İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Pozitif Ayırımcılık

Pozitif ayrımcılıktan söz etmeden önce, negatif ve pozitif haklardan söz etmek doğu olur. “Negatif hak, bir toplumda ayırım yapmadan azınlık- çoğunluk demeden herkese tanınan haklardır; ör. Mülkiyet, seyahat, oy verme, vs. gibi. Pozitif hak ise, yalnızca ‘dezavantajlı’ gruplara mensup bireylere verilen haklardır; ör. Kendi okulun açıp orada kendi dilinde eğitim yapmak, kadınlara kimi yerlerde yönetim kontenjanı tanımak, gibi. Çünkü bir azınlık grubunun farklı özelliklerini koruması zaten güçtür. Onlar ancak özel birtakım haklara sahip olurlarsa çoğunlukla gerçekten eşit olma şansını yakalayabilirler.” (1)

Pozitif hak verilmesinde temel amaç çağdaş insan haklarının ana kuralı olan eşitlik ilkesinin gerçekleşmesidir.

Pozitif Ayrımcılık “İnsan olarak hepimizin geliştirebileceğimiz özelliklerimiz olduğu kadar, değiştiremeyeceğimiz özelliklere de sahibiz. Ayrımcılık kavramı, doğuştan sahip olduğumuz özellikler temelinde ortaya çıkar. Sosyal, ekonomik ve politik alandan doğuştan taşıdıkları özellikler yüzünden dışlanmış azınlıkların dışlanmışlıklarını bir ölçüde azaltmak ve uzun vadede engellemek adına ortaya çıkan pozitif ayrımcılık kavramı, ayrımcılıktan kaynaklanan eşitsizliği, dışlanmış gruplara problemin kaynağına göre daha farklı haklar vererek çözmeyi hedefler.” (2)

Kadınlarla ilgili pozitif ayrımcılık ise, 20.Yüzyılın sonlarında kadınlara verilen hakların kağıt üstünde kalması nedeniyle gündeme gelen bir kavramdır. Amaç kadınlara negatif haklarını kullanmalarını sağlamak ve eşitlik ilkesini gerçekleştirmektir. Kadınlara yönelik pozitif ayrımcılığın kaynağı BM “Kadınlara Karşı Her Turlu Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme’nin (3)” 4. Maddesinin 1. fıkrasıdır.

“Madde 4. 1.- “Erkekler ile kadınlar arasındaki eşitliği fiilen gerçekleştirmeyi hızlandırmak için Taraf Devletlerin aldıkları geçici tedbirler, bu sözleşmede tanımlanan bir ayrımcılık şeklinde görülemez; ancak bunlar hiçbir şekilde eşitlikçi olmayan veya farklı türden standartların sürdürülmesi sonucunu doğurmaz; fırsat ve muamele eşitliğini sağlama amacı gerçekleştiğinde uygulanmasına son verilir” (4)

Çeşitli nedenlerle toplumun yarısını meydana getiren kadınlar yönetimde %5’ler seviyesinde temsil ediliyorsa burada bir yanlışlık, bir eşitsizlik olduğu acıktır. Bu nedenle BM üyesi 81 ülkede kadınlar için kota uygulaması yapıldığı bilinmektedir. (5) Türkiye’de ise kadınlar için pozitif ayrımcılık mecliste reddedilmiştir.

Asil konumuza dönersek, özellikle son yıllarda çok iyi eğitimli genç kızlarımız, kadınlarımız olduğu halde, maalesef cemaat yönetiminde kadın göremiyoruz. Bu Ermeni toplumu için gerçekten ciddi bir ayıp, giderilmesi gereken önemli bir yanlıştır. Anadolu’da bile asırlarca birlikte gülüp, birlikte ağlayan, birlikte dans eden, birlikte göbek atan Ermeni toplumunun içinde yaşadığı Müslüman topluma benzeyerek, kadını dışlaması, en hafif deyimle görmezden gelmesi kabul edilemez. Sevgi yemeklerinde (Madaglarda), ağırlamalarda gece gündüz demeden çalışan kadınlarımızı, iş vakıf hatta dernek yönetimine gelince yok saymak büyük bir haksızlık. Sadece yönetimde değil, oturma yerinde bile negatif ayrımcılık yapılıyor. Örneğin sevgi yemeklerinde, onurlandırılmak istenen hayırseverler eşlerinden ayrılarak ayrı bir masaya oturtulur. Neden? Çünkü kadındır, başka açıklama yok. Hayırsever (Parerar) onurlandırılıyorsa, eşinin de ayni şekilde onurlandırılması gerekmez mi? Yapılan bağışın yarısı da onun değil mi? Yöneticilerimiz isterlerse bu yanlışı kolayca düzeltebilirler, herkes eşinin yanında aynı masada oturur. Ermeni toplumu maço toplum anlayışından kendini kurtarmak zorundadır. Bunun için kadınlar kadar, çağdaş insan haklarına inanan erkeklerin de mücadele etmesi gerekir.

Ne yapmalı? Önerim şu pozitif ayrımcılık yapalım ve kızlarımıza, kadınlarımıza vakıf yönetimlerinde asgari kotalar tanıyalım. Örneğin 7 kişilik bir yönetim kurulunda en az iki, 11 kişilik yönetim kurulunda en az 3 kadın bulunmasını zorunlu hale getirelim. Mazeretleri tahmin ediyorum: “toplantılarımız gece oluyor, kadınlar katılabilirler mi?” Evet, hiç sorun yok, sevgi yemeği için gece çalışan kadınlar gece toplantıya neden gelemesin? “Kadınlar bu işlerden anlar mı?” Erkekler anlar mıydı? Okuluna mı gitti, eğitimini mi gördü? Erkekler ne kadar anlıyorsa, kadınlar da en az o kadar anlar. “Aday bulamayız, kimse görev almak istemez”. Bu doğru değil, birçok vakıf seçiminde olduğu gibi tek listeyi yaparken isterseniz bal gibi bulursunuz. Bulamıyorsanız ben söyleyeyim, kadınlar kolu başkanı ve başkan yardımcısını alın yönetime. Olmadı derseniz, eşinizi, kızınızı alın yönetime yeter ki artık vakıflarımızda derneklerimizde kadın gözü de bulunsun. Ben bir hastane, bir okul yönetiminde kadın olmamasını, kadın gözünün ve bakışının bulunmamasını çok büyük bir eksiklik ve yanlışlık olduğunu düşünüyorum.

Bu yazıyı kaç kişinin okuyacağını bilmiyorum. Okuyanların toplumda ne kadar etkili oldukları konusunda da fikrim yok. Gelecek yıl pek çok vakıfta seçimler var. Bu yazıyı okuyup onaylayan herkese düşen görev tanıdığı her vakıf ve dernek yöneticisine konuyu açmak ve onları ikna etmeye çalışmaktır. Eğer bu pozitif ayrımcılığı bir gelenek haline getirebilirsek, bu uzun dönemde Ermeni toplumunu gelişmesi ve çağdaşlaşması açısından büyük bir başarı olacaktır.

Yazı yine uzadı. Son olarak beni üzen bir konuya yer vermek istiyorum. Genç kızlarımızın artık çok büyük bir bölümü yüksek eğitimli, iyi üniversitelerde iyi eğitimler alıyorlar. Bunların çok büyük bir bölümü iş sahasına çıkıp diplomasinin hakkını verip iş arıyor, çalışıyor, üretiyor. Ancak bunların bir bolumu var ki, diplomayı alıp mutfağına asıyor ve iyi bir evlilik bekleyerek ya da iyi bir evlilik yaparak çalışmayı bırakıyor. Diploma bir çeşit iyi evlilik için araç görevi yapıyor. Hatta bazı Anadolu kökenli ailelerde baba ya da eş varlıklıysa çalışmak ayıp bile sayılıyor. Bu gerçekten çok ilkel ve çok yanlış bir bakış. En az 15 yıl dirsek çürütüp, emek, zaman ve para harcayıp elde edilen diplomanın kullanılmaması, bir süs bir gösteriş unsuru olması gerçekten acıklı ve üzücü. Lütfen bütün kadınlarımızı çalışmaya teşvik edelim ama öncelikle yüksek eğitimli genç kızlarımızın çalışma hayatına atılması için yardımcı olalım, destek verelim. Toplum hayatında da aktif roller yüklenecek başarılı iş kadınlarımız toplumuzun geleceği için de önemli bir garanti olacaktır. Çalışmak, üretmek neden ayıp olsun? Unutmayalım geri kalmış toplumların tümünde kadın ikinci plandadır. Biliyorum şimdi şu soru sorulabilir: Ne yani toplumlar kadınlar ikinci planda kaldığı için mi geri kalmışlardır? Bu sorunun cevabi zor, toplumlar geri kaldıkları için mi kadın ikinci plandadır, yoksa kadın ikinci planda olduğu için mi toplumlar geri kalmıştır bilinmez. Kesin olan bir şey varsa, her iki durumda da kadının ikinci planda olmasının yanlışlığı acıktır.



1 Türk Diş Politikası, Cilt 1 Editör: Baskın Oran; Sayfa:133-

2 http://www.insankaynaklari.com/CN/ContentPrint.asp?BodyİD=4100

3 Genel Kurulun 18 Aralık 1979 tarihli ve 34/180 sayılı kararıyla kabul edilmiştir.

4 Temel Belgelerde İnsan Hakları;Muharrem Balcı-Gulden Sönmez- Danışman Yayınları 2001

5 http://www.bianet.org/2006/04/21/78022.htm

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: