İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Agassi veda ediyor

Sevin Okyay

Aslında önceki gün Eurosport’ta Mauresmo’nun maçını izliyordum. Yağmur yüzünden tamamlanamadı, zaten Mauresmo da ikinci sette 5-2 gerideydi. Barrois’nın oyunu nedense ona ters gelmiş görünüyordu. Bu vesileyle, İngilizce Eurosport’taki çok şey gibi, İngilizlerin tenis yorumlarını da özlediğimi beyan edeyim. Neyse, maç başlamadan, eğlenceli olduğu iddiasıyla başka maçlardan görüntüler verdiler. İlk maç, Agassi’nin maçıydı. Andrei Pavel’i yendiğini görüp içimiz ferahladı. Dün sabah maçın tamamını da görmek nasip oldu. Üçüncü setten 4-0’dan geri dönüşünü izlemek harikaydı.

Onun başlarda elenmesini istemiyoruz, çünkü sekiz gran slam’li Andre Agassi bu yılki Amerika Açık Tenis Turnuvası ile aktif spora veda ediyor. Wimbledon’da bu kararını açıkladı. Önceki gün ise ilk seti aldı, ondan sonra ‘tie-break’lerle falan üç seti kendi hanesine yazdırmayı başardı. Pavel, kendisinin yorulduğunu, Andre’nin ise halen kortlardaki en formda tenisçilerden biri olduğunu söylüyor. Sırtının onu yıllardır rahatsız ettiğini de unutmayalım. Andre ise, Arthur Ashe’i dolduran ve üç saat 31 dakikalık maçın ardından onun zaferine sevinip neşelenen 23 bin 736 seyirciyle konuşmuş. “Siz beni hayatım boyunca çok şeyden çekip çıkardınız” demiş.

Doğrusu, ilginç bir hayattı. Her şeyden önce, Amerikan döneminde Connors ve McEnroe ile birlikte altın dönemin diğer temsilcisi Pete Sampras’la ile, göz kamaştırıcı bir tarihleri var. Zaferleri, yenilgileri, aşkları, ikisinde de zaman zaman görülen ‘basübadelmevt’ durumları, onları garip bir ortak tarihin sahibi yaptı. Hem de kişi olarak birbirleriyle taban tabana zıt oldukları halde. Sampras, son Amerika Açık’ında ezeli-ebedi rakibi Andre’yi yenmiş ve “Bir Amerika Açık Turnuvası’nda Andre gibi bir rakibi yenmek, masallara yakışır bir final” demişti.

Agassi bundan önce kalitesine uygun bir tenisi son olarak geçen yılın Amerikan Açık’ında oynamış, finale kadar gelmiş, hatta Roger Federer’den bir set de almıştı. 1986’dan beri bu turnuvayı tek bir yıl kaçırmadı. İki kere kupayı aldı, dört kez de final oynadı. Son yıllarda durumu hiç de parlak olmayan 36 yaşındaki Agassi acaba, dört yıl önce Sampras’ın onu yenerek yaptığı gibi görkemli bir finalle meslek hayatını noktalayabilecek mi? Pavel (o da 32 yaşında) maçındaki performansına bakarsanız, en azından çeyrek finale gelecek gibi görünüyordu ama, bir sonraki rakibinin Kıbrıslı Marcos Baghdatis olması işi zorlaştırıyor.

Andre Agassi tenis dünyasına adım attı atalı bir fenomen olmuştur. 16 yaşındayken omuzlarından aşağı inen altın parıltılı saçları ve kot şortlarıyla genç kızların yüreğini ağzına getirirdi. Babası onu acımasız bir disiplinle yetiştirmişti, mazbut ve centilmendi. 20’sinde Wimbledon’u kazandığında büyük tenisçi olmaya adaydı. Oysa o Nike ve Canon’un poster çocuğu olmayı tercih etti. Kalplerin Fatihi yeniyetme döneminden İmaj Yapıcı dönemine geçti. Sonra 1994’te Zen Üstadı olarak geri döndü. Artık acımasız bir tenisçi olmaya karar vermişti. Tam Bir Numaralı Kötü Çocuk sıfatıyla ortada dolaşıyordu ki, Pete Sampras onu birkaç darbeyle kendine getirdi. Havası kaçan Agassi, Brooke Shields’de teselli aradı. Âşık oldu, evlendi, 1997’nin sonunda 141’inci sıraya düştü. Brooke’ın aşkının ‘sıra’sını sarsmadığını iddia etse de, ondan ayrıldıktan kısa süre sonra gene listenin başına yükseldiği bir gerçek. Sonra bir meslektaşıyla, Steffi Graf’la evlendi, Jaden Gil adında ördek yavrusu gibi bir oğlu var. Mutlu görünüyor. O ve Graf tenis tarihinin dört grand slam’ini de kazanıp aynı zamanda olimpiyatta altın madalya alan yegâne oyuncuları. Agassi’nin hepimize veda etmeyi planladığı bu yılki Amerika Açık’ta hem Steffi ile Jaden’e, hem bize bir armağan sunmasını isterdik.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: