanını yeni meclis seçsin” deyip, şimdi de “meclis dışından olsun” demek; sürekli ‘uzlaşma’ lafı ederken, uzlaşmadan kaçmak… Hepsi son derece tutarlı davranışlar. İnsanlar CHP’yi sosyal demokrat sandıkları için bunları tutarsız buluyor, ama bu partinin ahlakı araçsallaştıran totaliter eğilimini veri aldığımızda mesele aydınlanmakta.

Bence Türkiye’nin CHP’ye teşekkür borcu var… Düşünün ki devleti kurmuş olan bu parti, seçilecek müstakbel cumhurbaşkanının askeri tatmin etmesi gerektiğini söylüyor. Yani orduyu uzlaşma aranan siyasi bir aktör haline getirmek uğruna, kendisini siyaset dışına itecek kadar fedakar… Ama öte yandan da bir o kadar tutarlı! Çünkü CHP’nin zaten toplumla herhangi bir ilişkisi yok. O devletin partisi… O kendisini devlete beğendirmeye, onun oyunu almaya çalışıyor. Bu nedenle de devletçiliğe sarılıyor ve bu devletçiliğin faşizme doğru uzanmasından da doğal olarak hiç gocunmuyor. Evet… CHP’ye toplum olarak teşekkür etmeliyiz… Kendisini deşifre ettiği için, Türkiye’de devletçiliğin ne olduğunu gösterdiği için, böylesine tutarlı olduğu için…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: