İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Lübnanlı Ermeniler Türklere ‘Evet’ demeli

Berlin duvarının, özellikle de Sovyetlerin yıkılışından itibaren Ermeni sorunu, 80’lerin sonu ve 90’ların başındaki değişimlerin ışık tuttuğu konular dizisi içinde benim için özel ilgi alanı oluşturdu.

Cihad Elzeyn*

NTV-MSNBC

Güncelleme: 11:24 TSİ 29 Ağustos 2006 Salı
BEYRUT – Bağımsız Ermeni devleti 1991’de Sovyetlerin yıkılması sonrası doğmuş ve bu devletle birlikte 90’lı yıllar boyunca her biri farklı renklerde iki ayrı Ermeni akımı baş göstermişti. Bir akım, bağımsızlığın, Ermeni devletinin inşasına yoğunlaşmayı ve başta bütün zorluğuna rağmen Türkiye ile düşmanlık olmak üzere önceki bütün düşmanlıkların bırakılması için çalışmayı gerekli gördüğü kanaatinde. İkinci akım ise kurulan Ermeni devletini küçük Ermeni devleti olarak görüyordu.

Bu ikinci akım, yeni devleti Azerbeycan’la kapsamlı bir savaşa sürüklemekte başarılı oldu. Savaş Ermenilerin Karabağ’ı ve Azerbeycan’ın üçte birini kontrollerine almalarıyla sonuçlandı. Azerbeycan da yeni kurulan bir devletti ve ezici çoğunluğu Şii Türklerden oluşuyordu.

Beyrut ise özellikle de 19’uncu yüzyılın sonlarında kurulan ulusal parti Taşnak’ın beslendiği nüfuzun liderliğindeki Ermeni diasporasının ikinci akımının başkentiydi. Los Angeles ve bazı Amerikan kentleri de genel olarak birinci akımın başkentleri iken Paris Ermeni diasporasında iki akım arasında kalmıştı.

Diaspora başkentleri arasındaki bu taksimin yüzde yüz doğru olduğunu ifade edemem ancak geçen yüzyılın 90’larında Beyrut, Ermeni halkının 20’inci yüzyılın başlarında maruz kaldığı büyük felaketlerden etkilenmiş ulusalcı söylemleriyle Ermenilerin ‘klasik dünyası’ görünümündeydi. Kuzey Amerika, Los Angeles ve diğer bazı Amerikan metropolleri yeni Amerikan Ermeni neslinin çevresiydi.

Acaba Lübnan’ın saygın partisi Taşnak’ı Türkiye’nin 1701 nolu Güvelnik Konseyi kararı gereği uluslararası güce katılımı ihtimali konusunu kaşımasına sürükleyen bu ‘klasik dünya’ mı? 1701 nolu karar bu uluslararası gücün genişletilmesini ve Lübnan ordusuyla birlikte toprakları içinde Litani nehrinin güneyinde güvenli bölge kurmaya başlamasını öngörüyor.

Burada Ermeni dostların bireysel veya cemaat olarak bu konuda istedikleri tutumu alma haklarını inkar etmiyorum. Fakat medyatik ve siyasi dolduruşlarla hareket eden Ermeni çevrelerinin kendilerinin bir parçası olduğu Lübnan devletinin ‘yüksek çıkarları’ açısından meseleyi el almadıkları görülmüştür.

Bu Ermeni çevreleri Lübnan’a özellikle de güneye nasıl bir Türkiye’nin geleceğini sordu mu acaba? Türkiye Ege’den Akdeniz’e ve Kıbrıs’a kadar uzun dönemdir stratejik düşman olarak gördüğü bir ülkeyle yani Yunanistan’la AB kanalıyla akılcı hatta uzlaşmacı bir sürece girdi.

Denebilir ki şayet Kıbrıs sorunu ‘muallakta’ olmasaydı Türkiye-Yunanistan ilişkileri iki ülke arasındaki bazı su sınırları sorunlarına rağmen yeni bir gelişim içine girerdi.

Dahası Türkiye’nin katılımı planındaki temel kriter, Lübnan’ın çıkarlarıdır. Yani Lübnan’ın ulusal çıkarları Türklerin bu güce katılımını öngörmektedir. Türkiye’nin katılım yönünde karar alması için Ankara’yı cesaretlendiren Lübnan devletinin istediği bu yapıcılık, Lübnan devletinin İsrail’le olan sınırlarında egemenliğini yeniden sağlamak, hatta genişletmek değil midir? Ki böylelikle son maruz kaldığımız, halk ve devlet olarak sabrettiğimiz İsrail saldırılarının tekrarlanmasının önüne geçecek istikrar bölgede sağlanabilsin.

Boyutu ne olursa olsun katılım fikrini ele alan Türkiye, Lübnan devletinin uluslararası ‘kulübün’ bir parçası olmasını isteyen ülke değil mi? Suriye ile sağlam, İran’la dengeli, 2003 Irak savaşında ABD’den ‘bağımsız’ olduğunu ispatlayan ve AB’nin bir parçası olmaya doğru giden Türkiye’nin katılımı, 19’uncu yüzyılın düşüncelerinden uzak durmakla birlikte Lübnan devletinin ‘yüksek çıkarlarının’ ihtiyaç duyduğu bir katılımdır.

Ermeni dostlar, biz Arapların, rolümüz gereği ve bazen siyasi, ekonomik ve fikri tartışmalar kanalıyla ve yeni kriterler kapsamında İsrail’le olan çekişmemizle ilgili söylemlerimizi yeniden düzenlemeye çalıştığımızı biliyorlar. Araplar olarak Filistin sorununa adil çözüm, Golan tepelerinin ve şu an yeniden işgal edilen Lübnan topraklarının iadesi sorası demokratik devletin kurulmasıyla ‘çağın gerçeklerine’ adaptasyon için İsrail’le çekişmede temsil edilen ulusalcılık meselesini aşmaya çalışıyoruz.

Ermenilerin en modern ve barışçıl renklerinden birini oluşturduğu Lübnan, şu an yaşadığı sıkıntıdan yaratıcı ve akılcı bir denklemle çıkmaya çalışıyor. Sembolik olsun veya olmasın Türkiye’nin uluslararası güce katılım düşüncesi, bazı Ermeni muhaliflerinden Lübnan’ın ‘yüksek çıkarları’ için dikkate almalarını istediğimiz ‘yeni düşüncenin’ unsurlarından biridir.

*Lübnan’da yayımlanan El Nehar gazetesi, 24 Ağustos 2006

Arapça’dan çeviri: Halil Çelik

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: