İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kendi yalanlarının kurbanı ülke

Ayşe Önal

Bizi kendimiz için yarattığımız ilizyonlar kadar hiç bir şey vurmadı. Önce ilizyonları üreten, sonra ürettiklerine tapan bir toplum olarak yaşıyoruz.

İlizyon; cennet ülke Türkiye..

Cennete bir bakalım! Tahmin edin, ne görürsünüz? Sokaklarında kümeler halinde işsiz genç erkeklerin volta attığı kocaman bir cezaevi görürsünüz. Ömür gününü doldurmaya çalışan bomboş insanlar. Kendisini ifade edememiş, etmenin bir yolunu bulamamış umutsuz, gergin ağır hasarlı genç erkekler… Öylesine dolaşıp dururlar…

Yirmi yıl önce Anadolu’da dolaşırken uçsuz bucaksız yollarda nereden gelip nereye gittiği belli olmayan yorgun köylüler görürdük. Bilinmeyen bir noktaya doğru öylesine yürürlerdi. Şimdi kentleştik. Nereden gelip nereye gittiği belli olmayan köylüler yok ıssız yollarda. Çılgın kalabalıklar arasında kimsesiz genç erkekler var. Kızları okula göndersiniz ne yapacaksınız, okula gönderdiğiniz erkekleri hayata üretime vermiş gibi kızları göstermelik dert ediyorsunuz. İsterseniz Trabzon caddelerinde bir kaç saat dolaşın. Bahsettiğimden daha vahim bir manzara göreceksiniz. Bir şehrin resmi nüfusu ile gayri resmi nüfusu arasında bir uçurum varsa bu uçurumu resmi ağızlardan duyuyorsanız, bir tuhaflık yok mu sizce de… İşsizliğin, nüfusun gerçeğin resmisi gayri resmisi olur mu?

İnsanları hasarlı bir ülkede topraklar cennet olabilir mi? Kendi kendimize söylediğimiz kocaman bir yalan. İnanmaya devam ederek kendimizle karşılaşmaktan korunuyoruz. Yalan bizi kendimizden gerçeğimizden koruyor.

İlizyon Müslümanlar en temiz insanlardır. Mardin’de yamacın en dik yerinde kurulu Dayrul zafaran kilisesine gidin. Çoğu yaşlı on beş son Süryani o kiliseyi tek bir şikayette bulunmadan her gün pırıl pırıl temizler. Ziyaretçiler bu tertemiz taş yapıya en ufak bir zarar vermemek için özen gösterirler. Çünkü sahipleri kendi kutsal mekanlarına öyle bir saygı göstermekteler ki, ziyaret edenler de aynı havadan etkilenirler.

Yine Mardin’de, Cizre’ye giden ana yol üstünde Müslümanlar için kutsal kabul edilen sultan Seyhmus türbesi vardır ve rivayetlere göre Sultan Seyhmus peygamber soyundan bir evliyadır.

Dört bir yanı çoğu işi gücü olmayan Müslümanla çevrili bu kutsal mekâna dua etmek için bile giremezsiniz. Pislik ve bakımsızlık öylesine içinizi bulandırır ki, dindarlığınızı ertelersiniz. Hadi diyelim inancı için biri cesaret etti ve girdi, mutlaka hastalık kaparak çıkacaktır. İnançlar arasındaki farkı, temizlik üstünden açıklamaya kalkarsanız ilizyon kökten çökmüyor mu? Ama bunu konuşamazsınız, çünkü konuşmak din düşmanı kabul edilmeniz için yeterlidir.

İlüzyon, ülkemizin ne kadar hoş görülü ne kadar barışık olduğudur. Türk nüfusundaki devasa artışla, Türkiye’deki diğer toplulukların sessiz azalışı arasındaki orana bakarsak, hoş görü katsayımızı anlamak da mümkündür.

‘Van doğunun medeniyet başkenti’. Her düzmece nutukta böyle bir cümle geçer. İhmal edilmiş, yoksul kalmış bir eski medeniyet… Eskinin görkemi ile avunmak sonradan düşmüşlere mahsus bir avuntu. Haydi Van’ın doğulu olmak gibi her sorumluluğa deva bir mazareti var. Edirne’ye ne demeli?

Edirne’de görmeden gelmenin ancak vicdanı körlere mahsus olabileceği bir cehennem çöplüğüne rastladık. Şehrin kıyısında… Açık şehir çöplüğüymüş. Çok övünülen imparatorluk başkenti… Şehzadeler mektebi Edirne öylesine zavallı öylesine pespaye görünüyordu ki, sözcükler yetmiyor. Rüzgârın boş topraklarda sürüklediği milyonlarca kirli çöp poşeti ile süslenmiş atık mezarlığı…

Bakmadığın topraklar için ölenleri ansan kaç yazar? Bakmadığın topraklar için ölsen kaç yazar? İnsanında hasar toprakta enkaz, caddelerinde umutsuz genç erkekler, şehirleri devasa çöp mezarları…

Dertlere kör, yalanlara esir ülke… Neresine dokunsan orası yaralı ülke… Kendi yalanlarının kurbanı ülke…Benim ülkem…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: